<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855</id><updated>2011-07-31T03:32:15.712+03:00</updated><category term='Dua'/><category term='Peygamberler Tarihi'/><category term='Miraç'/><category term='Şeytan&apos;ın kandırma oyunları'/><category term='Kâbe'/><category term='Namaz Oruç Hac'/><category term='Mucize'/><category term='Kur&apos;an-ı Kerim'/><category term='Sabır'/><category term='Adem ile Havva'/><category term='Peygamberlik'/><category term='Cebrail'/><category term='Mekke Medine Hicaz'/><category term='Göğe Yükselme'/><category term='İslam Tarihi'/><category term='Kavimlerin Helakı'/><category term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><title type='text'>Peygamberler Tarihi - Enbiya - Hz Muhammed -Peygamberler Tarihi Halifeler- islami bilgiler</title><subtitle type='html'>Peygamberler Tarihi, Enbiya Tarihi, Siyer-i Nebi, Peygamberler Tarihi Hz. Muhammed Peygamberimiz ve bütün peygamberlerim hayatları ve mücadeleleri...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>73</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-912746262325824778</id><published>2008-05-14T13:41:00.030+03:00</published><updated>2009-06-01T08:43:26.865+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kâbe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mucize'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--index</title><content type='html'>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8tUBTTkJ1Pk/SB13U_ceSKI/AAAAAAAAAMY/ok5-UfYY3s0/s1600-h/besmele.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5196440747567368354" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8tUBTTkJ1Pk/SB13U_ceSKI/AAAAAAAAAMY/ok5-UfYY3s0/s400/besmele.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Esirgeyen ve Bağışlayan Allah'ın Adıyla&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;HOŞGELDİNİZ.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;PEYGAMBERLER TARİHİ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5196383233660307538" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8tUBTTkJ1Pk/SB1DBPceSFI/AAAAAAAAALw/RJIsLCIhtck/s400/pinkrosemuhammad1qh2ez7.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#0033cc;"&gt;Bu sitede, Hz. Adem (a.s) ile başlayıp, Hz. Muhammet (s.a.s) ile sona eren &lt;strong&gt;Peygamberler Tarihinin&lt;/strong&gt; kısa bir hikâyesini bulacaksınız. Yararlanabilmeniz dileğiyle... &lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Sağdaki menüde gördüğünüz sayfa bağlantılarını kullanarak, sitemizin sayfalarında dolaşabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#0033cc;"&gt;Sitedeki yazıları kendi sitenize eklemek isterseniz, lütfen kaynak belirtmenizi ve sitemize bir link vermenizi rica ediyoruz. Böylece daha çok kişinin yararlanmasına yardım etmiş olacaksınız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Tabii, sitenizin özgün içerik dışında malzeme kullanmaması açısından en iyisi, buradaki yazılara sitenizden &lt;strong&gt;link&lt;/strong&gt; vermektir. Bu yöntem, sitenizin arama motorlarındaki itibarını ve sırasını yükseltecektir.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#0033cc;"&gt;Ayrıca, sitemizde yer alan video gösterilerini de, hemen altlarında yer alan "sitene ekle" bağlantısını kullanarak, kendi sitenize kazandırabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Hayırlı Günler Dileriz.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;... &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/"&gt;http://peygambertarihi.blogspot.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5196382726854166594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8tUBTTkJ1Pk/SB1CjvceSEI/AAAAAAAAALo/JM1Ux7kLJl4/s400/yol1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;div align="center"&gt;-------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu siteyi hazırlamaktaki birinci amacımız, gençlerin ve özellikle de öğrencilerin, dinsel bilgilerin temeli olan, Peygamberler hakkındaki bilgilerini pekiştirmekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette, dinsel bilgilere ve peygamberler hakkındaki bilgilere ihtiyacı olanlar, sadece gençler değildir. Zaten sitemizin ziyaretçi profili de bunu doğrulamaktadır. Sitemizi her kesimden insanların ziyaret etmekte olması, bu konudaki bilgi açlığını göstermektedir. Bu açlık, olumlu bir olaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu siteyi, esas olarak üç bölüm halinde hazırladık: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci bölümde, "peygamberlik" kavramı ve peygamberlerin ortak nitelikleri üzerine özet bilgiler sunmaya çalıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sitenin ikinci bölümünde, Hz. Adem'den başlayarak, İslâm dininde kabul edilen bütün peygamberlerin hayatlarının kısa birer özetini bulacaksınız. Bu anlatımlar sırasında, anlatımın kolay okunur nitelikte olmasına özen gösterdik. Ayrıca, bilindiği kadarıyla kronolojik bir sıra izlemeye gayret ettik. "Bilindiği kadarıyla" diyorum, çünkü bazı peygamberlerin görevlendirilme tarihleri ve sırasıyla ilgili ihtilâflar vardır. Biz burada, en çok kabul gören kronolojiyi uyguladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sitemizin üçüncü bölümünde ise, İslâm Peygamberi ve Son Peygamber Hz. Muhammed'in hayatı, nispeten ayrıntılı olarak ele alındı. Peygamberimizin çocukluğundan başlayarak, gençliği, peygamberliği, mücadeleleri, savaşları, ölümüne kadarki yaşamı, ayrı kesimlerde incelendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, Hz. Muhammed'in yaşamını anlatırken, yeri geldikçe, olayların ana hatlarını oluşturan hadislere ve Kur'an-ı Kerim ayetlerine de yer verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okurken zevk alacağınıza ve bilgileneceğinize inanıyoruz. Hepsini bir kerede okuyamayacağınıza göre, siteye her girişinizde bir bölümünü okuyarak, bir süre sitemizin devamlı misafiri olmanızdan mutluluk duyacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://peygambertarihi.blogspot.com&lt;br /&gt;PEYGAMBERLER TARİHİ - PEYGAMBERLER TARİHİ - PEYGAMBERLER TARİHİ - PEYGAMBERLER TARİHİ&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a target="_self" href="http://www.success4woman.com/01-recipe-books-special-set-with-master-resell-rights/" onMouseover="window.location=this.href"&gt;&lt;br /&gt;Success for Woman - Women Success - Online Home Business - Internet Money&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi&lt;br /&gt;Ödev - hazır ödev - hazır proje - Ödev - hazır ödev - hazır proje - Ödev - hazır ödev - hazır proje&lt;br /&gt;peygamberler tarihi, peygamberler tarihi hz musa, peygamberler tarihi hz harun, peygamberler tarihi ansiklopedisi, peygamberler tarihi indir, peygamberler tarihi kodu, peygamberler tarihi hz yakup, peygamberler tarihi video, peygamberler tarihi diyanet, peygamberler tarihi izle, peygamberler tarihi kronolojisi, peygamberler tarihi hz yahya, bütün peygamberler tarihi, peygamberler tarihi download, peygamberler tarihi kitabı, peygamberler tarihi pdf, peygamberi görmek için, peygamberimizin hayatı, peygamber efendimizin hayatı, peygamber efendimizin sünnetleri, peygamber isimleri, peygamber efendimizin güzel adları mübarek isimleri, peygamberimizin hanımları, peygamber efendimizin mucizeleri, peygamberlerin hayatı, peygamberler tarihi hz lokman, kısa peygamberler tarihi, peygamberler tarihi html, peygamberler tarihi kitap, peygamberler tarihi sesli&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-912746262325824778?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/912746262325824778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=912746262325824778' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/912746262325824778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/912746262325824778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/index.html' title='Peygamberler-Tarihi--index'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8tUBTTkJ1Pk/SB13U_ceSKI/AAAAAAAAAMY/ok5-UfYY3s0/s72-c/besmele.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-6125878604933613580</id><published>2008-05-14T13:22:00.007+03:00</published><updated>2009-06-01T01:19:54.668+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dua'/><title type='text'>Peygamberler--Tarihi-Hz. Şem'un</title><content type='html'>ŞEM'ÛN ALEYHİSSELÂM &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden olduğu rivâyet edilen mübârek zât. Şemsûn diye de zikr edilir. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem; ''Geçmiş zamanda Şem'ûn (Şemsûn aleyhisselâm) adlı bir peygamber vardı. Allahü teâlânın rızâsı için bin ay devamlı cihâd edip, silahını omuzundan çıkarmadı.'' buyurdu. Eshâb-ı kirâm; ''Keşke bizim ömrümüzde uzun olsaydı da, biz de din uğrunda Allah için cihâd etseydik.'' dediler. Bunun üzerine Kadr sûresi nâzil olup; ''Size verilen Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır (Bu gecenin sevâbı, bin ay cihâd etmenin sevâbından çoktur.) buyruldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsâ aleyhisselâm ile Muhammed aleyhisselâm arasında yaşamış olan Şem'ûn aleyhisselâm, İncil ehlindendi. İsâ aleyhisselâma indirilen, henüz bozulmamış İncil-i şerife göre amel ederdi. Kavmiyse putlara tapardı. Şem'ûn aleyhisselâm, Allahü teâlâyı inkâr eden ve putlara tapan sapık kavimle cihâd (savaş) edip, onları imâna çağırdı. Çok güçlü ve cesûr bir zât olan Şem'ûn aleyhisselâmı düşmanları türlü hilelerle şehit etmek istediler. Hangi bağla bağladılarsa, o bağı kırıp kurtuldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığı şehrin hükümdarı onu yakalatıp, köşkünün önünde asılmasını emretti. Bunun üzerine Şem'ûn aleyhisselâm, Allahü teâlâ yalvarıp; Yâ Rabbi! Dünyâda yaşamayı, kâfirlerle senin yolunda cihâd etmek için isterim. Eğer bu isteğim kalpten ve samimiyse beni kurtar.'' diyerek duâ etti. O anda bir melek gelip bağı çözdü. Şem'ûn aleyhisselâm kurtulunca, kendisine eziyet eden hükümdarı, adamlarını ve kendi hanımını cezâlandırdı. İnsanları hak yola dâvete devâm etti. Ona inanmayanlarla tek başına cihâd (harp) etti. Çok ganimet elde etti. Cihâd ederken susadığı zaman Allahü teâlâ onun için taştan gâyet lezzetli bir su akıtırdı. Bu su o içip kanıncaya kadar akardı. Kendisine büyük bir güç ve kuvvet verilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Şemun Şem'un Semun Şemsun Semsun, isa'dan sonra, Peygamberliği ihtilaflı şüpheli olanlar, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;http://www.esselam.net/peygamberlertarihi/semun.htm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-6125878604933613580?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/6125878604933613580/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=6125878604933613580' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/6125878604933613580'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/6125878604933613580'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-emun.html' title='Peygamberler--Tarihi-Hz. Şem&apos;un'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-7522890517391959517</id><published>2008-05-14T13:15:00.008+03:00</published><updated>2009-06-01T01:20:39.209+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dua'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. İşmoil</title><content type='html'>İŞMOİL ALEYHİSSELÂM &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;İsrâiloğulları'na Mûsâ aleyhisselâmın dinini tebliğ etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrâiloğulları'na gönderilen peygamberlerden. Hârûn aleyhisselâmın neslinden olup, Mûsâ aleyhisselâmın dinini tebliğ etmiştir. İşmoil aleyhisselâm peygamber olarak gönderilmeden önce, Mısır ve Kudüs arasındaki Bahri Rûm (Rum denizi) sâhillerinde yaşayan Amâlikalılar, İsrâiloğullarına musallat olmuşlardı. Amâlikalılar, İsrâiloğullarına saldırıp pekçok kimseyi öldürdüler, on binlercesini de esir aldılar. Mûsâ aleyhisselâmdan beri içerisinde Tevrât'ın bulunduğu ve İsrâiloğulları için birlik ve berâberliğin sembolü olan Tâbût'u aldılar. Bilhassa Tâbût'un gitmesine çok üzülen İsrâiloğulları dağılıp, perişan bir hâle düştüler. Kendilerine bu durumdan kurtaracak bir peygamber göndermesi için duâ ettiler. Allahü teâlâ İşmoil aleyhisselâmı peygamber gönderdi. İsrâiloğullarına Tevrât'ın emir ve yasaklarını tebliğ etti. İsrâiloğulları önce İşmoil aleyhisselâmı yalanladılar. Sonra itâat ettiler. İşmoil aleyhisselâm, İsrâiloğullarına Allahü teâlâ tarafından Tâlû'un hükümdar tâyin edildiğini bildirdi. İsrâiloğulları Tâlût'un hükümdarlığını kabul etmedi. Nihâyet çeşitli itirâzlardan sonra Tâlût'un hükümdarlığını kabul ettiler. İçerisinde Tevrât'ın bulunduğu Tâbût'u Amâlikalılardan alıp, İsrâiloğullarına getiren Tâlût, İsrâiloğullarından büyük bir ordu kurdu. Amâlikalılara karşı harbe hazırladı. İşmoil aleyhisselâm Amâlikalılara karşı harbe giderken bir nehirden su içip içmemekle imtihân edileceklerini bildirdi. Bahsedilen nehre gelince, Tâlût'un emrini dinlemeyip nehirden su içen İsrâiloğullarından bazıları imtihanı kaybedip perişan ve sefil hâlde geri döndü. Aralarında Dâvûd adlı bir gencin de bulunduğu Tâlût'a itâat eden az sayıda kimse nehri geçip Amâlika kavmine gâlip geldi. Amâlika kavmi hükümdarı Câlût'u, Dâvûd adlı genç öldürdü. Nihâyet İsrâiloğulları düşmanlarına gâlip gelip kuvvetlendiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşmoil aleyhisselâm İsrâiloğullarına on bir sene peygamberlik yaptı. Peygamberliğin 11. senesinden sonra Tâlût'u İsrâiloğullarına hükümdar tâyin edip elli iki yaşında vefât etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Yuşa, Yeşu, Peygamberliği ihtilaflı şüpheli olanlar, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;http://www.esselam.net/peygamberlertarihi/ismoil.htm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-7522890517391959517?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/7522890517391959517/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=7522890517391959517' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/7522890517391959517'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/7522890517391959517'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-imoil.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. İşmoil'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-414349161827213075</id><published>2008-05-14T12:30:00.006+03:00</published><updated>2009-06-01T01:21:18.269+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mucize'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Yuşa</title><content type='html'>YÛŞÂ ALEYHİSSELÂM &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;Mûsâ aleyhisselâmın yeğenidir. Yûsuf aleyhisselâm'ın soyundandır.&lt;br /&gt;İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Mûsâ aleyhisselâmdan sonra gönderilmiş olup Mûsâ aleyhisselâmın yeğeni veya vekiliydi. İsmi Yûşâ olup, Hıristiyanlar Yeşû  diyorlar. Kur'an'da isim olarak anılmamakla birlikte, iki sûrede adı verilmeden söz edilen kişinin Hz. Yuşa olduğu görüşü yaygındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yûsuf aleyhisselâmın neslinden gelen Nûn'un oğludur.  Annesi Mûsâ aleyhisselâmın kızkardeşidir. Yûşâ aleyhisselâm Mûsâ aleyhisselâma bildirilen dinin esaslarını insanlara tebliğ etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır'da doğan Yûşâ aleyhisselâm, Mûsâ aleyhisselâmın özel öğrencisi, hâlis hizmet görücüsü ve en yakın dostlarındandı. Mûsâ aleyhisselâm Firavun'un zulmü üzerine Allahü teâlânın emriyle kendine inanan ve tâbi olanlarla birlikte Mısır'dan Tih sahrasına hicret ederken Yûşâ aleyhisselâm da onunla beraber bulundu. Mûsâ aleyhisselâmın Hızır aleyhisselâmla görüşmek üzere çıktığı yolculukta onunla berâber bulundu. Mûsâ aleyhisselâm Hızır aleyhisselâmla karşılaşınca Yûşâ aleyhisselâm geriye döndü. Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâmın kavmine Arz-ı Mev'ûdu (Filistin ve Şam bölgesini) ihsân edeceğini bildirdi. Fakat isrâiloğulları o beldelerde  zâlim ve zorba bir kavim olan Amâlikalıların bulunduğunu ileri sürerek gitmek istemediler. Allahü teâlâ  Mûsâ aleyhisselâma vahyedip: ''Ey Mûsâ! Ben burayı sizin için memleket ve yerleşme yeri olarak yazdım; takdir ettim. Oraya git ve düşmanlardan kim varsa onlarla harp et. Zirâ onlara karşı sizin yardımcınız benim. Kavminden her koldan bir temsilci (nakib) seç al. Onlar vefâkar ve itâatkar olsunlar.'' buyurdu. Bunun üzerine Mûsâ aleyhisselâm her bir koldan iyi haber toplayan, sözünde sâdık ve vefâkar birer temsilci seçti. Bunları Eriha şehri ve ahâlisi hakkında bilgi toplamak için gönderdi. Aralarında Yûşâ bin Nûn'un da bulunduğu haber toplamakla vâzifeli kimseler Eriha'ya gittiler. O belde ahâlisinin iri cüsseli, çok kuvvetli ve kalabalık olduğunu görünce korktular. Geriye dönüp kavimlerine gördüklerini anlatarak onların harbe gitmelerine mâni oldular. Mûsâ aleyhisselâmın kavmi, gelen temsilcilerin anlattıklarını dinleyip harp etmekten vaz geçtiler. İçlerine korku düşüp, feryâda başladılar: ''Keşke Mısır'da ölseydik. Yâhut burada ölsek de, Allah bizi o zâlimlerin memleketine sokmasa, yoksa hanımlarımız, çocuklarımız ve mallarımız ganimet olarak kalacak.'' dediler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temsilciler içinde bulunan, Allahü teâlânın kendilerinden ''İsmet ve tevfik'' ile haber verdiği Yûşâ bin Nûn ile Kâlib bin Yuknâ ise kavimlerine gelip, Eriha beldesi ahâlisinin kötü hallerinden bahsetmediler. Diğer kabilelerden o belde ahâlisi hakkındaki haberleri duyanlara ise korkulacak birşey olmadığını, Allahü teâlânın yardım ve inâyetiyle Eriha'nın fethedileceğini bildirip, Mûsâ aleyhisselâma yardımcı olmaya çalıştılar. Onlara dediler ki: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey İsrâiloğulları! Cebbarların (zâlimlerin) şehrinin kapısından hemen girin (onların vücutlarının büyüklüğünden  korkmayın. Biz onları gidip gördük ve öğrendşk. Onların bedenleri büyük ve kuvvetli fakat kalpleri zayıftır. Sizinle harp etmeye rûhi mentânetleri  yoktur.) Bir defâ kapıdan girdiniz mi ( Allahü teâlânın vâd ettiği yardımın size gelmesiyle) elbette siz gâliblerden olursunuz. Siz gerçekten inanan, Allahü teâlânın vâdini tasdik eden kimseler iseniz, (Allahü teâlânın kudretine, size yardım edeceği hakkındaki vâdine, Mûsâ aleyhisselâmın peygamber olduğuna inanıyor, imân ediyorsanız, düşmanların boy ve cüsselerine bakarak aldanmayınız. Onlardan korkmayınız. Size ilâhi yardımın geleceği husûsunda ve bütün her hâlinizde) Allahü teâlâya tevekkül ediniz. ( O'na itimad ediniz. Yanlız o'na güveniniz ve cihâddan geri durmayınız.) (Mâide sûresi: 23). Fakat İsrâiloğulları onların söylediklerine inanmadılar ve Mûsâ aleyhisselâmın nasihatlerine uymadılar. Yûşâ bin Nûn ve Kâlib bin Yuknâ aleyhisselâm taş ve sopalarla öldürmek istediler. İsrâiloğulları Yûşâ bin Nûn ve Kâlib bin Yuknâ'yı taşlayıp, Mûsâ aleyhisselâma karşı gelerek Allahü teâlâ isyân edince Mûsâ aleyhisselâm üzüldü. Allahü teâlâ isrâiloğullarını kırk sene müddetle Ary-ı Mev'ûd denilen bölgeye girmelerini haram kıldığını bildirdi. ''Biz harbe gitmeyiz'' diyerek isyân eden kimseler kırk sene  müddetle Tih sahrasında şaşkın bir hâlde dolaştılar. Kırk sene içinde öldüler. Kırk senenin sonuna doğru Hârûn aleyhisselâm vefât etti. Mûsâ aleyhisselâm  vefât ederken yerine Yûşâ aleyhisselâmı halife bıraktı. Allahü teâlâ Yûşâ aleyhisselâmı da İsrâiloğullarına peygamber olarak vazifelendirdi. Bu sırada Mûsâ aleyhisselâma karşı çıkıp; ''Biz harbe gitmeyiz'' diyen kimseler ölmüş, onların yerlerine oğulları ve torunları çoğalmıştı. Allahü teâlâ Yûşâ aleyhisselâma isrâiloğullarını toplayıp Tşh sahrasından çıkarmasını ve Arz-ı Mev'ûd denilen bölgeye gidip cebbârlarla (zâlimlerle) harp etmesini emretti. Yûşâ aleyhisselâm İsrâiloğullarını toplayarak Eriha şehrini kuşattı. Kuşatma altı ay sürdü. Nihâyet bir cumâ günü akşam üzeri mûcizeler göstererek şehri fethetti. Yûşâ aleyhisselâm ve o'na inananlar Eriha'yı fethettikten sonra İlyâ (Eyliyâ) şehrini de aldılar. Bu şehrin Yûşâ aleyhisselâm tarafından fethedildiğini duyan çevre şehirlerin hükümdarlarından beşi bir araya gelip İsrâiloğullarıyla topluca savaşa girdiler. Sonunda hepsi de yenilerek hezimete uğradılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yûşâ aleyhisselâm Eriha ve İlyâ şehirlerini ve civârını fethettikten sonra Belka şehri üzerine yürüdü. Belka şehrini de fethedip, Belâk adındaki hükümdarını ve İsm-i A'zam duâsını bildiği halde Yûşâ aleyhisselâmın ordusuna karşı bedduâ etmeye teşebbüs eden, fakat ibret için dili göğsü üzerine sarkık kalan Bel'âm bin Bâûrâ'yı öldürdü. böylece Belka şehride fethedilmiş oldu. Eriha, İlyâ ve Belka şehirlerinin fethedilmesinden sonra Arz-ı Mev'ûd diye bilinen Filistin ve Şam diyarı da peyderpey İsrâiloğullarının eline geçti. Fetihler yedi sene devâm edip Kudüs şehri de Yûşâ aleyhisselâm ve ona inananlar tarafından fethedildi. Bu bölgedeki diğer şehirleri de fetheden Yûşâ aleyhisselâm batıda beş şehre gidip orayıda düşmanlardan aldı. Daha sonra Şam diyârına giderek orada yerleşmiş otuz bir hükümdarlığın beldelerini zaptetti. Putperest ve Allahü teâlâya isyân eden hükümdarları öldürtüp memleketlerini İsrâiloğulları arasında taksim etti. İsrâiloğullarını Arz-ı Mev'ûd'a yerleştiren Yûşâ aleyhisselâm, onlara Mûsâ aleyhisselâma nâzil olan Tevrât'ı okudu ve hükümlerini açıkladı. Onların Allahü teâlâya imân ve ibâdet üzere kalmalarına çalıştı. Yûşâ aleyhisselâm, Mûsâ aleyhisselâmın vefâtından sonra yirmi yedi yıl insanlara Allahü teâlânın emirlerini bildirdi. Ömrünün sonuna doğru hastalandı. Yerine Kâlin bin Yuknâ'yı halife tâyin etti. Yüz yirmi yedi yaşında vefât etti. Kabrinin Nablûs veya Haleb yakınındaki Mearre şehrinde olduğu rivâyet edilir. Yûşâ aleyhisselâm İstanbul'a hiç gelmedi. Beykoz Tepesinde ziyâret edilmekte olan kabrin Yûşâ peygambere âit olduğu söyleniyorsa da târihi bilgilere uygun değildir. Bu bir veli veyâ havârilerden birine âit olabilir. Böyle ise yine kıymetlidir. Kabrin Yûşâ peygambere âit olup olmadığını kesin olarak söylemek uygun değildir. Yûşâ aleyhisselâm karayağız, orta boylu, güzel yüzlü, iri gözlü, yassı göğüslü bir görünüşe sahipti. Yüzünün güzelliği Yûsuf aleyhisselâma çok benzerdi. Cesûr, kahraman, yiğit, harp taktik ve tekniğinde mahâret sâhibiydi. Mûsâ aleyhisselâma gönderilen Tevrât'ın hükümleriyle amel edip, insanlara tebliğ etmekle vazifelendirilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kur'an-ı Kerim'de Yuşa:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tefsir âlimleri Mâide sûresi 23. âyetinde bildirilen Allahü teâlâya imân edip, o'ndan korkanlardan iki kimseden birisinin ve Kehf sûresi 60- 65. âyetlerinde bildirilen Mûsâ aleyhisselâmın Hızır aleyhisselâmla görüşmek üzere yolculuk ettiği sırada yanında bulunan gencin Yûşâ aleyhisselâm olduğunu bildirmişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÛCİZELERİ: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Yûşâ aleyhisselâm, Eriha'yı fethetmek üzere İsrâiloğullarını topladı. Yolculuk esnâsında Şeria (Ürdün) Nehrinin suları çok olduğu için geçemediler. Nehrin üzerinde köprü de yoktu. Yûşâ aleyhisselâm duâ edince Şeria Nehrinden bir yol açıldı. İsrâiloğulları o yoldan geçtikten sonra sular tekrar eskisi gibi akmaya devâm etti. 2- Bir şehrin fethi esnâsında kuşatma uzun sürmüştü. Bütün çalışmalara rağmen surlarda gedik açılmamıştı. Yûşâ aleyhisselâm duâ etti. Allahü teâlânın kudretiyle yer sarsılıp kalenin surları yıkıldı. Yûşâ aleyhisselâm ve ona inananlar şehre girip fethettiler. 3-Yûşâ aleyhisselâm Kudüs şehrini fethetmek için muhâsara etti. Bir cumâ günü akşam üzeri güneş batarken, güneşin bir müddet daha batmaması için Allahü teâlâya yalvardı: ''Ey Allah'ım! Güneşi geri al!'' diye duâ etti. Allahü teâlânın emri ve takdiri ile batmak üzere olan güneş yükseldi. Bir müddet daha gündüz devâm edip Kudüs fethedildikten sonra battı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde bildirdiği hadis-i şerifte; ''Güneş hiçbir kimse için batmaktan alıkonulmaz. Ancak Beyt-i Mukaddesi fethetmek için gittiği gecelerden birinde Yûşâ aleyhisselâm için batmaktan alıkonuldu.'' buyuruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Yuşa, Yeşu, Peygamberliği ihtilaflı şüpheli olanlar, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-414349161827213075?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/414349161827213075/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=414349161827213075' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/414349161827213075'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/414349161827213075'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-yua.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Yuşa'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-3767199639064637009</id><published>2008-05-13T15:00:00.007+03:00</published><updated>2009-06-01T01:22:14.126+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kur&apos;an-ı Kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şeytan&apos;ın kandırma oyunları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Zamane Peygamberleri (!)</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual:&lt;/strong&gt; Peygamber efendimiz, ahir zaman peygamberi olduğuna ve ondan sonra peygamber gelmeyeceğine göre, nasıl oluyor da, Amerika’da Mısırlı R. Halife, Pakistan’da A. Kadıyani, İran’da Bahaullah, Türkiye’de birkaç kişi için peygamber deniyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;CEVAP:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Peygamber denilen kimselerin, Müslümanlıkla hiç alakaları yoktur. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: &lt;br /&gt;(Muhammed, Allah’ın resulü ve Hatem-ün-nebiyyindir [nebilerin sonuncusudur].) [Ahzab 40]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer, (Hatem-ün-nebiyyin) değil de, (Hatem-ür-rüsul) denseydi, kötü maksatlılar, (Resul gelmez, ama nebi gelir) derlerdi. Bunun için, (Hatem-ün-nebiyyin) denmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bir zındık, (Nebi gelmez, ama resul gelir) dese de, bir kıymeti yoktur. Çünkü, resullük makamında nebilik makamı da vardır. Yani her resul nebidir; fakat her nebi resul değildir. Yeni bir şeriat getiren peygambere (Resul) denir. Yeni din getirmeyip, insanları önceki dine davet eden peygamberlere (Nebi) denir. Emirleri tebliğ etmekte ve insanları, dine davette resul ile nebi arasında bir ayrılık yoktur. Resul ile nebi eşanlamlıdır. Bunun için, Peygamber efendimize, resul de, nebi de denmiştir. Mesela nebi geçen bir âyet-i kerime meali: &lt;br /&gt;(Allah ve melekleri, Nebi’ye çok salevat getirir. Ey müminler, siz de ona salevat getirin!) [Ahzab 56]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nebi de, resul de gelmez&lt;br /&gt;Demek ki, resul olan bir peygamber, aynı zamanda nebidir. (Nebi gelmez) demek, resul de gelmez demektir. Peygamber efendimiz de, kendisinin, Hatem-ün-nebiyyin veya Hatem-ül-enbiya olduğunu bildirmiştir. (Buhari) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahü teâlâ, Resulüne, (Sana indirdiğim Kur’an-ı kerimi, insanlara açıkla) buyurmaktadır. (Nahl 44)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resulullah da açıklıyor. Son peygamber ile ilgili açıklamalarından bazıları şöyledir:&lt;br /&gt;(Nebilik ve resullük sona ermiştir. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Resullerin ilki Âdem ve sonuncusu Muhammed [aleyhisselam]dir.) [Hâkim]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bana has olan 5 isim vardır: Muhammed [Yerde gökte çok övülen], Ahmed [En çok övülmüş], Mahi [küfrü silen], Haşir [önce haşrolan] ve Akib [Hatem-ül-enbiya]) [Buhari]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir hadis-i şerifte ise, ahirette kendilerinden şefaat istenen bütün peygamberler, insanları Muhammed aleyhisselama göndereceklerdir. İnsanlar da, Peygamber efendimize, (Sen Allah’ın resulü ve hatem-ül-enbiya’sın, bize şefaat eyle) diyeceklerdir. (Buhari, Müslim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevahib-i ledünniyye’de buyuruldu ki: &lt;br /&gt;Resulullahın getirdiği din, diğer peygamberlerin şeriatini nesh etmiş ve kıyamete kadar devam edecektir. Bu bakımdan, Resulullahın ümmeti, diğer ümmetlerden çok olacaktır. Peygamber efendimize ait haslet çoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her milletin peygamberi&lt;br /&gt;Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: &lt;br /&gt;(Kıyamette tebaası en çok olan Peygamber ben olurum.) [Buhari]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bütün nebilere altı hasletle üstün kılındım. Ben bütün insanlara gönderildim. Nebiler benimle tamamlandı.) [Müslim]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Her nebi, kendi kavmine gönderilmiştir. Ben ise, kızıl kara her millete gönderildim.) [Buhari]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslamiyet’ten önce, zina çok olurdu. Bir kadın, bir erkek ile uzun zaman, flört edip metres olarak yaşar, sonra evlenirdi. Hazret-i Âdem, öleceği zaman, oğlu Hazret-i Şit’e, (Yavrum, alnında parlayan bu nur, son peygamber olan Muhammed aleyhisselamın nurudur. Bu nuru, mümin, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyet et) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her resul, nebidir. Her nebi, resul değildir&lt;br /&gt;Mezhepsiz türediler, her gün yeni bir yorum getirerek, 14 asırdır bozulmadan gelen dinimizi dört koldan bozmaya, yıkmaya çalışıyorlar. Hadis-i şerifleri inkâr için adeta birbirleri ile yarış ediyorlar. Kimi hayzlı iken namaz kılınır, oruç tutulur diyor. Kimi cünüpken Kur’an okutuyor. Kimi de, akraba dışındaki kadınlarla yapılan zina günah değil, cinsel hizmet vermektir diyor. Kimi mehdi olduğunu ilan ediyor, R. Khalife, A.Kadıyani, Bahaullah ve daha başka zındıklar da kendilerine peygamber diyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19’cu Reşat Halife ve bazı zındıklar peygamberim (Resulüm) diyebilmek için, Ahzab suresinin, (O, [Muhammed aleyhisselam] Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur) [mealindeki 40. âyet için, “Nebi gelmez ama resul gelir” diyorlar. Halbuki “Nebi” gelmezse, “Resul” hiç gelmez. Çünkü nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden peygamberdir. Risalet [Resullük] makamı, nübüvetten [nebilikten] daha özel ve yüksektir. Her resul nebidir; fakat her nebi resul değildir. Artık peygamber gelmeyeceğini âyet ve hadislerle tekrar yazalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:&lt;br /&gt;(Nübüvvet ve risalet sona ermiştir. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Nebiler benimle son buldu.) [Müslim]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu.) [Buhari]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ben peygamberlerin efendisiyim, hepsinin sonuncusu ve şefaat edicilerin ilkiyim.) [Darimi]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diğer nebilere göre benim durumum şuna benzer. Güzel bir ev yapılır, ama bir kerpici eksiktir. Ziyaretçiler, evi beğenir. Yalnız "Şu boşluğa da bir kerpiç konsaydı" derler. İşte ben o kerpicim, nebilerin sonuncusuyum.) [Buhari, Müslim] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur’an-ı kerimde ise mealen buyuruluyor ki:&lt;br /&gt;(Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahü teâlâ, son peygamberini gönderip dinini tamamladığına ve dinde noksan kalmadığına göre artık başka din ve başka peygamber aramak, Kur’an-ı kerimi inkâr olur. Peygamberlere ve onlara gönderilen kitaplara inanmak, imanın şartlarındandır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir din getiren, kendisine kitap verilen Peygambere resul dendiği gibi nebi de denir. Yani her resul, nebidir. Her nebi, resul değildir. Yeni din getirmeyip, önceki dine davet edenlere nebi denir. Fussilet suresinin (Resulüm!) Sana söylenen, senden önceki resullere söylenmiş olandan başka bir şey değildir) mealindeki âyet-i kerimesi de, resullere kitap verildiğini göstermektedir. Allahü teâlâ, dinini bildiren kitap göndermedikçe ceza vermiyor. İsra suresinin (Biz resul göndermedikçe azap etmeyiz) mealindeki 15. âyet-i kerimesi de, resulün kitap getiren peygamber olduğunu bildirmektedir. Peygamber Farsçadır, resul veya nebi anlamında kullanılır. Nebilik resullük makamı içindedir, nebi gelmezse, resul hiç gelmez. Sapıkların dediği gibi, resullük nebilik makamı içinde değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisa suresinin, (Kıssalarını sana bildirmediğimiz resuller de gönderdik) mealindeki 64. âyeti, Peygamber sayısının Kur’an-ı kerimde bildirilmediğini göstermektedir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:&lt;br /&gt;(Nebiler 124 bin, resuller ise 313’tür.) [Hâkim]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur’an-ı kerimde bir resul için, o bir nebi idi denmesi onun resul olmadığını göstermez. Resulullah olan Peygamber efendimizin de nebi olduğu birçok âyette geçiyor. Ankebut suresinin, (İshak ve Yakub’u ona bağışladık. Nebiliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik) mealindeki 27. âyetinde, İbrahim aleyhisselamın soyundan gelenlere nebilik verildiği gibi kitap verilenler yani resuller de vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerine kitap verilen resullerden bazıları şunlardır:&lt;br /&gt;Hazret-i Nuh resul ve nebi idi. (Şuara 107, Araf 61)&lt;br /&gt;Hazret-i İbrahim, resul ve nebi idi. (A. İmran 84, Meryem 41)&lt;br /&gt;Hazret-i Musa, resul ve nebi idi. (Meryem 51, Araf 104, Zuhruf 46)&lt;br /&gt;Hazret-i İsa, resul ve nebi idi. (Nisa 157, Maide 75)&lt;br /&gt;Hazret-i Hud, Hazret-i Salih, Hazret-i Lut, Hazret-i Şuayb resul idi. (Şuara 125, 143, 162, 178)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nebilere örnek: &lt;br /&gt;Hazret-i Harun nebi idi. (Nisa 163, Meryem 53) [Hazret-i Musa zamanında ona nebilik verildi, Museviliği tebliğ etti.] &lt;br /&gt;Hazret-i Yahya nebi idi. (A. İmran 39) [ Hazret-i İsa zamanında İseviliği tebliğ etti.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resul, elçi, haberci anlamında da kullanılır. Melekten veya peygamber olmayan insanlardan da resul olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:&lt;br /&gt;(Allah meleklerden de resuller [elçiler] seçer, insanlardan da.) [Hac 75]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki resullerimiz [elçilerimiz yani hafaza melekleri de] yazmaktadır.) [Zuhruf 80]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Birinize ölüm gelince, resullerimiz [elçilerimiz yani görevli melekler] onun canını alır.) [Enam 61]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Melekler dediler ki: Ey Lut, Biz Rabbinin resulleriyiz [yani elçileriyiz].) [Hud 81]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(O Kur’an, itibarlı bir resulün [elçinin yani Cebrail’in] getirdiği sözdür.) [Tekvir 19]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Melikin elçisi Yusuf’a geldiği zaman...) [Yusuf 50]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;([Melike Belkıs dedi ki] hediyelerle gönderdiğim mürseller [elçiler] ne ile dönecek.) [Neml 35]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âlemlere rahmet olan zat &lt;br /&gt;19’cu diyor ki: Allah’ın elçisi olan Reşat Halife ile Muhammed arasında ayrım yapmak Kur’ana aykırıdır. Muhammed, diğer elçilerden üstün olmadığı gibi, Reşat Halife’den de üstün değildir. Çünkü Kur’anda, (Resuller arasında ayrım yapmayız) deniyor. (Bekara 285)&lt;br /&gt;CEVAP&lt;br /&gt;Kur’an-ı kerimde (Muhammed aleyhisselam Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur) diye bildiriliyor. (Ahzab 40) Hadis-i şerifte de, (Nebilik ve resullük sona erdi. Benden sonra nebi de, resul de yoktur) buyuruldu. (Tirmizi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reşat Halife’nin Kur’an ve Sünnete rağmen, resul [elçi] olduğuna delil nedir? &lt;br /&gt;(Resuller arasında ayrım yapmayız) âyeti, (Yahudi ve Hıristiyanlar gibi, Peygamberlerden bazısını kabul edip, bazısını inkâr ederek ayrım yapmayız, hepsi de peygamberdir) demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:&lt;br /&gt;(Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki, Resullerin de, nebilerin de birbirinden üstün olanları vardır. Her peygamber kendi milletine geldi, fakat Muhammed aleyhisselam bütün âlemlere [insanlara, cinlere] geldi: (Alemlere [Cin ve insanlara ilâhi azap ile] korkutucu [uyarıcı] olsun diye Furkanı [Kur’anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allah’ın şanı] ne yücedir.) [Furkan 1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(De ki, ey insanlar, ben, Allah’ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19’cuların Resulullaha hakaret ettikleri gibi, müşrikler de mecnun demişlerdi:&lt;br /&gt;(Habibim, Rabbinin verdiği nimetlerle sen mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükâfat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 2-4]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfir olur) buyuruldu. (Hatib)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim Peygamberimiz âlemlere rahmet olarak gönderildi. Sizin elçiniz Reşat Halife, ne olarak gönderildi? Benim görüşüm senet olmaz ama nasıl şeytan insanları saptırmak için gönderilmişse, Reşat Halife de fitne olarak gönderildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberlerin en üstünü&lt;br /&gt;Sual: Reşat Halife’ye peygamber diyen bir genç diyor ki: &lt;br /&gt;“Din kitapları, Hazret-i Muhammedin her peygamberden üstün olduğunu yazsa da, bu Kur’ana aykırıdır. Peygamberlerden biri diğerinden üstün değildir. İşte âyetler:&lt;br /&gt;Bekara (2/136) Nebilerin hiç biri arasında ayrım yapmayız. &lt;br /&gt;Bekara (2/285) Elçilerin hiç birisi arasında ayırım yapmayız. &lt;br /&gt;Nisa (4/152) Elçiler arasında hiçbir ayrım yapmayanların ödülleri elbette verilecektir. &lt;br /&gt;Enam (6/50) De ki: Allah’ın hazineleri benim yanımda demiyorum, gaybı da bilmem, melek de değilim. &lt;br /&gt;Bu âyetler varken bir elçi diğerinden üstündür diyemem. Bana göre, Reşat Halife en üstündür ama âyetler buna engeldir.”&lt;br /&gt;Bu gencin dediği doğru mudur?&lt;br /&gt;CEVAP&lt;br /&gt;Tamamen yanlıştır. Muhammed aleyhisselamdan sonra artık peygamber gelmeyeceği âyet ve hadis-i şeriflerle sabittir. Genç, Resulullah efendimizi öven hiçbir âyeti almamış. (Resuller arasında ayrım yapmayız) âyeti, (Yahudi ve Hıristiyanlar gibi, Peygamberlerden bazısını kabul edip, bazısını inkâr ederek ayrım yapmayız, hepsi de peygamberdir) demektir. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 cu bu âyetleri yazmamakla hakkı gizleyemez. Her resul, kendi milletine geldi, ama Resulullah bütün âlemlere [insan ve cinlere] geldi. Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, Ya Musa, Ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Muhammed aleyhisselama, (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor. Bu hitap şekli de Onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatiha suresinde bildirdiği gibi Allahü teâlâ (Âlemlerin Rabbi)dir. Resulullah da âlemlerden üstün olduğu için, (Rabbüke), (Rabbike) yani (Senin Rabbin) buyuruluyor. (Bekara 30, Saffat 180)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Hangi elçi âlemlere rahmet olarak gönderildi? Bu rahmet, yalnız insanlar için değil, bütün mahlûklar içindir. Hatta kâfirler bile faydalanır. &lt;br /&gt;Nitekim (Sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onlara [kâfirlere] azap etmez) buyuruluyor. (Enfal 33)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(De ki, ey insanlar, ben, Allah’ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158] (Her elçi bir millete gelmiş iken Muhammed aleyhisselam bütün insanlara gelmiştir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Âlemlere [Cin ve insanlara ilâhi azap ile] korkutucu [uyarıcı] olarak Furkanı [Kur’anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allah’ın şânı] ne yücedir.) [Furkan 1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükâfat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 2-4] (En büyük ahlak sahibi başka Nebi var mı?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5] (Razı olana kadar nimet verecek. Başka hangi Peygambere bu nimetler veriliyor?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56] (Başka hangi Peygambere bu makam veriliyor?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fetih suresinin, (Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur) mealindeki 28. âyeti de Resulünün getirdiği dinin ve kendisinin en üstün olduğunu göstermektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese gönderilen Peygamber&lt;br /&gt;Sual: Yeni bir peygamber gelecek mi? Bazıları, (Nebi gelmez; ama resul her zaman gelir, şu anda resuller, yani elçiler vardır) diyorlar. Peygamber efendimiz son nebi ve son resul değil midir? &lt;br /&gt;CEVAP&lt;br /&gt;Evet, son nebi ve son resuldür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:&lt;br /&gt;(Nübüvvet ve risalet sona erdi. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi] (Nübüvvet ve risalet peygamberlik demektir. Bu hadis, açıkça, nebi de, resul de gelmeyeceğini bildirmektedir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Resullerin ilki Âdem ve sonuncusu Muhammed’dir.) [Hâkim] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Nebiler benimle son buldu.) [Müslim] (Bu iki hadis-i şerif de, resulün de, nebinin de gelmeyeceğini açıkça bildiriyor. Necdiler, ilk peygamber olan Âdem aleyhisselamı inkâr ediyorlar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Öğünmüyorum, ben nebilerin efendisi, sonuncusu ve şefaat edicilerin de ilkiyim.) [Darimi]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Peygamberim diyen yalancılar çıkar, benden sonra peygamber gelmez.) [Mişkat-ül-mesabih] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diğer nebilere göre benim durumum şuna benzer. Güzel bir ev yapılır, ama bir kerpici eksiktir. Ziyaretçiler, evi beğenir. Yalnız "Şu boşluğa da bir kerpiç konsaydı" derler. İşte ben o kerpicim, nebilerin sonuncusuyum.) [Buhari, Müslim] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Her peygamber yalnız kendi kavmine geldi, ben ise bütün insanlara gönderildim.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai] (Peygamber efendimiz, âlemlere rahmet olarak bütün dünyaya gelmiştir. Hatta cinlerin de Peygamberidir. Birkaç âyet meali şöyledir: &lt;br /&gt;(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(De ki, ey insanlar, ben, Allah’ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Âlemlere [Cin ve insanlara ilahi azap ile] korkutucu [uyarıcı] olarak Furkanı [Kur’anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allah’ın şânı] ne yücedir.) [Furkan 1] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe, 28])&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahü teâlâ, âlemlere rahmet olarak gönderdim diyor, o, bütün insanların peygamberi diyor. Allah’ın bu rahmeti yetmiyor mu da, yeni elçi aranıyor? İslam binası tamamlanmıştır. Bir âyet meali: &lt;br /&gt;(Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.) [Maide 3] (Son Resul gelip din tamamladığına göre, artık başka din ve başka Resul aranmaz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nebi, Resul gelmeyecek ama ben resulüm diyen yalancılar çıkacak. Birkaç hadis-i şerif meali:&lt;br /&gt;(Davaları bir olan iki büyük ordu, çarpışmadıkça ve kendilerine ben resulüm [peygamberim, elçiyim] diyen yalancılar çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İ.Ahmed] (Bu hadis-i şerifler, Resulullah efendimizin mucizelerindendir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Resulüm diyen yalancılar çıkacaktır. Benden sonra resul yoktur.) [Nesai, İ.Ahmed, Taberani] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Deccal gelmeden otuz kadar veya daha fazla kendilerine resul [elçi] diyen yalancılar çıkar. Bunlar, sizde olmayan âdetler, bid’atler çıkarır ve dininizi değiştirirler. Bunlardan sakının ve onlara düşman olun.) [Taberani] (Mesela bunlar imanın şartını eksiltir veya çoğaltırlar, kaderi inkâr ederler, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğunu kabul etmezler. 19 un katı olmayan âyetler uydurma derler. Hadisleri inkâr ederler. İslâm âlimleri dini yanlış bildirmiş derler.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Kıyametten önce resulüm diyen yalancılar çıkar. Onlardan sakının.) [Müslim, Taberani]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dini videolar, dinsel resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-3767199639064637009?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/3767199639064637009/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=3767199639064637009' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/3767199639064637009'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/3767199639064637009'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/zamane-peygamberleri.html' title='Peygamberler-Tarihi--Zamane Peygamberleri (!)'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-5425144522642472661</id><published>2008-05-13T14:59:00.009+03:00</published><updated>2009-06-01T08:44:36.115+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kur&apos;an-ı Kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberlerin Sıfatları</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;Bütün peygamberler Allah Teâlâ tarafından seçilip ilâhî elçiler olarak insanlara gönderildiklerine göre, hepsi birbiriyle kardeş gibidirler. Onlar bir âiledendir ve bir tek cemaattır: Bütün peygamberler doğru sözlü, sâdık, emîn, akıllı, sağlam karakterli, uyanık kalpli, yüksek ahlaklı, dünyada ve âhirette itibarlı ve Allah'a en yakın olan sevgili kullar, ilahi elçilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların diğer insanlardan ayn, kendilerine ait ortak bazı sıfât ve özellikleri vardır. Bu sıfatlar sayesinde yüce yaratıcı ile kulları arasında elçilik yapma liyakatını kazanmış olurlar. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: "Allah, peygamberliğini kime ve nereye vereceğini daha iyi bilir" (el-En'âm, 6/l?4). Bütün peygamberlerde ortak olan sıfatları şu beş maddede toplamak mümkündür: Emânet, sadakat fetânet, ismet, tebliğ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Emânet Sözlükte, güvenmek, emin olmak, korkmamak ve güvenilir olmak anlamında bir mastardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emânet, peygamberlerin kudsî görevlerini yerine getirmek hususunda ve her konuda emin ve güvenilir olmalarıdır. Bütün peygamberler son derece emin, güvenilen dürüst ve seçkin şahsiyetlerdir. Onlardan asla her hangi bir hiyânet meydana gelmez. Çünkü, Allah Teâlâ, ilâhî vahyini, peygamberlik şeref ve vazifesini hainlere değil, ancak her bakımdan emin olan sâdık kullarına verir. Peygamberlerini bu gibi emin, sâdık ve dürüst kulları arasından seçer. Şüphe yok ki Allah (c.c) peygamberlik derecesine kirnin daha lâyık olduğunu en iyi bilendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an-ı Kerim'de, geçmiş peygamberlerin emânet sıfatlarından söz eden ayetler vardır: Hûd peygamber, kavmine şöyle demişti: "Size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım" (el-A'raf, 7/68). eş-Şuarâ Suresi'nde Nuh, Hûd. Salih, Lut ve Şuayb peygamberlerin kavimlerine, "Şüphesiz ben, size gönderilen emîn bir peygamberim" dedikleri zikredilir (bkz. 26/108, 125, 143, 162, 178).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber olmadan önce Hz. Musa için Şuayb aleyhisselâmın iki kızından biri şöyle demiştir: "Babacığım, onu ücretle çalıştır. Çünkü o, ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir bir adamdır" (el-Kasas, 28/26). Hz. Musa, Medyen'den Mısır'a peygamber olarak dönünce Firavun'un kavmine şöyle demişti: "Allah'ın kullarını bana bırakın. Çünkü ben size gönderilmiş emîn bir peygamberim" (ed-Duhân, 44/18).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed de gerek peygamberlikten önce ve gerekse peygamberliği sırasında toplum içinde en güvenilir bir üstün kişiliğe sahipti. Bu yüzden Mekke'de Kureyş toplumu ona "el-Emîn" lakabını takmışlardı. Nitekim peygamber olmadan beş yıl önce yapılan Kâbe tamiri sırasında Hacerul-esved'in yerine konulması şerefini paylaşamayan, Kureyşliler arasında, çatışmaya varabilecek bir anlaşmazlık çıkmıştı. Bu arada Ebû Ümeyye Velid b. Muğîre'nin, "Şu kapıdan ilk mescide girecek olanı hakem yapınız" teklifi kabul edildi. Biraz sonra, belirtilen Benü Şeybe kapısından 35 yaşlarındaki Hz. Muhammed'in girdiği görüldü. Kureyşliler topluca "İşte el-Emîn, güvenilir kimse, onun hakemliğine razıyız" dediler (İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, Beyrut 1391, I, 209; İbn Sa'd, Tabakât, I, 146; Abdurrazzâk, el-Musannef, V, 319; İbnül-Esîr, el-Kâmil, Beyrut 1385/1965, II, 45; Taberî, Tarih, Mısır 1.326, II, 201).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Sıdk Sıfatı: Sıdk, peygamberlerin, ilâhî hükümleri, emir ve yasakları insanlara tebliğde ve verdikleri her türlü haberde doğru sözlü, sadık olmalarıdır. Peygamberlerin yalan söylemeleri (kizb) asla caiz değildir. Aksi halde, insanları kendilerine inandırmaları ve onları irşad ederek doğru yola sevketmeleri mümkün olmaz. Çünkü yalan söylemek, büyük bir günah olduğundan, pey'gamberlerin "ismet" ve "emanet" sıfatlarıyla bağdaşmaz. Oysa Allah Teâlâ onların peygamberlik iddialarını tasdik etmek için her birine "Mucizeler" veriyor ve onunla adeta, "Kulum, peygamberlik iddiasında ve bendendir diye bildirdiklerinde sadıktır" diyor. Hak Teâlâ'nın yalancıları tasdik etmesi aklen mümkün olmadığına göre, peygamberlerin sıdk (doğruluk) sıfatı ile vasıflanmaları vâcib; yalan söylemeleri ise imkânsızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an-ı Kerim'de Allah, peygamberlerini doğruluk vasıflarıyla methetmiştir: "Ey Muhammed! İnsanlara Kur'an'daki İbrahim kıssasını anlat. Şüphesiz ki o, özü sözü doğru, sıddîk bir peygamberdi" (Meryem, 19/41);&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kitapta İdris'i de zikret. Çünkü o, çok doğru bir rıebî idi" (Meryem, 19/55); Hiç bir peygambere kavmi; "biz seni daha önce yalancı tanıyorduk" diyememiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberlerin emânet sıfatı, onların diğer insanlarla münasebetlerinde güvenilir olmaları yanında; asıl vahiy üzerinde emîn olmayı, Allah'ın emir ve yasaklarını insanlara değiştirmeden, arttırıp-eksiltmeden tebliğ etmesidir. Kur'an'da, "O Peygamberler Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler, O'ndan korkarlar ve O'ndan başka hiç bir kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak Allah yeter" (el-Ahzâb, 33/39) buyurulur. Bir peygamberin emânete hıyânet etmesi, O'nun kutsal görevi ile bağdaşmaz. "Bir peygamber için emânete hıyânet etmek olur şey değildir” (Âl-i İmrân, 3/161)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Fetânet Sıfatı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fetânet, peygamberlerin üstün bir akıl ve zekâya, kuvvetli bir hâfıza ve yüksek bir ikna gücüne sahip olmalarıdır. Her peygamberin, şerefli ve yüce olduğu kadar da ağır ve çok mesuliyetli olan peygamberlik görevini eksiksiz ve mükemmel bir şekilde yerine getirebilmesi için, böyle üstün bir zekâya ve yüksek vasıf ve yeteneklere sahip olması gerekir. Aksi halde, gönderildikleri milletlere karşı kuvvetli hüccet (kesin delil) ikame edemez, onları ikna veya ilzam işin gerekli güzel mücadeleyi yapamazlar; kendilerine inananları irşad ederek onları hak ve hidayete sevkedemezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde peygamberler, en akıllı, en zeki ve en kaabiliyetli mümtaz şahsiyetlerdir. Haklarında zayıf akıl ve zayıf hâfıza, delilik ve gaflet gibi noksan sıfatlar asla caiz değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an'da peygamberlerin üstün zekâ ve kabiliyetlerine işaret eden ayetler vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kur'an vahyedilirken, henüz bitmeden okumaya kalkma. Rabbim ilmimi artır, de" (Tâhâ, 20/114); "Ey Muhammed, Cebrâil sana Kur'an'ı okurken, acele ederek onunla birlikte dilini oynatma. Onu bir araya toplamak ve okutmak şüphesiz bizim işimizdir" (Kıyâme, 75/16-17). Vahyin gelişi sırasında ezberlemek işin dilini Kur'an'la hareket ettirmesi onun fetânet ve zekâsındandır. Yine vahiy tamamlanmadan önce, ayetleri yeniden okumak için acele etmesi, peygamberin zekâ olgunluğunu gösterir. Çünkü O, böylece, zaten Cenab-ı Hakkın yardımı sayesinde hâfızasına yerleşecek olan vahyi, kendi zekâ gücü ile ezberinde tutmaya çalışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- İsmet Sıfatı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmet, peygamberlerin gizli ve aşikâr her türlü masiyetten, günahtan ve peygamberlik şerefiyle bağdaşmayacak hareketlerden uzak bulunmalarıdır. İsmet'in, yani nezâhet ve mâsumiyetin zıddı olan, her türlü günah ve âdi davranışlar, peygamberler hakkında muhaldir. Çünkü, eğer peygamberlerin günâh ve suç işlemeleri veya ismet ve nezahete yaraşmayan uygunsuz hareketler yapmâları onlar hakkında caiz olsaydı, biz insanların da onlara uyarak çirkin şeyler yapmamız normal karşılanır ve günah sayılmazdı. Zira peygamberler bizim uymamız gereken güzel örneklerimizdir. Bu bakımdan, peygamberlere uymak ve onlara itaatla emredildik. Halbuki Allah Teâlâ, kullarına günah işlemeyi ve günahkârlara itaatı emretmez ve bu gibileri peygamber olarak seçip göndermez. Bu sebeble, Ehl-i sünnete göre; peygamberler asla büyük günah işlemezler. Sehven (yanılarak) "zelle" cinsinden küçük günah işlemeleri caizdir. Ancak, bunda ısrar etmezler, derhal ikaz edilirler ve bir daha aynı hataya düşmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmet'in peygamberlerde bulunması gereken bir sıfat olduğunda, tüm İslâm bilginleri görüş birliği işindedir. Ancak niteliği ve kapsamı üzerinde han görüş ayrılıkları mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maturidilere göre, peygamberin günahtan korunmuş olması, onu tâate zorlamadığı gibi; günah işlemekten de aciz bırakmaz. Ancak ismet, Allah'ın bir lütfu olup, peygamberi hayır yapmaya sevkeder, kötülükten de alıkor. Fakat ilâhi imtihanın gerçekleşmesi için onda yine de irâde mevcuttur (Sabunî, el-Bidâye, terc. Bekir Topaloğlu, Ankara 1979, s. 121-122). İsmet, peygamberler iğin gerekli bir sıfattır. Çünkü peygamberlerin günah işlemeleri, yalan söylemeleri caiz olsaydı; verdikleri haberlerin doğruluğuna güvenilmezdi. Bu durum, onların Allâh'ın hucceti olma özelliklerine gölge düşürürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberlerden günah (fısk) sâdır olsaydı, bu onların şâhitlik ehliyetini ortadan kaldırırdı. Kur'an'da: "Ey iman edenler! Size bir fâsık haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın" (Hucurat, 49/6) buyurulur. Yüce Allah fâsığın şehâdetini kabulde tedbirli olmayı ve duraksamaya emrediyor. Peygamberden fıskın sudûru halinde dünyadaki şahitliği düşünce; ahiretteki ümmetine olan şahitliği de düşer. Halbuki Kur'an'da, "Böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki, insanlara şâhit olasınız. Peygamber de size şâhit olsun " (el-Bakara, 2/ 143). Kıyamette şâhitliği bildirilen kimsenin, dünya şâhitiği de teyid edilmiş olmaktadır (er-Râzî, İsmetü'l-Enbiyâ, Kahire 1986, s. 41-42; Mefatih'ul Gayb, III, 8).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler iyiliği emir ve kötülükten sakındırmaya çalışırlar. Kendileri tâatı terkedip, masıyeti işleselerdi, şu ayetlerin muhatabı olurlardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?" (el-Bakara, 2/44); "Ey insanlar, niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz! Yapamayacağınız şeyi söylemek Allah nezdinde en sevilmeyen bir şeydir" (es-Sâf, 61/2-3). Diğer yandan, uyanlarının onları kötülükten menetmeleri gerekirdi ki bu, peygambere karşı bir zorlama ve eziyet olurdu. Kur'an'da bu yasaklanmıştır. "Allâh ve Resulüne eziyet edenleri, o, dünya ve ahirette lanetledi" (el-Ahzâb, 33/23; er-Râzî, Mefâtihu'l-Gayb, III, 8; İsmetü'l E'nbiyâ, s. 42, 43).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehl-i sünnete göre, peygamberlerin masum oluşu vahiyden sonra sabittir. Kur'an-ı Kerim'de bazı peygamber kıssaları anlatılırken, onların günah işlediklerini düşündüren örneklere rastlanır. Hz. Adem'in cennette yasak meyveyi yemesi (el-Bakara, 2/35-37; el-A 'râf. 7/20, 21, 23); Nuh aleyhiselâmın iman etmeyen oğlunu gemiye almak iğin duâ etmesi (Hud, 11/45-47); Hz. İbrahim'in putları kendi kırdığı halde, kavmine kimin kırdığını büyük puttan sormalarını istemesi (el-Enbiyâ, 21/57, 62, 63); Hz. Lût'un eş cinsel erkeklere kendi toplumunun kızlarını teklif etmesi (Hud, 11/77-79); Hz. Musa'nın bir şahsın ölümüne sebep olması (Kasas, 28/15); Hz. Yunus'un kavmini izinsiz terketmesi (el-Enbiyâ, 21 /87-88); Hz. Davud'un davacıyı dinleyip davalıyı dinlemeden davacı lehine hüküm vermesi (Sâd, 38/21-25); Hz. Muhammed'in kâfirlerin reislerini İslâm'a davet ettiği sırada gelip, soru soran ve bir ama olan Abdullah b. Ümmü Mektûm'a yüzünü buruşturması ve sırtını dönmesi (Abese, 80/1-12) örnek verilebilir. Ancak bu ve benzeri peygamber kıssalarında görülen hallerin bazıları ya peygamberlikten önceye aittir veya bunlarla ilgili nakiller muteber değildir. Bazıları da peygamberlerin şanına yakışacak biçimde açıklanmıştır. Çünkü eğer peygamberlerin günah işlemesi mümkün olsaydı, onların sözüne güvenilmez ve böylece ilâhî huccet gerçekleşmiş olmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dini videolar, dinsel resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi - Peygamberler TarihiÖdev - hazır ödev - hazır proje - Ödev - hazır ödev - hazır proje - Ödev - hazır ödev - hazır projepeygamberler tarihi, peygamberler tarihi hz musa, peygamberler tarihi hz harun, peygamberler tarihi ansiklopedisi, peygamberler tarihi indir, peygamberler tarihi kodu, peygamberler tarihi hz yakup, peygamberler tarihi video, peygamberler tarihi diyanet, peygamberler tarihi izle, peygamberler tarihi kronolojisi, peygamberler tarihi hz yahya, bütün peygamberler tarihi, peygamberler tarihi download, peygamberler tarihi kitabı, peygamberler tarihi pdf, peygamberi görmek için, peygamberimizin hayatı, peygamber efendimizin hayatı, peygamber efendimizin sünnetleri, peygamber isimleri, peygamber efendimizin güzel adları mübarek isimleri, peygamberimizin hanımları, peygamber efendimizin mucizeleri, peygamberlerin hayatı, peygamberler tarihi hz lokman, kısa peygamberler tarihi, peygamberler tarihi html, peygamberler tarihi kitap, peygamberler tarihi sesli&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-5425144522642472661?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/5425144522642472661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=5425144522642472661' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/5425144522642472661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/5425144522642472661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/peygamberlerin-sfatlar.html' title='Peygamberler-Tarihi--Peygamberlerin Sıfatları'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-1065948344990590022</id><published>2008-05-13T14:58:00.006+03:00</published><updated>2009-06-01T08:45:06.272+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kur&apos;an-ı Kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberlere İman</title><content type='html'>Peygamberlere İman ve Önemi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;Kur'an-ı Kerim'de zikredilen birçok ayetlere ve Peygamberimiz (s.a.s)'in bazı sahih hadislerine göre Allah Teâlâ'nın razı olduğu yegâne hak din olan İslâm'da iman esaslarından biri de, Allah (c.c.) tarafından insanları irşad ederek onlara doğru yolu göstermek için gönderilen bütün peygamberlere iman etmektir. Bu ortak esas, İslâmda iman esasları arasında yer alan çok önemli bir rükündür. Çünkü "meleklere" iman edilmeden, "İlâhî kitaplara" inanmak mümkün olmadığı gibi, bu kitabları insanlara tebliğ etmekle görevli ve sorumlu olan "Peygamberlere" iman edilmeden de, mukaddes kitablara iman etmek mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek şudur ki; peygamberlik müessesesine inanılmadan din, yani ilâhî emir ve yasaklar söz konusu olmaz. Çünkü peygamberler, Allah Teâlâ'nın insanları irşad için gönderdiği birer ilâhî elçi olarak kendilerine vahyolunan ilâhî hükümleri, emir ve yasakları yalnız tebliğ etmekle kalmazlar; aynı zamanda bu hükümleri kendi nefislerinde aynen tatbik eder ve günlük hayatımızda fert ve toplum olarak nasıl uygulayacağımızı gösterirler. Peygamberler, herkes tarafından takip edilebilecek üstün vasıflı, yüksek ahlâklı, kâmil ve örnek insanlardır. Onlar, her hususta çok güzel birer örnek oldukları için, insanları kolayca etkiler, onlara Allah sevgisi ve O'na imanı aşılar ve peşlerinden sürükleyerek hayatlarında esaslı değişiklikler yaparlar. Çünkü nefsi ve aklı ile başbaşa olan insanların ıslahı ve doğru yola yöneltilmeleri, ancak yine birer insan olan, günahlardan arınmış (masum) peygamberlerin önderliğinde başarılabilir. Onun içindir ki, melekler insanlara değil, yalnız peygamberlere elçi olarak gönderilmişlerdir: "(Onlara) de ki: Eğer yeryüzünde yaşayıp huzur içinde dolaşanlar melekler olsaydı, muhakkak Biz, onlara gökten melek bir peygamber indirirdik" (el-İsrâ, 17/95).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an-ı Kerim'in bildirdiğine göre, peygamberlik müessesesi ve ilâhî kitaplar Allah Teâlâ'nın insanlara lutfettiği manevî bir hediye (mevhibe-i ilâhiyye)dir. Âlemleri yaratan Allah (c.c) insanlar ve milletler arasında bir fark gözetmeden, onların her birine maddî sayısız nimetler ve çeşitli rızıklar verdiği gibi, ruhî bir gıda, manevî bir nimet olarak peygamberlik nimetini de aynı ilâhî esasa göre insanlık âlemine ihsan etmiştir. Bu yönden peygamberlik, lutfu ve rahmeti sonsuz olan Rabbulâlemin'in bütün dünya milletlerine dağıttığı ilâhî bir hediyedir. Madem ki insanlar hidayet yolunu bulmak, hak ve adalet üzere kurulan ilâhî nizamı öğrenerek hayatlarında uygulayabilmek için Allah (c.c) tarafından seçilerek gönderilen masum (günahsız) peygamberlere ve onlara indirilen ilâhî vahye muhtaçtırlar; o halde bütün insanların Rabbı, Hâlık ve Râzıkı olan Allah Teâlâ, elbette ki kulları arasında ayırım yapmadan, her millete kendi içinden seçtiği peygamberler gönderecektir. Nitekim bu husus Kur'an-ı Kerimde şu ayetlerle açık olarak beyan edilmiştir: Hiç bir millet yoktur ki, kendi içinde (onları Allah azabıyla) korkutan biri (bir peygamber) gelip geçmiş olmasın" (el-Fâtır, 35/24), Her milletin bir peygamberi vardır" (Yunus,10/47. Ayrıca bkz. en-Nahl 16/36; er-Rum, 30/47; ez-Zuhruf, 43/6; er-Ra'd 13/8; İbrahim,14/4; el-İsrâ,17/15).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün peygamberler bu yüce görevi eksiksiz olarak yapabilecek ve kendilerine vahyolunan ilâhî hükümleri insanlara tebliğ edebilecek kudret ve kabiliyette yaratılan mümtaz ve sadık kullar, Allah tarafından seçilen ilâhî elçilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an-ı Kerim, müslümanlara, yalnız İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s)'e değil, dünya milletlerine zaman zaman gönderilen bütün peygamberlere de inanmayı emretmektedir. el-Bakara süresinde; Deyiniz ki biz Allah'a, bizlere indirilen (Kitab)'a; İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve oğullarına indirilenlere; Rableri tarafından Mûsa ve İsâ ya verilenlere iman ettik. Onları biribirinden (peygamber olarak) ayırmayız” (el-Bakara, 2/136) buyrulmaktadır. Ayette geçen "nebiyyûn" kelimesi ile, daha önce gönderilen diğer peygamberlerin kastedildiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte İslâm dini, bütün peygamberlere inanmayı, "iman esasları"ndan ve İslamın temel prensiplerinden saymakla (bkz. el-Bakara, 2/177 ve 285, en-Nisâ, 4/ 136), hiç bir dinin erişemediği derecede şumullü bir insanlık dini olmak vasfını kazanmaktadır. Bütün dünya milletlerine hitap etmek suretiyle de, insanları bütün beşeriyeti içerisine alan bir kardeşliğe, sulh ve sukûna, saadet ve selâmete davet etmektedir. Bu bakımdan, her müslüman icmâlî olarak (kısaca); başta Hz. Muhammed (s.a.s) olmak üzere, daha önce gönderilen bütün peygamberlere; tafsili olarak da, Kur'an-ı Kerim'de isimleri zikredilen peygamberlerin her birine ayrı ayrı iman etmeleri, ayrıca, Allah (c.c) tarafından önceki milletlere gönderilen ve adları bildirilmeyen bütün peygamberlere toplu olarak iman etmeleri gerekir (el-Bûtî, a.g.e.,186-191; Ali Arslan Aydın, en-Nübüvve Fil-Kur'an ve İnde Felasifetil-İslâm, Kahire 1958, s. 5-9 ve İslâmda İman ve Esasları 6. Baskı, İstanbul 1990, s. 184-187).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an-ı Kerim'de bildirildiğine göre, bütün insanlık âlemine ve bütün milletlere hitab etmek üzere gönderilen peygamber, yalnız Hz. Muhammed (s.a.s)'dir. Hz. Muhammed (s.a.s) ilk peygamber Hz. Adem'den itibaren zaman zaman çeşitli milletlere gönderilen peygamberlerin en büyüğü ve sonuncusudur. O, peygamberler zincirinin son altın halkasıdır, Hâtemül-Enbiyâ'dır. O'ndan sonra artık peygamber gönderilmeyecektir. Bu, İslâmın ve en son Mukaddes Kitab Kur'an'ın bildirdiği bir gerçektir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz seni, ancak bütün insanlara müjdeci ve (Allah ozabı ile) korkutucu olarak gönderdik" (es-Sebe; 34/28);&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"De ki, (Ya Muhammed): Ey insanlar! Ben göklerin ve yerin mülkü olan Allah'ın, size, hepinize gönderdiği peygamberiyim" (el-A'raf, 7/158). Hz. Muhammed (s.a.s)'den başka hiç bir peygamberin bütün dünya milletlerinin hepsine birden gönderildiğine dair ne Kur'an'da, ne de başka bir kutsal kitabda açık bir ayet bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberlerin Adedi ve İsimleri Kur'an-ı Kerim'de her millete mutlaka kendi içinden seçilen bir peygamber gönderildiği açıkça beyan edilmiş ise de, (el-Fâtır, 35/24; Yunus,10/47; el-İsrâ, 17/15) peygamberlerin adedi ve her birinin ismi bildirilmemiştir. Nitekim en-Nisa süresinde (4/ 164)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Peygamberlerin bir kısmını bundan önce sana haber verdik, bir kısmını ise haber vermedik" buyurulmuştur. Gerçi peygamberimizin bir sahih hadisinde yüz yirmi dört bin gibi bir sayıdan bahsedilmiş ise de; bu adet kesin değildir. Kur'an'da yalnız 25 peygamberin isimleri zikredilmiştir. Bunlar, Âdem, İdris, Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, İbrahim, İsmail, ishak, Yakub, Yusuf, Şuayb, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Eyyub, Zülkifl, Yünus, İlyas, İlyesa, Zekeriyya, Yahya, İsâ ve Muhammed (s.a.s) hazretleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehl-i Sünnete göre; peygamberlerin sayılarını tahdid etmemek daha doğrudur. Çünkü sayının tespit edilmesi halinde, eğer rakam büyük olursa, gerçekte enbiyadan olmayanların peygamber sayılanlar içine katılması; eğer küçük olursa, enbiyadan olanların peygamberlerden sayılmaması gibi bir durumla karşı karşıya kahnabilir (bkz. et-Taftazânî, Şerhul-Akâidi'n-Nesefıyye ve Havaşîhi, s. 460-465; Aliyyul-Korî, Şerhul-Fıkhıl-Ekber, s. 102-104: Abdurrahman el-Cezirî Tavdihu'l-Akaid Fi İlmi't-Tevhid s. 136-138).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi - Peygamberler TarihiÖdev - hazır ödev - hazır proje - Ödev - hazır ödev - hazır proje - Ödev - hazır ödev - hazır projepeygamberler tarihi, peygamberler tarihi hz musa, peygamberler tarihi hz harun, peygamberler tarihi ansiklopedisi, peygamberler tarihi indir, peygamberler tarihi kodu, peygamberler tarihi hz yakup, peygamberler tarihi video, peygamberler tarihi diyanet, peygamberler tarihi izle, peygamberler tarihi kronolojisi, peygamberler tarihi hz yahya, bütün peygamberler tarihi, peygamberler tarihi download, peygamberler tarihi kitabı, peygamberler tarihi pdf, peygamberi görmek için, peygamberimizin hayatı, peygamber efendimizin hayatı, peygamber efendimizin sünnetleri, peygamber isimleri, peygamber efendimizin güzel adları mübarek isimleri, peygamberimizin hanımları, peygamber efendimizin mucizeleri, peygamberlerin hayatı, peygamberler tarihi hz lokman, kısa peygamberler tarihi, peygamberler tarihi html, peygamberler tarihi kitap, peygamberler tarihi sesli&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-1065948344990590022?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/1065948344990590022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=1065948344990590022' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/1065948344990590022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/1065948344990590022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/peygamberlere-iman.html' title='Peygamberler-Tarihi--Peygamberlere İman'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-6645412621914847046</id><published>2008-05-13T14:57:00.005+03:00</published><updated>2009-06-01T01:24:58.226+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberlik</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber: Haber getiren kişi. Allahu Teâlâ'nın kullarına emir ve yasaklarını bildirmek ve onlara hakkı, doğruyu ve yanlışı açıklamak üzere seçip görevlendirdiği ilahî elçi. Kur'an-ı Kerim' de; "nebi" veya "enbiya", bazan da "resul" veya "rusul" diye geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Nebi", arapça bir kelime olup, "nebe' " kökünden türetilmiştir. Muhbir, yani "haber verici" anlamına gelir. Ancak nebe', herhangi bir haber değil; bize bildirilen fevkâlade değerde, çok önemli bir haber, bir tebliğ demektir. Nebe', yalnız, doğruluğunda hiç şüphe olmayan bir haber için kullanılabilir (Rağıb el-Isfahanî el-Müfredât, Nebi maddesi). Nebi'nin manası, Allah'ın, seçtiği kullarına ilâhî haberinin, vahiy yoluyla ulaşması ve vahyine muhatab olmasıdır. Kelime, Allah ile peygamberi arasındaki alâkayı, yani vahyi ve haber vermeyi açıklıyor (Saît Ramazan el-Butî, Kübrâ el- Yakîniyyât el-Kevniyye, s. 172).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı dilciler, "nebi" kelimesinin "yükseltilmiş" manasında olan "nübüvvet" kelimesinden geldiğini ileri sürerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir kısım dilciler ise, "nebi" kelimesine, Allah (c.c) ile akıl sahibi kulları arasında bir elçi veya, "Biz insanlara, Allah Teâlâ'nın vahy-i ilâhisini bildiren kimse" manası verirler. Nebi'nin çoğulu "enbiya"dır. Peygamberlere, ilâhî emir ve yasakları, hüküm ve haberleri insanlara bildirdikleri için "enbiya" denmiştir (İbn Manzur, Lisanul-Arab, Nebi mad.; et-Taftâzânî, Şerhu'l-Makâsıd, II, 128).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an-ı Kerim'de "nebi" yerine "resul" de geçmektedir. Arapçada "irsal" kelimesinden alınan "rasul", gönderilen kimse, haberci, elçi anlamına gelmektedir. Allah (c.c) tarafından, insanları irşad edip onları doğru yola yöneltmek için gönderilmiş olduklarından, peygamberlere, "rüsûl-i kirâm, mürselîn" denmiştir (el-Müfredat, Resul mad., Lisanul-Arap, Resul maddesi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu esasa göre; nebi ve resul kelimeleri, aynı manaya gelen, arapçada iki (müterâdif) eş anlamlı isimdir. Peygamberlere, Allah'dan önemli haber (vahy) aldıkları için "nebi"; aldıkları haberleri gönderildikleri insanlara bildirdikleri için de "resul" denir. Onların en önemli görevi, kendilerine indirilen ilâhî vahyi tebliğ etmektir. O halde risaletin manası Allah Teâlâ'nın, seçtiği kullarından birini ilâhî hüküm veya şerîatini başkalarına tebliğ etmekle mükellef tutmasıdır. Bu kelime, peygamber ile diğer insanlar arasındaki alâkayı açıklamaktadır. O da, irsal (gönderilme) ve elçilik kavramıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu esasa göre, peygamberlerin iki görevi vardır. Bunlardan Allah (c.c) ile özel ilişkisine "nübüvvet"; insanlarla olan "ilâhî görev" ilişkisine de "risâlet" denmektedir. Nebî ve resul kelimeleri bu iki ilişkiyi ifade etmektedir (bk. el-Butî, a.g.e., s. 173).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğunluk Kelam âlimlerine göre ise "resul" kelimesi, lugat manası bakımından "nebi" kelimesinden daha geniş ve şümullüdür. Çünkü melekler de, ilâhi haberler taşıdıklarından, onlara da "İlâhi haberciler" anlamında "resul" denmektedir. Bu görüşte olanlara göre, kendisine ilâhî kitab ve müstakil şerîat verilen peygamberler "resul" diye anılırlar. Bu bakımdan, her resul aynı zamanda bir nebidir. Fakat her nebî, resul değildir. Bunlara göre; ikisi arasında, -mantık diliyle"umum-husus-mutlak" ilişkisi vardır. Çünkü nebî; tebliğle mükellef olsun olmasın, Allah Teâlâ'dan vahiy yoluyla her hangi bir emir alan kimsedir. Eğer o, belli bir şeriatı (hukuk sistemini) veya bir Kitabı tebliğ etmekle mükellef tutulursa, o peygambere aynı zamanda "resul" denir. Her iki grubun da Kitab ve Sünnet'ten delilleri vardır. Sonuç olarak, nebî ve resul şöyle tarif edilebilir: "Allah Teâlâ'nın seçtiği ve onu Cibril (a.s.) vasıtasıyla (uyanık iken) vahyettiği şeyleri insanların hepsine veya belli bir topluluğa Allah'ın emriyle tebliğ eden bir insandır (Nebî ve resul kelimelerinin terim anlamı, aralarındaki fark ve deliller için bk. et-Taflâzânî, Şerhul-Makâsıd, II/128, el-Cürcanî, Şerhul-Mavâkıf, III, 173-174; İbnul-Hümam, Şerhul-Müsâyere, 198; Kadı İyâd, eş-Şifâ, I/210; ed-Devvânî, Celâl-Şerhul-Akâidi'l-Adudiyye, 3; Mustafa Sabri, Mevkiful-Akli vel-İlmi vel Âlem, Kahire 1950, IV/40; el-Bûtî, a.g.e., 173).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-6645412621914847046?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/6645412621914847046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=6645412621914847046' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/6645412621914847046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/6645412621914847046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/peygamberlik.html' title='Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberlik'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-996377669004144455</id><published>2008-05-13T12:15:00.009+03:00</published><updated>2009-06-01T01:25:36.865+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Hızır (?)</title><content type='html'>HIZIR ALEYHİSSELÂM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;İbrâhim aleyhisselâmdan sonra yaşamış bir peygamber veya veli. Avrupa ve Asya kıtalarına hâkim olan Zülkarneyn aleyhisselâmın askerinin kumandanı ve teyzesinin oğludur. İsminin, Belkâ bin Melkan, künyesinin Ebü'l-Abbâs olduğu ve soyunun Nûh aleyhisselâmın Sam isimli oğluna dayandığı bildirilmiştir. Bâzıları da Hızır aleyhisselâmın İsrâiloğullarından olduğunu söylemiştir. Hızır lakabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığı zaman, oranın yeşerip yemyeşil olmasından dolayıdır. Sahih-i Buhâri'de bildirilen bir hadis-i şerifte peygamber efendimiz; ''Hızır (aleyhisselâm), otsuz kuru bir yerde oturduğunda, o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı.'' buyurdu. Mûsâ aleyhisselâmla görüşüp yolculuk yaptı. Fakat vefâtından sonra rûhu insan şeklinde gözüküp, gariblere yardım etmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızır aleyhisselâm, Allahü teâlânın sevgili kullarındandı. Doğdu, büyüdü ve vefât etti. Ancak Allahü teâlâ onun rûhuna insan şeklinde görünmek ve kıyâmete kadar yardım isteyen Müslümanların imdâdına yetişmek, yardım etmek, konuşmak, ilim öğrenmek ve öğretmek özellikleri verdi. Bâzı âlimler ''nebi'' (peygamber), bâzı âlimler de''veli'' dir dediler. Hızır aleyhisselâmda, yaşayan insanlarda görülen hâller bulunduğu için yaşıyor zannedilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızır aleyhisselâm, güzel ahlâk sahibi, cömert ve insanlara karşı çok şefkatliydi. Allahü teâlânın izni ile kerâmet ehli olup, kimyâ ilmini bildirdi. Hak teâlânın bildirmesiyle ledünni ilme sâhipti. Hızır aleyhisselâm Mûsâ aleyhisselâm ile buluşması, görüşmesi ve yolculuk yapması Kur'ân-ı kerim'de Kehf sûresi 60 ve 80. âyetlerinde ve hadis-i şeriflerde bildirilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâm ile Tebük Harbindeyken ikindi namazını kıldıktan sonra iki beyit işittiler. Fakat şiiri söyleyeni göremediler. Resûlullah efendimiz; ''Bu iki beytin söyleyicisi kardeşim Hızır'dır. Sizi övüyor.'' buyurdu. Hızır aleyhisselâm bir çok zâtın tasavvufta yetişmesinde rehberlik etmiş, feyz vermiştir. Hızır aleyhisselâmın tasavvufta yetiştirdiği en meşhûr âlim ve velilerden biri Abdülhâlık Goncdüvâni hazretleridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızır aleyhisselâm, İlyâs aleyhisselâmla birlikte peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) vefâtında hâne-i saâdetlerine gelip Ehl-i beyt için sabır ve tavsiyesinde bulundu. Onların geldiklerini ve sabır tavsiye ettiklerini hazret-i Ebû Bekr, Ehl-i beyte bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Peygamberliği kesin olmayanlar, ihtilaflı şüpheli olanlar, Hızr, Hz. Hızr, Hızkil, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-996377669004144455?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/996377669004144455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=996377669004144455' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/996377669004144455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/996377669004144455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-hzr.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Hızır (?)'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-870818085342211276</id><published>2008-05-13T12:11:00.006+03:00</published><updated>2009-06-01T01:26:16.338+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Şit</title><content type='html'>ŞİT ALEYHİSSELÂM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;Adem aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamber. Âdem aleyhisselâmın oğludur. Âdem aleyhisselâmın oğullarından Hâbil ile Kâbil çıkan anlaşmazlık neticesinde Kâbil, Hâbil'i öldürünce, Allahü teâlâ hazret-i Âdem'e, Hâbil'e karşılık ihsân olarak, yeni bir oğul verdi. Âdem aleyhisselâmın bütün çocukları ikiz olarak doğduğu hâlde, Şit aleyhisselâm tek doğdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şit adı verilen yeni oğlun ismi İbrânice olup, Arapça karşılığı ''Allah'ın hibesi'' mânâsınadır. İsmine ''Şis''de denilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âdem aleyhisselâmın oğullarından Kâbil, Hâbil'i şehit ettikten sonra doğmuş olan Şit aleyhisselâm, son peygamber Muhammed aleyhisselâmın nûrunu alnında taşıyordu. Bu sebeple Âdem aleyhisselâm onu pek fazla seviyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün evlâdı üzerine onu reis yaptığı gibi, vefât edeceği sırada da bütün yeryüzünün halifeliğine onu tâyin etti. Bu hususta vâsiyette bulundu. Ayrıca ilâhi sırları bildirip, bütün ilimleri öğretti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber efendimizin nûruyla ilgili olarak oğlu Şit aleyhisselâma şöyle vasiyet etti: ''Oğlum Alnında parlayan bu nûr, son peygamber olan Muhammed aleyhisselâmın nûrudur. Bunûru mümin, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da şöyle vasiyet et.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Şit, bu vasiyet üzerine sâliha bir kızla evlendi. Sonra evlâtlarına da böyle vâsiyet ettiler. Onlar da bu vasiyete uyup öylece devâm ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âdem aleyhisselâmın vefâtından sonra, Allahü teâlâ, Şit aleyhisselâma peygamberlik verdi. Elli sayfa (forma) küçük kitap indirdi. Bu kitaplarda hikmet ilmi, matematik, sanâyi bilgileri, kimyâ ilmi ve daha birçok şeyler bildirilmiştir. Şit aleyhisselâm zamânında insanlar çoğalıp, her tarafa yayıldılar. Onlara Allahü teâlânın emirlerini bildirip imân etmeye çağırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şit aleyhisselâmın dininin esasları, Âdem aleyhisselâmın bildirdiği dinin esaslarına uygundu. Şit aleyhisselâm ekseriyâ Şam'da ikâmet edip, insanlara, Allahü teâlâya imân etmeyi ve emirlerine uymayı bildirerek tebliğ vazifesini yaptı. Bin şehir kurup, hudutlarını tespit etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Şit aleyhisselâmın çocukları ve torunları imâr ettikleri şehirlerde yaşayıp, Allahü teâlâya ibâdet ve tâatle meşgul oldular. Gâyet huzurlu bir hayat sürdüler.Aralarında düşmanlık buğz ve haset yoktu. Kötülüklerden, haramlardan ve isyândan uzak dururlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şit aleyhisselâm, Şam'dan Yemen tarafına gidip, azgın ve sapık bir hâlde yaşayan Kâbil'in oğullarını Allahü teâlâya imân ve ibâdet etmeye dâvet etti. Fakat bu kavim, Şit aleyhisselâmın dâvetini kabul etmeyip, sapıklıklarında ısrâr ettiler. Şit aleyhisselâm, onlarla savaş yaptı. Bu savaşta kılıç kullandı. İlk kılıç kullanan odur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemendeki bu azgın kavmin bir kısmını kılıçtan geçirdi, bir kısmını da esir aldı. Babası, Âdem aleyhisselâmla veya kardeşleriyle Kâbe'yi balçık çamuru kullanarak taştan yaptı. Son peygamber olan Muhammed aleyhisselâmın nûru Şit aleyhisselâmdan onun oğlu Enûş'a geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şit aleyhisselâm, oğlu Enûş'a, babası Âdem aleyhisselâmın, Muhammed aleyhisselâmın nûruyla ilgili olarak kendisine yaptığı vasiyeti yaptı ve Enûş'u yeryüzüne halife tâyin ederek vefât etti.Ömrünün dokuz yüz on iki veya dokuz yüz elli yâhut da dokuz yüz sene olduğu rivâyet edilmiştir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberliğininse, iki yüz seksen iki veya iki yüz on iki yâhut da iki yüz kırk iki sene olduğu rivâyet edilmiştir. Şit aleyhisselâmdan sonra, çoğalarak yeryüzüne dağılan insanlar, zamanla doğru yoldan uzaklaşıp, çok azgınlık gösterdiler. Allahü teâlâ onlara İdris aleyhisselâmı peygamber olarak gönderdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şit aleyhisselâm Âdem aleyhisselâmın öteki evlâtlarının hepsinden güzel ve faziletliydi. Sûret ve sirette yâni hâl ve yaşayışta tıpkı babasına benzediği için Âdem aleyhisselâm onu diğer evlâtlarından çok severdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Şid, Şis, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-870818085342211276?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/870818085342211276/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=870818085342211276' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/870818085342211276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/870818085342211276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-it.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Şit'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-8473270973302007971</id><published>2008-05-13T12:04:00.007+03:00</published><updated>2009-06-01T01:26:56.369+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kavimlerin Helakı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şeytan&apos;ın kandırma oyunları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Elyesa</title><content type='html'>ELYESA ALEYHİSSELÂM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;Mûsâ aleyhisselâmın dinini İsrâiloğullarına yaydı.&lt;br /&gt;İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. İlyâs aleyhisselâmdan sonra gönderilmiştir. Her ikisi de Mûsâ aleyhisselâmın dinini yaymakla vazifelendirilmiş nebi idiler. İlyâs aleyhisselâm, İsrâiloğullarını Allahü teâlâya imâna ve ibâdete çağırdı. Onu dinlemediler, hattâ memleketlerinden kovdular. Ba'l adındaki puta tapmaya ısrarla devâm ettiler. Bu isyânları ve azgınlıkları sebebiyle,&lt;br /&gt;Allahü teâlâ onlar üzerine belâ ve musibet gönderdi. Çeşitli sıkıntılarla cezâlandırıldılar. Memleketlerinden bereket kaldırıldı. Yağmur yağmaz oldu, kıtlık başgösterdi ve mahsûl alamadılar. Yiyecek bulamaz oldular. Açlıktan leş yemeye başladılar. Sonunda İlyâs aleyhisselâmı bulup, nasihatını dinlediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmân ettikleri için, üzerlerinde belâlar ve musibetler kaldırıldı. Bir müddet sonra, tekrar dinden dönüp puta tapmaya ve çeşitli günahları işlemeye başladılar. Küfürde ısrâr edip, imân etmeye bir türlü yanaşmadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İlyâs aleyhisselâm, Allahü teâlânın izniyle Ba'ıbek'te yaşayan bu kabile arasından ayrılıp gitti. Başka beldelerde yaşayanları, Allahü teâlâya imân ve ibâdet etmeye dâvet etti. Bu dâvetleri sırasında uğradığı bir belde halkı tarafından çok sevilip, orada kalması istendi. Bunun üzerine bir müddet kaldı. Bu sırada ihtiyar bir kadının evinde misâfir olmuştu. bu kadın Elyesa aleyhisselâmın annesiydi. Elyesa aleyhisselâm, o sırada genç olup hastaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Annesi, İlyâs aleyhisselâmdan, oğlunun sıhhate kavuşması için duâ istedi. İlyâs aleyhisselâm da duâ etti. Elyesa aleyhisselâm hastalıktan kurtulup sıhhate kavuştu. Bundan sonra İlyâs aleyhisselâmın yanından hiç ayrılmadı. Ondan Tevrât-ı şerifi öğrendi. İlyâs aleyhisselâmdan sonra Elyesa aleyhisselâm, Allahü teâlâ tarafından peygamber olarak görevlendirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elyesa aleyhisselâm, İsrâiloğullarının ıslâhı için uğraştı, tebliğ vazifesi yaptı. Azgınlık ve taşkınlıklarını günden güne arttıran bu kavim, Allahü teâlânın kendilerine gönderdiği kitâbın gösterdiği yoldan ayrıldı. Kabileler, devletin başına geçmek yarışına girdi. Aralarındaki ayrılık ve başka memleket meseleleri yüzünden birbirilerine düştüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İsrâiloğulları arasındaki fitnenin kavga ve çekişmelerin sonu gelmez oldu. Nihâyet Allahü teâla üzerlerine Asûr devletini musallat kıldı. Esir olup zelil ve perişan bir hayat sürmeye başladılar. Bu hâdiselerin vukû bulduğu sıralarda, Yûnus aleyhisselâm, Asûrluların başşehrş olan Ninova'da dünyâya gelmişti &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elyesa aleyhisselâmdan Kur'ân-ı kerimde bahsedilmiş olup meâlen; ''(Yâ Muhammed!) İsmâil'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de hâtırla. (Kavmine anlat) Bunlar hayırlılardan idiler.'' (Enbiyâ sûresi:85) buyrulmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÛCİZELERİ:&lt;br /&gt;1-Eriha şehri ahâlisinin içme suları acılaşmıştı. Bu durumu Elyesa aleyhisselâma bildirip, kendilerine yardımcı olmasını istemişlerdi. Bunun üzerine. Elyesa aleyhisselâm acılaşan suyun içine bir parça tuz atıp, ''Tatlı ol!'' deyince, Allahü teâlânın üzniyle su tatlı ve lezzetli olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Borçlu ve dul bir kadın, Elyesa aleyhisselâma gelip, fakirliğinden şikâyetçi olmuştu. ''Evinde neyin var?'' deyince, kadın; ''Bir kaşık kadar yağım var.'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elyesa aleyhisselâm, kadına;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Git, o yağı bir kab içine koy.'' buyurdu. Kadında gidip yağı bir kabın içine koydu. Elyesa aleyhisselâmın mûcizesiyle o yağ o kadar arttı ki, pekçok kap yağ ile doldu. Fakir kadın bundan borçlarını ödediği gibi, zengin de oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrâiloğulları, Elyesa aleyhisselâma bazân uyup, bildirdiği emirleri yerine getirdiler. Bâzan da muhâlefet ettiler. Elyesa aleyhisselâm vefâtına yakın Zülkifl aleyhisselâmı yanına çağırıp, kendinden sonra onu yerine halife tâyin etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-8473270973302007971?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/8473270973302007971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=8473270973302007971' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/8473270973302007971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/8473270973302007971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-elyesa_13.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Elyesa'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-454339152452574742</id><published>2008-05-13T12:02:00.008+03:00</published><updated>2009-06-01T01:27:53.200+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sabır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Lokman (?)</title><content type='html'>LOKMAN ALEYHİSSELÂM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;Peygamber veya veli. Dâvud aleyhisselâmın zamânında, Arabistan'ın Umman tarafında yaşadı. Dâvud aleyhisselâmla görüşüp ondan ilim öğrendi. Dâvud aleyhisselâma peygamberlik bildirilmeden önce, müfti olan Lokman Hakim, Dâvud aleyhisselâma peygamberlik bildirildikten sonra fetvâ vermeyi bıraktı. Dâvud aleyhisselâma ümmet oldu. Kendisine hikmet verildi. Eyyûb aleyhisselâmın teyzesinin oğlu oldu daa rivâyet edilmektedir. Fransız bilginlerinin, Calinos'un (Galen'in) bir adı da Lokman Hakim idi demeleri yanlıştır. Çünkü Lokman Hakim, Dâvud aleyhisselâm zamânında; Calinos (Galen) ise, ondan bin yıl kadar sonra yaşamıştır. Lokman ismi Kur'ân-ı kerim'de geçmekte olup, bir sûreye (otuz birinci sûre) Lokman ismi verilmiştir.Bu sûrenin on ikinci âyetinde meâlen; ''Biz Lokman'a hikmet verdik.'' buyrulmaktadır. Buradaki hikmet tâbirinin; akıl, anlayış, ilim, ilimle amel etmek ve doğru karar vermek demek olduğu tefsir kitablarında yazılıdır. Lokman Hakim tabiplerin piridir. Hikmetli sözleri ve oğluna verdiği nasihatler meşhurdur. Kur'ân-ı kerim'de Lokman sûresi 3. âyet-i kerimede meâlen; ''Bir vakit Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: Yavrum! Allah'a ortak koşma, çünkü şirk çok büyük zulümdür.'' buyrulmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokman Hakim'e sen bu hâle nasıl geldin dediklerinde; ''Doğru sözlü olmak, emâneti yerine getirmek, lüzumsuz söz ve işi terk etmekle.'' cevâbını verdi. İnsanlar ondan nasihat istediler, o da şöyle nasihat etti: Öncekilerin ve sonrakilerin ilimleriyle ameledilebilmesi için sekiz şeye dikkat etmek lazımdır. Dört zamanda dört şeyi korumak gerekir; Namazda gönlü, halk arasında dili, yiyip içmede boğazı, bir kimsenin evine girince de gözü korumaktır. İki şeyi hâtırdan hiçbir zaman çıkarmamalıdır. Bunlar; Allahü teâlânın büyüklüğü ve ölümdür. İki şeyi de tamâmen unutmaya çalışmalıdır. Bunlar da; bir kimseye yapılan iyilik ile dost ve yakınlardan görülen kötülüktür.'' Lokman Hakim'in oğluna nasihatlarının bir kısmı şöyledir: ''Ey oğlum! Dünyâ derin deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Geminin takvâ, yükün imân, hâlin tevekkül olsun, umulurki kurtulursun.'' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Ey oğlum! Âlimlere karşı öğünmek, akılsızlarla inatlaşmak ve meclislerde, toplantılarda gösteriş yapmak için ilim öğrenme! İhtiyâcım yok diyerek de ilmi terk etme.'' ''Ey oğlum! Allahü teâlâyı anan (hâtırlayan) insanlar görürsen onlarla otur. Âlim olsan da, ilminin faydasını görürsün ve ilmin artar, sen ehil isen sana öğretirler. Allahü teâlâ onlara olan rahmetinden seni de faydalandırır. Allahü teâlâyı ziktetmeyenleri görürsen onlardan uzak dur.'' ''Ey oğlum! Horoz senden daha akıllı olmasın! O, her sabah zikir ve tesbih ediyor, sen ise uyuyorsun.'' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Ey oğlum! Seçilmiş kullara teslim ol, kötülerle dost olma.'' ''Ey oğlum! İnsanlara iyilikleri emir ve nasihat edip kendini unutma! Yoksa mum gibi olursun. Mum insanları aydınlatır, fakat kendini yakıp eritir.'' ''Ey oğlum! Yalandan çok sakın! Çünkü dinini bozar ve insanlar yanında mürüvvetini azaltır. Bununla hayânı, değerini ve makâmını kaybedersin.'' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Ey oğlum! Kötü huydan, gönüldağınıklığından sakın. Sabırsız olma, yoksa arkadaş bulamazsın.İşini severek yap, sıkıntılara katlan. Bütün insanlara karşı iyi huylu ol.'' ''Ey oğlum! Hep üzüntülü olma, kalbini dertli kılma. İnsanların elinde olana tamâ etmektensakın. Kazâya râzı ol ve Allahü teâlânın sana verdiği rızka kanâat et.'' ''Ey oğlum! Dünyâ geçici ve kısadır. Senin dünyâ hayâtın ise azın azıdır. Bunun da azının azı kalmış, çoğu geçmiştir.'' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;!!Ey oğlum! Tövbeyi yarına bırakma, çünkü ölüm ansızın gelip yakalar.'' ''Ey oğlum! Sükût etmekle pişmân olmazsın. Söz gümüş ise sükût altındır.'' ''Ey oğlum! Helâl lokma ye ve işlerinde âlimlere danış, işlerini nasıl yapacağını onlara sor.'' ''Ey oğlum! Âlimler meclisine devâm et. Bahar yağmuru ile yeryüzünü yeşillendiren Allahü teâlâ, âlimlerin meclisindeki hikmet nûru ile de müminlerin kalbini aydınlatır.'' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Ey oğlum! Amel ancak yakın (Allahü teâlâya olan ilim ve mârifet) ile yapılır. Herkes yakini nisbetinde amel eder. Amel noksanlığı, yakin noksanlığından gelir.'' ''Ey oğlum! Bir hatâ işlediğinde hemen tövbe et ve sadaka ver.'' ''Ey oğlum! Ölümden şüphe ediyorsan uyku uyuma. Uyuduğun ve uyumak mecbûriyetinde kaldığın gibi, ölüme de mahkûmsun. Dirilmekten de şüphe ediyorsan, uykudan uyanma. Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin.'' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Ey oğlum! Helâl kazanç ile yoksulluktan korun. Yoksul kimse şu üç musibetle karşılaşır: Din zayıflığı, akıl zayıflığı ve mürüvvetin kaybolması.'' ''Ey oğlum!Merhamet eden merhamet bulur. Sükût eden selâmete erer, hayır söyleyen kâr eder, kötü konuşan günâhkar olur, diline hâkim olmayan pişmân olur.'' ''Ey Oğlum! Dünyâmalından yetecek kadarını al, fazlasını âhiret için hayra sarfet, Sıkıntıya düşecek ve başkasının sırtına yük olacak şekil de tembellik etme.'' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Ey oğlum! Sakin kimseyi küçük görüp hakâret etme. Çünkü onun da senin de rabbimiz birdir.'' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokman Hakim'in oğlu: ''Babacığım, insanda hangi haslet daha iyiydir?'' diye sorunca; ''Temiz, hâlis din.'' buyurdu. Eğer iki haslet olursa? ''Din ve mal'', üç haslet olursa? ''Din, mal ve hayâ.'' buyurdu. Dört haslet olursa? dedi. ''Din, mal, hayâ ve güzel ahlâk.'' buyurdu. Beş haslet saymak icâbederse diye sorunca; ''Din, mal, hayâ güzel huy ve cömertlik.'' buyurdu. Altı haslet sayarsak deyince; ''Eu oğlum! Allahü teâlâ her kime bu beş iyi hasleti verdiyse, o kimse mümin ve müttekidir. Allahü teâlâ katında veli ve sevgilidir. Şeytanın şerrinden uzaktır.'' buyurdu. Oğlu: ''Babacığım, insandan en kötü haslet hangisidir?'' dedi. ''Allahü teâlâyı inkârdır'' buyurdu. İki olursa dedi. ''İnkâr ve kibirdir.'' buyurdu. Üç olursa dedi. ''İnkâr, kibir ve şükür azlığı.'' buyurdu. Dört olursa dedi. ''İnkâr, kibir, şükür azlığı ve cimrilik.'' buyurdu. Beş olursa diye sorunca; ''İnkâr, kibir, şükür azlığı, cimrilik ve kötü ahlâk.'' buyurdu. Altı olursa deyince; ''Ey oğlum! Bu beş kötü hasletin bulunduğu kimse münâfıktır, şakidir ve Allahü teâlâdan uzaktır.'' buyurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafs bin Ömer'den rivâyet edildi ki: Lokman Hakim, yanına bir hardal torbası koydu ve oğluna nasihat etmeye başladı. Her bir nasihatte bir hardal tânesini çıkardı. Nihâyet hardalları tükendi. Sonra da; Ey oğlum! Sana o kadar nasihat ettim ki, şâyet bu nasihatler bir dağa verilseudi, dağ yarılır, parça parça olurdu'' buyurdu. Oğlu da bu nasihatleri tuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LOKMAN HAKİM'İN NASİHATİ (2)&lt;br /&gt;Lokman Hakim'in kim olduğu hakkında muhtelif rivayetler vardır. Ancak Şeyhülislâm Ebussuûd Efendinin nakline göre bu rivayetlerin hülâsası şöyledir: Lokman ibni Bâurâ ki' Azer evlâdından olup Eyyüb aleyhisselâmın hemşire veya teyze zadesi imiş, uzun müddet ömür sürmüş, Davud aleyhisselâma yetişmiş ve ondan ilim almış ve onun peygamberliğinden önce fetva da verirmiş. Kendisi san'at sahibi olup israil Oğullarında kadılık ettiği de söylenmiştir. Bâzıları bunun bir nebî olduğuna da kail olmuşlar ise de alimlerin cumhuruna göre, nebî değil bir hakîm idi. Bilindiği gibi, her nebî hakîm ise de her hakîm nebî değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alimlerin örfünde hikmet, insan nefsinin nazarî ilimleri iktibas ve tatbikatta faziletli işleri takatî nisbetinde tam bir meleke kazanarak elde etmesi ve olgunluğa kavuşmasıdır. Yani hikmet, kâh nazarî ve kâh ilmî olarak tarif edilirse de tam manâsıyla hikmet, illet ve sebepleri bilerek gayeye isabet edecek şekilde ameli ilme, ilmi amele uydurmaktır. Bunun için kendine hikmet verilene bir çok hayırlar verilmiş oldüğü beyan buyurulmuştur. Allahü Teâlâ'nın âlemde hikmetiyle koyup tahsis ettiği sebepleri ve hükümleri, yani kanunları keşfederek ondan bir takım ilmî neticeler çıkarmak kabiliyeti, şüphe yok ki Allah'ın büyük bir ihsanıdır. Ve hakîm olan kimseye yakışan da ilmî ve amelî olarak bunun şükrünü eda etmektir. Nitekim Allahü Teâlâ «Biz Lokman'a hürmeti verdik ki şükret Allah'a diye» buyurmuştur. Bu şükrün ilmî haysiyeti evvelâ o hikmetin, Allahü Teâlâ'nın bir vergisi olduğunu bilerek Allah'ı şirkten, ortaklıktan tenzih etmektir. Amelî haysiyeti de işlerinde takip ettiği gaye ve maksatlarında kendi hevasını değil, Allah'ın rızâsını gözetmektir. Bu şükrü kim eda ederse kendi lehine şükretmiş olur. Çünkü sonunda faydası kendine âid olur. Lâkin kendine hikmet verilenler içinde, nankörlük ederek küfre sapanlar da olmuştur. Bunların nankörlüğü de, yani o hikmeti Allah'tan bilmeyerek ben yapıyorum diye şükürde bulunmayıp kötüye kullanması kendi aleyhine olur. Çünkü Allahü Teâlâ zengindir, ihtiyacı yoktur, hem Hamid hem Mahmuddur. Filan feylesof hikmet nâmına nankörlük ederse ona hiç bir zarar eriştiremez, kendi kötülenmiş olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokman Hakim'in şükrünü nasıl eda ettiğine dâir hikmet ve ahlâktan bir iki numune Kur'ân-ı Kerîm'de zikrolunarak şöyle beyân buyurulmaktadır: Hani, yani unutma daima an, o vakit ki Lokman da oğluna dedi, ona vaaz ediyordu, nasihat veriyordu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey oğulcuğum, yavrum! Allah'a şirk koşma. Çünkü şirk çok büyük bir zulûmdur. Billahi şirk çok büyük bir haddini aşmaktır, önce zulüm bir haksızlıktır. Çünkü zulüm bir şeyi mevziinden başka yere koymaktır. Allah'ın hakkını Allah'tan başkasına vermektir. Aynı zamanda Allah'ın mükerrem kıldığı, şeref verdiği insan nefsini mahlûka ibadet ettirerek zelilleştirmektir. ikinci olarak büyük bir zulümdür. Zira mabudluğu hiç mevzu olmayan ve olmasına hiç bir şekilde imkân bulunmayan bir mevkie koymaktır. Zira Ahmed'in malını alıp da Mehmed'e vermek zulümdür. Çünkü bu, Ahmed'in malını Mehmed'in eline koymaktır. Lâkin hibe veya satış gibi temlik sebeplerinden birisiyle o malın, sonradan Mehmed'in mülkü olabilmesi mümkündür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki şirk koşmak mabudluğu Allah'tan başkasına vermektir. Allah'tan başkasının ise mâbud olmasına hiç bir şekilde cevaz ve imkân yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavrum! Muhakkak ki yaptığın iyilik veya kötülük bir hardal dânesi kadar küçük ve gizli ve ne kadar yüksek veya alçak olursa olsun, Allah onu getirir, Ahirette karşına koyar. Çünkü Allah'ın lütfü çok kudreti en ince en gizli şeylere yetişir, ilmi ile hepsini bilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavrum! Namazı devamlı kıl, kendini erdirmek için iyiliği emredip kötülüğü nehyet, diğerlerini kemale erdirmek, cemiyeti doğrulukla götürmek için başına gelene de sabret. Yani iyiliği emredip kötülüğü nehyetmek kolay değildir. O yüzden başına bir takım musibetler gelmesi mümkündür ve onlara sabretmek lâzımdır. Çünkü bu işlerin her birisi azmolunacak büyük işlerdendir, insanlara avurdunu şişirme, avurt etme, yani iyiliği emredip kötülüğü nehyetmekle beraber böbürlenip kibirlenme. Yer yüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah kurulanın, övünenin hiç birini sevmez. Gidişinde mutedil ol, sesinden de biraz indir, söylerken bağırma. Çünkü seslerin en beti, en hoşa gitmeyen tatsızı her halde eşeklerin sesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Lokman Sûresi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Lokman Hekim, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-454339152452574742?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/454339152452574742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=454339152452574742' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/454339152452574742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/454339152452574742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-lokman_13.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Lokman (?)'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-7444975198524465789</id><published>2008-05-13T11:39:00.007+03:00</published><updated>2009-06-01T01:29:06.347+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kur&apos;an-ı Kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Lokman (?)</title><content type='html'>H Z . LOKMAN A.S.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'ân-ı Kerîm'de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman, 31/12,13). Kelime, ayni zamanda Mekkî bir surenin adidir. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman'ı Hz. Peygamber (s.a.s)'e sormalarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokman'ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: "Andolsun Biz Lokman'a Allah'a şükretmesi için hikmet verdik. şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki Allah her şeyden müstağnîdir, övülmeye lâyık olandır. Lokman, oğluna öğüt vererek. "Yavrum, Allah'a eş koşma, doğrusu eş koşmak büyük zulümdür" demişti " (Lokman, 31/12,13). Lokman'ın adı içinde geçmese de onun oğluna öğütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah, Lokman'ın öğüdündeki eş koşmayı(şirk) tekit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana şükür, ana-babaya teşekkür etmesini bilmekle beraber; eğer ana-baba Allah'a es koşmak üzere çocuğunu körü körüne zorlarlarsa o çocuğun onlara itaat etmemesi, dünya işlerinde onlarla güzelce geçinip Allah'a yönelen kimselerin yoluna uyması gerektiğini bildirmektedir (Lokman, 31/14,15). Lokman'ın öğütleri şöyle devam etmektedir: "Yavrum, işlediğin şey bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kayanın içinde, göklerde veya yerde bulunsa da, Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Lâtif'dir, haberdar'dır. Yavrum, namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret; doğrusu bunlar azmedilmeye değer islerdir. İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseyi hiç şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini de kıs! Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir" (Lokman, 31/16-19).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokman suresinde geçen meâli verilen ayetlerden anlaşılmaktadır ki, bu zat bir hakimdir. Çünkü ona hikmet verilmiştir. Böyle bir hikmete ulasan kimseye gereken, o hikmete şükürdür. Aslında Yüce Allah'ın, şükür de dahil hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Ancak şükre ihtiyacı olan insandır. Çünkü Allah, şükredince nimetleri artırma vadinde bulunmuştur (ibrâhim, 14/7). Lokman, üç kere "yavrum" veya "oğlum" diye hitap ederek oğluna öğüt vermiştir. Bunlardan ilkinde Allah'a es, ortak koşmamasını öğütlemiştir. Çünkü bu, Allah'ın hakkını başkasına vermek, kulların ve bütün varlıkların yaratanına olan bu haksızlıkla onların haklarını çignemek, başta Yüce Allah'ın ikram ettiği, şerefli kıldığı insan olmak üzere bu varlıkları esas yaratanından başka fâni, âciz, güçsüz şeylere yönelterek onları tahkîr etmektir. Lokman, ikinci "yavrum" hitabıyle başlayan öğüdünde, Yüce Allah'ın hardal tanesi kadar da olsa yapılan bütün iyilik ve kötülükleri gördüğünü, bildiğini ve onları ahirette değerlendireceğini anlatmıştır. Nitekim Yüce Allah, zerre miktar hayır-şer işleyenin karşılığını göreceğini bildirmektedir (ez-Zilzâl, 99/7-8). Lokman, yine oğluna hitaben üçüncü öğüdünde onun namazı kılmasını, iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmesini, başına gelene sabretmesini, İnsanlara böbürlenip kibirlenmemesini, çalım satıp öğünmemesini, yürümesinde, konuşurken sesinde ölçülü olmasını tavsiye etmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokman hakkında hadislerde de bazı bilgiler bulunmaktadır. En'âm Suresi'nin 82. ayetinin nüzulünde sahabeler: "Ey Allah'ın Resulü! Bizim hangimiz nefsine zulmetmez ki...?" dediklerinde, Peygamberimiz. Bu ayetteki zulüm sizin sandığınız gibi değildir. O zulüm, şirk demektir. Lokman'ın oğluna nasihat ederken, yavrum, Allah'a şirk koşma. Zira şirk en büyük zulümdür dediğini işitmediniz mi?" cevabını vermiştir (Sahîh-i Buhârî, Tecrîd-i Sarîh, Tercemesi, IX, 163). Lokman söyle derdi: "Yavrum, ilmi âlimlere karşı böbürlenmek, sefihlerle münazarada bulunmak ve meclislerde gösteriş yapmak için öğrenme!" (Ahmed b. Hanbel, I,190). Bu anlatım ve devamı başka bir rivayette söyle yer almaktadır: "...Ginâ göstererek ve cehalete düşerek ilmi terk etme! Yavrum, meclisleri ihmal etme! Allah'ı anan bir topluluk gördüğünde onlarla otur. Eğer âlimsen ilmin işine yarar; cahilsen onlar sana öğretirler. Umulur ki Allah onlara rahmetini lütfeder, onlarla beraber sana da ulaşır. Allah'ı anmayan bir topluluk gördüğünde onlarla oturma. Eğer âlimsen ilminin sana bir yararı olmaz; cahilsen onlar seni saptırırlar. Allah onları azabına duçar kılar, sana da onlarla beraber isabet eder" (Dârimî, Mukaddime, 34). Yine bir hadis-i şerifde ilim-hikmet hakkında söyle denilmektedir: "Hakîm Lokman oğluna şu tavsiyede bulunmuştur. Yavrum âlimlerin yanında otur ve dizlerinle onlara çok yaklaş. Çünkü Allah, gökten indirdiği yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi, kalpleri hikmet nûruyla diriltir"(Muvatta, ilim, 1). Lokman hakkında başka bir hadis de şöyledir: "Hakim Lokman, söyle derdi: şüphesiz Allah bir şeyi emânet aldığı zaman onu korur" (Ahmed b. Hanbel, II, 87). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hadislerin, meselâ zulüm, hikmet, ilim gibi konularda Kur'ân-i Kerîm'deki Lokman ile ilgili ayetlerle rabıtalı olduğu görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokman'ın kim olduğu konusunda çeşitli görüşler vardır. ibn ishak'a göre Lokman'ın nesebi [Lokman b. Bâur b. Nahor b. Tarih (Terah: Âzer)] Dördüncü. Kuşakda Hz İbrahim (a.s)'in babası Âzer'e ulaşır. Vâkidî, Lokman'ın isrâiloğulları kadısı, Eyle ve Medyen taraflarında yaşayan, Eyle'de ölen bir kimse olduğunu zikreder. ikrime'ye göre Lokman bir nebîdir. Ancak onun bir hakim olduğunda âlimlerin ittifakı vardır (Sahih-i Buharî Tecrid-i Sarih Tercemesi, IX, 163). Vehb b. Münebbih'e göre; Lokman ibn Bâûra, Âzer neslindendir. Mukâtil'e göre ise, Hz. Eyyub (a.s)'in kızkardeşinin veya teyzesinin oğlu idi. Uzun müddet yaşadı. Hz. Davud'a yetişti ve ondan ilim aldı. Sanat sahibi idi. Bir nebî olduğunu söyleyenler de oldu. ibn Rüsd, Tehâfüt'ünde söylediği gibi, her nebî hakîmdir, fakat her hakim nebî değildir. Bakara sûresi'nin 269. ayetine göre Yüce Allah hikmeti istediğine verir. Kime de hikmet verilmişse ona büyük hayır lütfedilmiştir. Dolayısıyle o kimsenin ilmen, amelen bunun şükrünü yerine getirmesi gerekir. Lokman için de Kur'ân'da böyle söylenmiştir (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, IX, 3842-3843).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokman, İslâm'dan önceki Araplarda kendisinden çok bahsedilen bir şahsiyet idi. Yahudi ve Hıristiyan kutsal kitaplarında adı geçmez. Onun Âd kabilesinden veya Habeşli bir köle olduğu da belirtilmiştir (S.G.F. Brandon, A Dictionary of Comparative Religion, London 1970, s. 414). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Arap geleneğinde cahiliyye devri insanları bu zata Lukmânü'l-Muammer diyorlardı. Onun yedi kartalın ömrü kadar uzun yaşadığına inanılırdı. Ebû Hâtim es-Sicistâni'nin "Kitâbül-Muammarîn" adli eserinde Lokman, Hızır'dan sonra uzun yaşayan ikinci şahsiyet olarak yer alır. Yedi kartal ömrü beş yüz altmış yıl yapsa da çeşitli rivayetlerde onun bin, hatta üç bin-üç bin beş yüz yıl yaşadığı bile ileri sürülmüştür. Lokman'a, Nâbiga'nın şiirlerinde bile rastlanır. Cahiliyye geleneğinde Lokman aynı zamanda bir kahraman ve hakim bir kimse olarak da görülürdü. Bir çok macera ona isnat edilmişti. Bütün bunlar arasında Lokman, Âd kabilesinden olmakla bu kabîleye Sodom gibi günahkârlığı dolayısıyla kuraklık cezası verildiğinde, onun da dahil olduğu bazı kimseler yağmur için dua etmek üzere Mekke'ye giderler. Ancak Âdlılar orada zevk ve safâya dalıp esas vazifelerini unuturlar. Hatırlatıldığında da birisi siyah bir bulut isteyiverir. Âd kabilesinin mahvı bu bulutla olur. Aslında onların cezalandırılmaları Hz. Hûd'a itaatsizlikleri dolayısıyladır. Âd kavmi ile ilgili ayetlerde ve Hûd suresinde Lokman'ın adı geçmez (Bernhard Heller, iA., "Lokman ", maddesi). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokman, Kur'ân-i Kerîm'de yer aldıktan sonra, Arapça darb-i mesel ve hikmet kitaplarından Kasasul-Enbiyalara kadar bir çok eserlerde yer aldı. Sa'lebî (ö. 427/1035) Ârâisul-Mecâlis"inde ondan bahsederken Kur'ân'daki anlatımı başka rivayetlerle genişletir. O, Lokman'ın kim olduğu konusunda yukarıdaki bütün bilgileri verdikten sonra Mücâhid'in onun uzun dudaklı siyahî bir köle olduğu yolundaki rivayetlerini de bunlara ekler. Ancak bu rivayeti takviye sadedinde İnsanlardan Sudan'dan çıkmış üç hayırlı kimse arasında, Bilâl (Habesli ?), Hz. Ömer (r.a)'in kölesi Mühecca' ve Lokman'a (Sudan'ın Mısır'a yakın Nubya tarafından) yer veren rivayeti de almaktadır. O, Lokman'ın Habeş'li bir marangoz, bir terzi olduğu konusundaki iddiaları da aktardıktan sonra, âlimlerin onun hakim olup nebî olmadığında ittifak ettiklerini, bu konuda ikrime'nin farklı görüşe sahip olduğunu (bazılarına göre Lokman'ın nebîlik ile hakimlikten birini tercihte serbest bırakıldığı, onun hikmeti seçtiğini) belirtmektedir. O, ayrıca Lokman'ın nebî olmadığı; Allah'ın çok tefekkür, iyi yakın ile takvâ ehli kıldığı bir kul olduğu; onun Allah'ı, Allah'ın da onu sevdiği, ona hikmet lütfettiğini açıklayan bir hadis de nakleder (Sa'lebi, Arâisul-Mecâlis, 312). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa'lebî, Lokman'ın, dünyada sıkıntı çekenin refahtakinden hayırlı olduğunu; dünyayı ahirete tercih edenin dünyada da, ahirette de kaybedeceğini; malın sıhhat, nimetin nefis temizliği gibi olmadığını; doğru söz, emaneti yerine teslim ve boş yere konusmayı terkin hikmeti doğurduğunu söylediğini nakleder. Yine onun nakline göre Lokman oğluna söyle dedi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dünya derin bir denizdir. Çoklaı onda boğulmuştur. O denizde senin gemin Allah'dan takvâ olsun. Bineğin Allah'a imanın ve yolun Allah'a tevekkül olsun. Umulur ki kurtulursun; tamamen kurtulacağını da sanmam. Yavrum, İnsanlar ibadet ve taatte her gün noksanlaştıkları halde nasıl olur da vadolunduklarından korkmazlar! Yavrum! Dünyadan yetecek kadar al, ona kapılma, bu ahiretine zarar verir. Dünyadan el etek de çekme, yoksa İnsanlara yük olursun. Oruç tut, bu şehvetini keser. Seni namazdan alıkoyan orucu tutma, çünkü Allah'ın katında namaz oruçtan daha büyüktür... Yavrum! iyiliği ondan anlayana yap. Nitekim koç ile kurt arasında dostluk olmadığı gibi; iyi ile kötü arasında da dostluk olmaz. Çekişmeyi seven hakarete uğrar, kötülük olan yerlere giden töhmet altında kalır, kötülüğe yaklaşan kendini kurtaramaz ve dilini tutmayan pişman olur. Yavrum! iyilerin hizmetinde bulun; fakat kötülerle dostluk kurma. Yavrum! Güvenilir kimse ol ki zengin olasın. Kalbin günah lekeleriyle dolu olduğu halde İnsanlara, Allah'dan korkuyormuşsun gibi görünme. Yavrum, âlimlerle bir arada bulun ve onların dizinin dibinden ayrılma; fakat onlarla tartışmaya da girme, yoksa sohbetlerinden seni mahrum ederler. Onlara bir şey sorarken nazik davran. Seni ihmal ettiklerinde onlara bıkkınlık verme, yoksa senden usanırlar. Yavrum! her şeyi arkanı dönerek isteme ve yüzün dönük olarak da ondan uzaklaşma! Zira bu, basîreti azaltır ve aklı zayıflatır. Yavrum, küçükken edepli olursan, büyüdüğünde faydasını görürsün! Yavrum, yolculuğa çıktığında, onu çekip götürebileceğin bir yerde olmadıkça, hayvanından emin olma; çünkü onun sırtı çabuk yağır olur ve bu hakimlerin işlerinden değildir. Gideceğin yere yaklastığında da hayvanından in ve yürü; kendinden önce onu doyur. Gecenin ilk saatlerinde yolculuğa çıkmaktan sakın! Sana gecenin yarısına kadar dinlenip gece yarısından sonra yola çıkmanı tavsiye ederim. Sefere çıkarken yanına kılıcını, mest'ini, sarığını, elbiseni, su kabını, iğne ve ipliğini, biz'ini (saraç iğnesi) al! Ayrıca yanında sana ve beraberindekilere yetecek kadar ilâç bulundur. Arkadaslarınla, Allah'a isyanın dışındaki hususlarda uyum sağla ve onlara vefâ göster! Yavrum, kanaatkâr görünmekten sakın, zira bu tavrın sana gündüzleri şöhret, geceleri ise şüphe getirir. Yavrum, kendini unutup da insanlara iyiliği emretme! Yoksa senin durumun, İnsanlara ışık verdiği halde kendisi yanarak tükenen kandile benzer! Yavrum, küçük işleri umursamazlık etme! Çünkü küçük, yarın büyüğe dönüşür. Yavrum, yalan söylemekten sakın! Çünkü yalan, dînini ifsat eder, insanların yanında mürüvvetini noksanlaştırır ve bu durumda da utanma duygun yok olur; değerin düşer, makam ve mevkiin elden gider; küçümsenirsin, konuştuğun zaman sözün dinlenmez, söylediğine itibar edilemez. Bu duruma düşüldüğünde de yaşamanın zevki kalmaz! Yavrum, kötü huydan, sıkıntı vermekten, sabırsızlıktan sakın! Bu hasletler karşısında hiç bir arkadaşın sana dürüst davranmaz ve seninle aralarında dâima bir mesafe bırakırlar. isini sev; sık sık karşılastığın olaylar karşısında sabret! İnsanlara karsı güzel huylu ol! Zira huyu güzel olan, herkese güler yüz gösteren ve bunu yaygınlaştıran, iyiler yanında nasîbini alır; ona karşı iyi kimseler sevgi besler, kötüler de ondan uzaklaşır. Yavrum, gönlünü kederlerle ve kalbini üzüntülerle meşgul etme. Aç gözlülükten sakın. Takdire rıza göster. Allah tarafından sana verilene kanaat et ki hayatın güzelleşsin, gönlün sürurla dolsun ve hayattan zevk alasın. Eğer dünya zenginliklerinin senin için bir araya getirilmesini istersen, insanların ellerinde olanlara göz dikme! Zira peygamberleri bulundukları mertebeye ulaştıran şey insanların ellerinde bulunanlara göz dikmemeleridir. Yavrum, dünya hayati kısadır. Senin oradaki ömrün ise daha da kısadır. Bu kısa ömrün de daha az bir kısmı geride kalmıştır. Yavrum, iyiliği ehline yap, ehil olmayana iyilik yapma; yoksa o, dünyada boşa gider, ahirette de sevabından mahrum olursun. iktisatlı ol, savurgan olma; cimrilik derecesinde mala sarılma, israfa varacak şekilde de onu dağıtma! Yavrum, hikmete sarıl ki onunla ikram göresin, onu yücelt ki sen de üstün tutulasın. Hikmet ahlâkinin en üstünü Allah (c.c)'in dinidir. Yavrum, hasetçinin üç belirgin özelliği vardır: Gıyabında dostunu çekiştirir, yanında olduğu zaman ona yaltaklanır, o bir musibete duçar olduğunda da ona sevinir" (Sa'lebî, a.g.e., 313-315).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokman'la ilgili olarak sadece oğluna öğütler, hikmetli sözler, atasözleri (emsâl, durub-i emsâl) değil, kıssalar da nakledildi. Bunlardan Lokman'ın bir köle olarak birisine takdim edildiğinde. o, diğer kölelerin incirleri onun yediğini ileri sürerek efendilerini kandırmak istedikleri zaman, hep beraber sıcak su içmelerini tavsiye eder. Efendileri öyle yapar, sonunda Lokman yalnız su kusarken, diğerleri incir artıklarını su ile çıkarmaya başlarlar. Bir gün efendisi, gelen misafiri için, Lokman'a en iyi ne varsa onu ikram etmesini söyler. O da koyun dili ve yüreği getirir. Bir başka gün yine misafir için bu defa en kötü ne varsa onu çıkarmasını söylediğinde aynı şeyleri verdiğini görünce, sebebini sorar. Lokman, iyi bir dil ve yürekten daha iyi bir şey olmadığı gibi, kötü bir dil ve yürekten de daha kötü bir şey bulunmadığı cevabını verir (Sa'lebî, ayni yer). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokman'a bu kıssalar dolayısıyla Araplar'ın Ezop'u (Aesopos) denilmiş, Avrupa'da Ezop'a atfedilen bir çok nükteler Lokman'a isnat olunmuştur. Batılı yazarlar Lokman'la ilgili kıssaların sonraki devirlerde Ezop'unkilerden kopya edildiğini ileri sürerler. Bu konuda karşılaştırmalar ve örneklere de yer verip eski gelenekte Lokman, hakîm, hatta peygamber bir kimse olarak tanınırken; sonraki devrede artık köle, marangoz haline sokulduğunu eklerler. Onlara göre Lokman; Bileam, Ahikar, Ezopla aynı görülmüştür. Bileam, Kitab-ı Mukaddes'te geçer. Müfessirler, şeceresi Lokman b. Bâûr b. Nahor b. Tarih seklinde geçen bu zatin İbrani dilinde "bala", Arapça "Lakama" kökleri aynı yutmak anlamına geldiği için, Kitab-i Mukaddes'teki karşılığının Bileam olduğu kanaatine ulasmışlardır (Bileam için bk. Sa'lebî, 209 vd.). Lokman, Bileam mıdır tartışmasında buna olumlu bakanlar yanında karşı çıkanlar; Lokman, Kur'ân ve önceki gelenekte saygı duyulan; Bileâm, Kitab-ı Mukaddes ve Aggada'da nefret edilen bir kimsedir, demektedirler (bk. Belâm). Lokman'ı, Roma'lı Ahikar veya Yunan'in Ezop'una benzetenler, onların sözlerinin veya onlarla ilgili anlatımların benzerliklerine dayanmaktadırlar (Bernhard-N.A. Stillman,"Lokman", Encyclopedia of islam, Leiden 1978, IV, 813).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Lokman Hekim, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-7444975198524465789?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/7444975198524465789/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=7444975198524465789' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/7444975198524465789'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/7444975198524465789'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-lokman.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Lokman (?)'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-4959309993093863194</id><published>2008-05-13T11:35:00.006+03:00</published><updated>2009-06-01T01:29:59.369+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mucize'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Zülkarneyn (?)</title><content type='html'>ZÜLKARNEYN ALEYHİSSELÂM &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;Peygamber veyâ veli. Kur'ân-ı kerimde kıssası, doğuya ve batıya seferleri zükr edilmiştir. Asıl ismi İskender'dir. Doğuya ve batıya gittiği için İskender-i Zülkarneyn diye anılmıştır. Nûh aleyhisselâmın oğlu Yâfes'in soyundandır. Peygamber olup olmadığı açıkca bildirilmedi. Yemen'de yaşamış olan münzir iskender ile Aristo'nun talebesi olan Makedonyalı İskender'den daha önce yaşadı. Sâlih bir zât olan Zülkarneyn aleyhisselâmı Allahü teâlâ yeryüzündeki insanlara emir ve yasaklarını tebliğ ile vazifelendirdi. Zülkarneyn aleyhisselâm Allahü teâlâ niyâzda bulunup; kendisine kuvvet vermesini, insanlar arasında hangi ilim ve adâletle hükmesini gerektiğinin bildirilmesini istedi. Allahü teâlâ şöyle buyurdu: ''Sana verdiğim vazifeyi yapabikmen için kuvvet ihsân ederim. Göüsini açarım. Herşeye gücün yetecek hâle gelirsin. Anlayışını açar, konuşmanı genişletirim, kulağını açarım, tâ uzaktakileri işitirsin. basiretini genişletirim, çok uzakları görür, herşey nüfûz edersin. Her şeyi sağlam yaparsın. İstediğin herşeyi ihsân ederim. Sana heybet veririm hiç kimse sana kötü gözle bakamaz. Ben sana yardım ederim. Hiç bir şey sana zarar vermez. seni kuvvetlendiririm. hiş bir şeye yenilmezsin. Kalbine kuvvet veririm hiçbir şeyden korkmazsın. Aydınlık ve karanlığı emrine verir, onları senin askerin yaparım. Aydınlık senin önünde yol gösterir, karanlık arkandan seni muhâfaza eder.'' Allahü teâlâ hazret-i Zülkarneyn'in emrine bulutları ve başka vâsıtaları verdi. Ona ilim ve kudret, insanlar üzerine tasarruf hâkimiyeti verdi. Ayrıca beyaz ve siyah olmak üzere iki sancak ihsân etti. Zifiri karanlık olan gecede beyaz sancağı açınca, ortalık aydınlığa gark olurdu. Gündüz harp ederken düşman askerinin karanlıkta kalmasını arzu ederse siyah sancağını açar, düşman tarafı zifiri karanlık, kendi tarafı aydınlık olur, böylece düşmana kısa zamanda gâlip gelirdi. Her sefere çıkışında önü aydınlık, arkası karanlık olurdu. Çok geçmeden memleketi genişledi. Devleti güçlendi. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bütün dünyâya yaymağı azmetti. Teyzesinin oğlu Hızır aleyhisselâmı kendisine vezir, ordusuna kumandan tâyin etti. Allahü teâlânın emriyle müminlerden meydana gelen ordusu ilk önce batıya yürüdü. Vardığı yerlerde kâfirleri hak dine dâvet etti. İnsanlara iyilik ve ihsânlarda bulundu. İnanmayanlarla harp etti. Batıda meskûn (yerleşilmiş) yerlerin sonuna vardı. Artık karalar bitmiş denizler başlamıştı. Oraya vardığı sırada orada bir kavim buldu. Bu kavim kÂfir olup vahşi hayvan derisinden elbise giyerler, denizin dışarı attığı balık cinsinden şeyleri yiyerek geçinirlerdi. Zülkarneyn aleyhisselâm bu kavmi, güzel muâmelede bulunarak hak dine dâvet etti. Kavimden bir kısmı imânla şereflendi bir kısmı ise imân etmekten yüz çevirdi. zülkarneyn aleyhisselâm inanmayanların üzerine yürüdü ve onları karanlıkta bıraktı.Onlar karanlıkta ne yapacaklarını bilemediler. Sonunda pişman olup tövbe ettiler ve Allahü teâlânın varlığına, birliğine inandılar. Zülkarneyn aleyhisselâm müminlerden kurduğu ordusu ile uğradığı her yerdeki bütün insanları hak dine dâvet etti. Allahü teâlâya imân ve ibâdete çağırdı. İmân etmeyenler cezâlarını gördüler. Yaya olarak Mekke-i mükerremeye gitti ve haccetti.İbrâhim aleyhisselâmla görüşüp hayır duâsını aldı. Nasihatlerine kavuştu. Daha sonra doğuya yöneldi. Güneşin ilk ışıklarının vurduğu en uçtaki kara parçasına vardı.Zülkarneyn aleyhisselâm orada, yer altındaki manzenlerde yaşayan kavmi hak dine dâvet etti. Daha sonra kuzeye bir sefer yaptı. İki dağ arasına vardı. O iki dağın yakınında oturan kalabalık bir kavimle karşılaştı. O kavmi de hak dine dâvet etti. Kavmin pâdişâhı Zülkarneyn aleyhisselâmı iyilikle karşıladı ve hediyeler takdim etti. Bütün kavmiyle birlikte hak dini kabul etti. Zülkarneyn aleyhisselâmın iltifatlarına kavuştu. Ye'cüc ve Me'cüc adlı kavimlerin zararından şikâyette bulundu. Zülkarneyn aleyhisselâm o kavimle birlikte Ye'cüc ve Me'cüc'ün zararından korunmak için sed yaptılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zülkarneyn aleyhisselâm bir seferi esnâsında hiçbir dünyâ malı ve serveti olmayan, rızıklarını sebzeden temin eden bir kavme rastladı. Ayrıca bu kavimde herkes kendi mezarını kazar, hergün mezarını temizler ve ibâdetlerini burada yaparlardı. Zülkarneyn aleyhisselâm o kavmin hükümdarıyla da görüştü. Hükümdar kendilerinin dünyâya önem vermediklerini, âhiretini hatırlamak için de ibâdetlerini mezarlarda yaptıklarını anlattı. Zülkarneyn aleyhisselâm Allahü teâlânın yardımıyla, doğu, batı ve kuzeydeki bütün ülkeleri feth edip, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını yayma vazifesini tamamladıktan sonra, askerine izin verdi. Kendisi Medine ileŞam arasında Dûmet-ül-Cendel denilen yerde insanlardan ayrıldı. Yanlız Allahü teâlâya ibâdet ve tâatle meşgul oldu. Vefât etmeden önce yakınlarına ''Ben vefât edince usûlüne uygun yıkayıp kefenleyin. Sonra tabuta koyun. Yanlız kollarım dışarda sarkık kalsın. Hazinelerimi de katırlara yükleyin'' diye vâsiyette bulundu. Söyledikleri aynen yapıldı. Az bir zaman sonra da vefât etti.Mekke'ye veya Mekke civârındaki Tehâme Dağlarında bir yere defn edildi. İskender-i Zülkarneyn böyle vâsiyet etmekle ''Arkamdan gelen ordular ile doğu ve batıya hâkim oldum. Hizmetçilerim emrimden çıkmadı. Dünyâyı baştan başa tuttum. Sayısız hazinelerim vardı. Fakat bütün bu dünyâ nimetleri kalıcı değildir. Gördüğünüz gibi mezâra eller boş gidiliyor. Dünyâ malı dünyâda kalıyor. Sizler âhirette de faydalı olacak işler yapın.'' demek istedi. Zülkarneyn aleyhisselâm beyaz-kırmızı benizli, orta boylu idi. Güzel ahlâk sâhibi, Hakka teslimiyeti tam, halkına karşı mütevâzi, alçak gönüllü ve adâler sâhibi idi.Gazâ ve cihâda çıkmakta, beldeleri tâmirdeçok gayretli idi. Dünyâ malına rağbet etmez, elinin emeği, alnının teri ile geçinirdi. Bunun için zenbil örer kendine, çoluk çocuğuna bu paradan harcar, artanını fakirlere sadaka verirdi. Ye'cüc ve Me'cüc kavminin zararlarına mâni olmak için sed yapmıştı. Sedi rivâyetlere göre Asya'nın doğusundaki mümin Türklerin ricâsı üzerine inşâ etmişti. İki dağ arasına taş ve demirden yapılmış olan bu sed bugünkü Çin seddinden başkadır. Kur'ân-ı kerimin Kehf sûresi :83-98. âyet-i kerimelerinde Zülkarneyn aleyhisselâmla ilgili haberler verilmektedir. Peygamber efendimiz, sallallahü aleyhi ve sellem de buyurdu ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmini duyduğunuz kimselerden yeryüzüne dört kişi mâlik oldu. İkisi mümin ikisi kâfir idi.Mümin olan ikisi Zülkarneyn il Süleymân (aleyhisselâm) idi. Kâfir olan ikisi de Nemrûd ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak yeryüzüne benim evlâdımdan biri yâni Mehdi mâlik olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Peygamberliği ihtilaflı şüpheli olanlar, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-4959309993093863194?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/4959309993093863194/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=4959309993093863194' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/4959309993093863194'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/4959309993093863194'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-zlkarneyn.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Zülkarneyn (?)'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-1133717877122296226</id><published>2008-05-13T11:30:00.008+03:00</published><updated>2009-06-01T01:30:35.783+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kur&apos;an-ı Kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mucize'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Uzeyr (?)</title><content type='html'>UZEYR ALEYHİSSELÂM &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden veya velilerden. İsmi; Kur'ân-ı Kerim'de bildirilmiş olup, peygamber olup olmadığı açıkca bildirilmemiştir. Babasının ismi Şureyha olup Hârûn aleyhisselâmın neslindendir. İsrâiloğullarını Tevrât'ın hükümlerine uymaya dâvet etmiştir. İsrâiloğulları Allah'ın oğlu diye iftirâda bulunmuşlardır. Kudüs'te doğdu ve Kudüs'te vefât etti. Uzeyr aleyhisselâm küçük yaşından itibâren, Tevrât ilmini öğrenip Tevrât'ı ezbere bilen sayılı kimselerden oldu. Allahü teâlâ ilâhi emirlerden yüz çevirip, peygamberlerin nasihat ve ikâzlarına kulak tıkayan ve çeşitli azgınlık ve taşkınlıkta bulunan isrâiloğullarına Bâbil hükümdarı Buhtunnasar'ı cezâ olarak musallar etti. Kalabalık bir orduyla Şam ve Ürdün bölgelerini istilâ edip, savunmasız insanları zâlimce öldürten Buhtunnasar kudüs'ü de istilâ etti. Mescid-i Aksâ'yı yıkıp, Kudüs şehrinin bağ ve bahçelerini harap etti. İsrâiloğullarından çoğunu öldürüp, pekçok çocuk ve genci de esir alarak Bâbil'e götürdü. Bâbil'e götürülen genç esirler arasında Uzeyr aleyhisselâm da vardı. Uzeyr aleyhisselâm Bâbil'de bir müddet esâret hayâtı yaşadıktan sonra elli yaşında olduğu sıralarda bir fırsatını bulup memleketi olan Kudüs'e gitmek üzere yola çıktı. Kudüs yakınına gelince, bir bahçede konaklayıp merkebinden yükünü indirdi ve bir ağaca bağladı. Geriden Kudüs şehrini seuredip; şehrin harap, yolların ve bahçelerin viran olduğunu üzülerek gördü. Bu sırada karnı acıktığı için bir miktar incir ve üzüm koparıp, incirin bir kısmını yedi, üzümün de suyunu sıkıp içti. Bir ağaç altına oturup, yıkılmış evlere, bozulmuş yollara, çürümüş tenlere, yığılmış kemiklere bakıp âlemin sonunu, yeniden dirilişi ve Allahü teâlânın kudretini düşündü. Kendi kendine: ''Acabâ, bu halden sonra Hak teâlâ bu şehri nasıl tâmir ve ihyâ eder.'' diyerek tefekküre dalıp uyudu. Allahü teâlâ onu yüz sene öldürdü. Hayattan mahrum etti. Onun bedenini, yiyecek ve içeceğini insanların ve hayvanların gözünden gizledi. Uzeyr aleyhisselâmı ölü bırakmasından yetmiş sene kadar sonra, Fâris hükümdârlarından Nüşek adında bir hükümdâr eliyle Beyt-i mukaddessi (Mescid-i Aksâ) ve Kudüs şehrini imâr etti. Bu sırada Bâbil hükümdarı Bahtunnasar öldüğünden İsrâiloğulları esâretten kurtulup memleketlerine döndüler. Otuz sene daha geçtikten sonra Allahü teâlâ Uzeyr aleyhisselâmı yeniden diriltti. Uzeyr aleyhisselâm kendisinin bir gün veya bir günden az olarak uyumuş olduğu uykudan uyandığını zannetti. Çünkü incir ve üzümün sanki dalından yeni koparılmışve şıra sıkıldığı saatlerdeki gibi bozulmamış olduğunu gördü. Allahü teâlâ Uzeyr aleyhisselâma vahy edip yüz sene kaldığını bildirdi. Uzeyr aleyhisselâm merkebine baktığı zaman onun parça parça olan kemiklerinin vücûdundan ayrılmış olduğunu gördü. Allahü teâlâ ona ''.....ve seni, insanlara bir âyet (delil) kılmak için böyle öldürüp dirilttik. (seni öldükten sonra diriltmenin var olduğunu delil kıldık) ve (merkebin) kemiklerine bak! Onları nasıl birbirine birleştiriyoruz? Sonra da onlara et giydiriyoruz?'' (Bakara sûresi: 259) buyurdu. Allahü teâlâ ölmüş, etleri çürümüş, kemikleri parça parça olup kaybolmuş olan merkebi tekrar diriltti. Bu durumu gören Uzeyr aleyhisselâm, ''Ben bilirim ki, şüphesiz Allahü teâlâ herşeye kâdirdir. (Bütün ölüleri diriltmeye gücü yeter.) buyurarak Allahü teâlânın kudretini müşâhede etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzeyr aleyhisselâm yeniden dirilen merkebine binip Kudüs şehrine girdi. Bulduğu insanları gördüğü ev ve mahalleleri tanıyamadı. Kendi mahallesi olarak tahmin ettiği yerde bir evin önünde durdu. Kapıda gözleri görmeyen, elleri ve ayakları tutmayan bir kadına rastladı. Kadına Uzeyr'in evi neresidir? dedi. Âmâ ve kötürüm olan kadın da; ''Uzeyr'in evi burasıdır, ben Uzeyr'in hizmetçisiyim. Fakat Uzeyr kaybolalı yüz yıldan fazla oldu. Ondan ümitsiziz.'' deyip ağlamaya başladı. Bunun üzerine Uzeyr aleyhisselâm; ''Ben Uzeyr'im'' deyip başından geçenleri anlattı. Uzeyr aleyhisselâmın duâsı bereketiyle kadın, hastalıklarından şifâ buldu. Kadın âilenin diğer fertlerine ve İsrâoğullarına Uzeyr aleyhisselâmın geldiğini haber verdi. Âile halkı Uzeyr aleyhisselâmı tanıyıp iknâ oldular. Uzeyr gelmiş diyerek sevinç ve heyecanla gelen şehir halkı da Uzeyr aleyhisselâmı ziyâret edip uzun zaman geçtiği halde değişmemiş olduğunu gördüler.Yaşlılar ona çeşitli sorular sorarak imtihan etmeye başladılar. bu sırada Uzeyr aleyhisselâma peygamberlik emri bildirildi. İsrâiloğullarına Tevrât'ınhükümlerini tebliğ etmeye onları azgınlık ve sapıklıklardan sakındırmaya çalıştı. Daha önce kendilerini dünyâ ve âhiret saâdetine dâvet eden peygamberlerin apaçık mucizelerini gördükleri halde onları yalanlayan, birçok peygamberi de şehit eden İsrâiloğulları Uzeyr aleyhisselâmın dâvetini kabul etmediler.Okuduğu Tevrât'ın uydurma olduğunu iddiâ edenler çıktı. Bâzıları onun okuduklarından Tevrât olup olmadığını karşılaştıralım dediler. İçlerinden biri ''Benim dedem, Buhtunnasar'ın zulmü zamânında bütün Tevrât nüshalarını yakılmak sûretiyle yok edildiğini bildirdi. Yanlız bir nüsha Tevrât'ı filan dağın tepesine gömdüğünü söyledi. O nüshayı getirip Uzeyr'in okuduklarıyla karşılaştıralım dedi. ''Gömülü olan yerden Tevrât nüshalarını getirip Uzeyr aleyhisselâmın okuduklarıyla karşılaştırdılar. Yazılı nüshada olanlarla Uzeyr aleyhisselâmın okuduklarını aynı olduğunu görünce ''bu kadar uzun zamandan sonra Uzeyr'in Tevrât;'ı ezbere okuması mümkün değildir düşüncesiyle Tevbe sûresi 30. âyetinde bildirildiği gibi ''Uzeyr Allah'ın oğludur.'' diye iftirâda bulundular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzeyr aleyhisselâm ise onların bu inanışlarının küfür ve sapıklık olduğunu, vazgeçmedikleri halde şiddetliazâba uğrayacaklarını bildirdi. Vefât edinceye kadar İsrâiloğullarının arasında bulundu. Onları hak yola dâvet etmeye devâm etti. Uzeyr aleyhisselâmın vefâtından sonra İsrâiloğullarının isyanları ve sapıklıkları iyice arttı.. Uzeyr aleyhisselâmın ismi Kur'ân-ı kerimde (Bekara sûresi: 259 ve Tevbe sûresi: 30. âyetlerinde) zikr edilmiştir. Fakat peygamber mi yoksa insanları hak yola dâvet eden bir veli mi olduğu kesin olarak bildirilmedi. Peygamber efendimiz de buyurdu ki: ''Uzeyr'in peygamber olup olmadığını bilemiyorum. Tubba'nın mel'ûn olup olmadığını bilemiyorum. Zülkarneyn'in peygamber olup olmadığını bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Peygamberliği kesin olmayanlar, ihtilaflı şüpheli olanlar, Hz. Üzeyr, Hz. Üzeyir, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-1133717877122296226?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/1133717877122296226/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=1133717877122296226' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/1133717877122296226'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/1133717877122296226'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-uzeyr.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Uzeyr (?)'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-8331272800114939238</id><published>2008-05-12T21:37:00.048+03:00</published><updated>2009-06-01T08:46:21.974+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kur&apos;an-ı Kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed -İNDEX</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HZ. MUHAMMED (S.A.S.)´İN HAYATI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Muhammed&lt;/strong&gt; (s.a.s.) &lt;strong&gt;Mekke&lt;/strong&gt;'de doğdu. 40 yaşında &lt;strong&gt;Peygamber&lt;/strong&gt; oldu. 23 yıllık Peygamberlik hayâtının 13 yılı Mekke'de, 10 yılı da &lt;strong&gt;Medine&lt;/strong&gt;'de geçti. Medine'de 63 yaşında vefât etti. Bu nedenle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (s.a.s.) 'in hayâtı (571-632):&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;1)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Peygamberliğinden Önceki Hayâtı (571-610),&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;2)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Peygamberlik Devri (610-632) olmak üzere iki kısma ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberlikten önceki hayatı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;a)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Çocukluk devresi (8 yaşına kadar olan süre),&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;b)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Gençlik çağı (8-25 yaşına kadar olan devre),&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;c)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Evlilik dönemi (25-40 yaşı arasındaki devre)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olmak üzere genellikle üç bölümde ele alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberlik devri de:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;a)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Mekke devri (610-622) - Peygamberliğin başlangıcı ile başlayan dönem -&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;b)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Medine devri (622-632) - Medine'ye Hicret ile başlayan dönem -&lt;br /&gt;olarak iki döneme ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada da aynı usûle uyulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi - Peygamberler Tarihi - Peygamberler TarihiÖdev - hazır ödev - hazır proje - Ödev - hazır ödev - hazır proje - Ödev - hazır ödev - hazır projepeygamberler tarihi, peygamberler tarihi hz musa, peygamberler tarihi hz harun, peygamberler tarihi ansiklopedisi, peygamberler tarihi indir, peygamberler tarihi kodu, peygamberler tarihi hz yakup, peygamberler tarihi video, peygamberler tarihi diyanet, peygamberler tarihi izle, peygamberler tarihi kronolojisi, peygamberler tarihi hz yahya, bütün peygamberler tarihi, peygamberler tarihi download, peygamberler tarihi kitabı, peygamberler tarihi pdf, peygamberi görmek için, peygamberimizin hayatı, peygamber efendimizin hayatı, peygamber efendimizin sünnetleri, peygamber isimleri, peygamber efendimizin güzel adları mübarek isimleri, peygamberimizin hanımları, peygamber efendimizin mucizeleri, peygamberlerin hayatı, peygamberler tarihi hz lokman, kısa peygamberler tarihi, peygamberler tarihi html, peygamberler tarihi kitap, peygamberler tarihi sesli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;--------------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HZ. MUHAMMED (S.A.S.)´İN HAYATI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------------------&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HZ. MUHAMMED (S.A.S)´İN PEYGAMBERLİKTEN ÖNCEKİ HAYÂTI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-1.html"&gt;&lt;strong&gt;I- HZ. MUHAMMED (S.A.S)'İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; DOĞUMU&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; SOYU (NESEBİ)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; HZ. MUHAMMED (S.A.S.) SÜT ANNE YANINDA&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;4-&lt;/strong&gt; MEDİNE ZİYÂRETİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-2.html"&gt;&lt;strong&gt;II- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)´İN GENÇLİK DÖNEMİ&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; EBÛ TÂLİB'İN HİMÂYESİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; SEYÂHATLERİ&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Şam Seyâhati&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Yemen Seyâhati&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; FİCÂR SAVAŞINA KATILMASI&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;4-&lt;/strong&gt; HILFU'L-FUDÛL CEMİYETİNDE ÜYELİĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-3_07.html"&gt;&lt;strong&gt;III- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)´İN EVLİLİK DÖNEMİ&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; TİCÂRET HAYÂTI&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; HZ. HATİCE İLE EVLENMESİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; HZ. PEYGAMBER (S.A.S)'İN ÇOCUKLARI&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;4-&lt;/strong&gt; KÂBE'NİN TÂMİRİNDE HAKEMLİĞİ (605 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;--------------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN PEYGAMBERLİK DEVRİ (610-632)&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------------------&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MEKKE DEVRİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-4_07.html"&gt;&lt;strong&gt;I- HZ.MUHAMMED (S.A.S.)'İN PEYGAMBER OLUŞU&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; HİRA'DA İNZİVÂ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; İLK VAHY&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; VARAKA'NIN SÖZLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-3.html"&gt;&lt;strong&gt;II- NEBÎLİK VE RASÛLLUK&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; İSLÂMDA İLK İBÂDET&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; İLK MÜSLÜMANLAR&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Hz. Ali'nin İslâm'ı Kabûl Etmesi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Hz. Ebû Bekir'in Müslüman Olması&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; AÇIK DÂVETİN BAŞLAMASI (613-614 M)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;4-&lt;/strong&gt; YAKIN AKRABASINI İSLÂM'A DÂVETİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-6.html"&gt;&lt;strong&gt;III- MEKKE MÜŞRİKLERİNİN MÜSLÜMANLARA KARŞI DAVRANIŞLARI&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; ALAY VE HAKARET DÖNEMİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; İŞKENCE DÖNEMİ&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Kureyş'in Ebû Tâlib'e Başvurması&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Kureyş'in Hz.Peygamber (s.a.s)'e Başvurması&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; İlk Müslümanların Gördüğü Eza ve Cefalar&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; HABEŞİSTAN'A HİCRET&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Habeşistan'a İlk Hicret Edenler (615 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; İkinci Habeşistan Hicreti (616 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Kureyş Elçileri İle Câfer Arasında Geçen Münâzara&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;4-&lt;/strong&gt; HZ. HAMZA VE HZ. ÖMER'İN MÜSLÜMAN OLMALARI&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Hz. Hamza'nın Müslüman Olması&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Hz. Ömer'in Müslüman Olması&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;5-&lt;/strong&gt; MÜŞRİKLERİN BOYKOT İLÂNI&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Müslümanların Muhâsaraya (Kuşatmaya) Alınması (616 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Acıklı Günler&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Boykot Anlaşması'nın Yırtılması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-7.html"&gt;&lt;strong&gt;IV- HÜZÜN YILI (Nübüvvet'in 10.Yılı)&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; İKİ BÜYÜK ACI; EBÛ TÂLİB VE Hz. HATİCE'NİN VEFATLARI&lt;br /&gt;-----------Eziyetlerin artması&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; TÂİF YOLCULUĞU (620 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Hz. Peygamber'in Tâif'te Karşılanışı&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Mekke'ye Dönüş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-4.html"&gt;&lt;strong&gt;V- KABÎLELERİ İSLÂMA DÂVET ve AKABE BÎATLARI&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; KABÎLELERİ İSLÂMA DÂVET&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; AKABE BİATLARI Zilhicce (621 ve 622 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Akabe Görüşmeleri  &lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Birinci Akabe Bîatı (Zilhicce 621 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; İkinci Akabe Bîatı (Zilhicce 622 m.)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; İSRÂ VE MÎRÂC MÛCİZESİ (Receb 621 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Mîrâcı&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Mîrâc Mûcizesine Karşı Müşriklerin Tutumu&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Mîrâc'ta Teşri Kılınan Hükümler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-9.html"&gt;&lt;strong&gt;VI- MEDİNE'YE HİCRET&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; MÜSLÜMANLARIN MEDİNE'YE HİCRETLERİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN HİCRETİ&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Dâru'n-Nedve'nin Korkunç Kararı&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Rasûlullah (s.a.s.)'in Evinin Müşrikler tarafından Kuşatılması&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Mağarada Gizlenmesi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; Rasûlullah (s.a.s.)'i Tâkibedenler&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; MEDİNE'YE VARIŞ&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Hz. Peygamber (s.a.s.) Kuba'da&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; İlk Cuma Namazı ve İlk Hutbe&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medine'de Karşılanışı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;--------------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEDİNE DEVRİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------------------&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-10.html"&gt;&lt;strong&gt;I- HİCRETİN İLK YILI&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; MEDİNE'DE GENEL DURUM&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; MESCİD-İ NEBÎ'NİN İNŞÂSI&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; HÂNE-İ SAÂDET'İN İNŞÂSI ve RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN HZ. ÂİŞE İLE EVLENMESİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;4-&lt;/strong&gt; SUFFE ASHÂBI (ASHÂB-I SUFFE)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;5-&lt;/strong&gt; FARZ NAMAZLARIN DÖRT REKAT OLMASI&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;6-&lt;/strong&gt; EZÂN'IN MEŞRÛİYETİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;7-&lt;/strong&gt; ENSÂR İLE MUHÂCİRLER ARASINDA KARDEŞLİK&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;8-&lt;/strong&gt; MÜSLÜMANLARLA YAHÛDÎLER ARASINDA VATANDAŞLIK ANLAŞMASI&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;9-&lt;/strong&gt; MEDİNE'DE MÜSLÜMANLARIN DURUMU&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;10-&lt;/strong&gt; İLK NÜFUS SAYIMI&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;11-&lt;/strong&gt; İLK SERİYYELER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-11.html"&gt;&lt;strong&gt;II- HİCRETİN İKİNCİ YILI (623-624 M.)&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; SAVAŞA İZİN VERİLMESİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; İLK GAZVELER&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; KIBLENİN DEĞİŞMESİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;4-&lt;/strong&gt; CAHŞ OĞLU ABDULLAH SERİYYESİ ve BATN-I NAHLE OLAYI&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;5-&lt;/strong&gt; BEDİR SAVAŞI (17 Ramazan 2 H/13 Mart 624 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Kureyş'in Gönderdiği Kervan&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; İki Tâifeden Biri&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; İki tarafın durumu&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; Savaş Başlıyor&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;e)&lt;/strong&gt; Sonuç: Hakk'ın Bâtıla Zaferi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;f)&lt;/strong&gt; Bedir Esirleri&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;6-&lt;/strong&gt; BENÎ KAYNUKA YAHÛDÎLERİNİN MEDİNE'DEN ÇIKARILMASI (Şevval 2 H./Nisan 624 M.)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;7-&lt;/strong&gt; SEVİK GAZASI (Zilhicce 2 H./Mayıs 624 M.2)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;8-&lt;/strong&gt; HİCRETİN İKİNCİ YILINDA DİĞER OLAYLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-12.html"&gt;&lt;strong&gt;III- HİCRETİN ÜÇÜNÇÜ YILI&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; UHUD SAVAŞI (11 Şevval 3 H./27 Mart 625 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Savaşın Sebebi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Abbâs'ın Mektubu&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Peygamber Zırhını Giydikten Sonra&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; Rasûlullah (s.a.s.)'in Savaş Düzeni&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;e)&lt;/strong&gt; Okçular Yerlerini terkedince&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;f)&lt;/strong&gt; Hz. Hamza'nın Şehid Düşmesi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;g)&lt;/strong&gt; Rasûlullah (s.a.s.)'in Öldüğü Şâyiası&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;h)&lt;/strong&gt; Ebû Süfyân'la Hz.Ömer Arasında Geçen Muhâvere&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;i)&lt;/strong&gt; Uhud Savaşı'ndan Üç Safha&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; HAMRÂÜ'L-ESED GAZVESİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; HİCRETİN ÜÇÜNCÜ YILINDA DİĞER OLAYLAR&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Rasûlullah (s.a.s.)'in Hz. Hafsa ve Huzeyme Kızı Zeyneb'le Evlenmesi.&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Rasûlullah (s.a.s.)'in kızı Ümmü Gülsüm'ün Hz. Osmanla Evlenmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-13.html"&gt;&lt;strong&gt;IV- HiCRETİN DÖRDÜNCÜ YILI&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; RACİ' OLAYI (Safer 4 H./ Temmuz 625 m.)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; MEÛNE KUYUSU FÂCİASI (Safer 4 H./ Temmuz 625 M.)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; NADÎROĞULLARI GAZVESİ (Rabiulevvel 4 H./Ağustos 625 M.)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;4-&lt;/strong&gt; RASÛLULLAH (S.A.S.)'İN HZ. ÜMMÜ SELEME İLE EVLENMESİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;5-&lt;/strong&gt; İÇKİ VE KUMARIN HARAM KILINMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-14.html"&gt;&lt;strong&gt;V- HİCRETİN BEŞİNCİ YILI&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; BENÎ MUSTALIK GAZÂSI (MÜREYSİ' SAVAŞI)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; RASÛLULLAH (S.A.S.)'IN CÜVEYRİYE İLE EVLENMESİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; TEYEMMÜMÜN MEŞRÛ KILINMASI&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;4-&lt;/strong&gt; İFK (İFTİRA) OLAYI (224)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;5-&lt;/strong&gt; HENDEK SAVAŞI (Şevval 5 H./ Şubat 627 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Yahûdîlerin Müşriklerle İşbirliği&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Medine Çevresine Hendek Kazılması&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Müşriklerin Medine'yi Kuşatması&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; Sıkıntılı Günler&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;e)&lt;/strong&gt; Harb Hiledir&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;f)&lt;/strong&gt; Rasûlullah (s.a.s.)'in Duâsı ve Kuşatmanın Sona Ermesi&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;6-&lt;/strong&gt; KURAYZAOĞULLARI GAZVESİ (Zilkade 5 H,/Mart 627 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Savaşın Sebebi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Benî Kurayza'ya Verilen Cezâ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;7-&lt;/strong&gt; RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN CAHŞ KIZI ZEYNEB'LE EVLENMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-15.html"&gt;&lt;strong&gt;VI- HİCRETİN ALTINCI YILI&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;l–&lt;/strong&gt; HUDEYBİYE BARIŞI (Zilkade 6 H./Mart 628 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Müslümanların Kâbe'yi Ziyâret Arzusu&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Rasûlullah (s.a.s.)'in Rüyâsı&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Mekkelilerin Tepkisi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; Barış Müzakereleri&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; RIDVÂN BÎATI&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Barış Şartları&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Barış Anlaşmasının Yazılması&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Ashâbın Üzüntüsü&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; Hudeybiye Barışı Aslında Zaferdi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;e)&lt;/strong&gt; Barış Şartlarının Müslümanlar Lehine Dönmesi&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'IN ÜMMÜ HABÎBE'YLE EVLENMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-16.html"&gt;&lt;strong&gt;VII- HİCRETİN YEDİNCİ YILI&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; İSLÂMA DAVET İÇİN ELÇİLER GÖNDERİLMESİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN HÜKÜMDARLARA YAZDIRDIĞI MEKTUPLAR&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Bizans Kayseri'ne Gönderilen Mektup&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; İran Kisrâ'sına Gönderilen Mektup&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Habeşistan Necâşisi'ne Gönderilen Mektup&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; Mısır Meliki Mukavkıs'a Gönderilen Mektup&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;e)&lt;/strong&gt; Yemâme Emiri Hevze'ye Gönderilen Mektup&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;f)&lt;/strong&gt; Gassân Emiri Hâris'e Gönderilen Mektup&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; HAYBER'İN FETHİ (Muharrem 7 H./Mayıs 628 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Savaşın Sebebi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Hayber'in Kuşatılması&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Son Kale ve Fethin tamamlanması&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; Hayber Arâzisi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;e)&lt;/strong&gt; Hz. Peygamber (s.a.s.)'i Zehirleme Teşebbüsü&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;4-&lt;/strong&gt; RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'IN HZ. SAFİYYE İLE EVLENMESİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;5-&lt;/strong&gt; FEDEK VE VÂDİ'L-KURÂ'NIN ALINMASI&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;6-&lt;/strong&gt; HABEŞİSTAN GÖÇMENLERİNİN DÖNÜŞÜ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;7-&lt;/strong&gt; KÂBE'Yİ ZİYARET (Umretü'l Kazâ)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Bir Yıl Önce Edâ Edilemeyen Umre&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Kazâ Umresi'nin Mekkeliler Üzerindeki Tesirleri&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;8-&lt;/strong&gt; RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN MEYMÛNE İLE EVLENMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-17.html"&gt;&lt;strong&gt;VIII- HİCRETİN SEKİZİNCİ YILI (629-630 M.)&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; MÛTE SAVAŞI (Cumâde'l-ûlâ 8 H./Eylül 629 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Savaşın Sebebi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; İki Tarafın Durumu ve Aradaki Eşitsizlik&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Komutanlar Sırayla Şehâdet Şerbetini İçtiler&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; Hâlid b. Velîd'in Üstün Mahâreti&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;e)&lt;/strong&gt; Rasûlüllah (s.a.s.)'in Medine'den Savaşı Seyretmesi&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; ZÂTÜ'S-SELASÎL SAVAŞI (Cumâde'l-âhir 8 H./629 M.)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; MEKKE'NİN FETHİ&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Hudeybiye Muâhedesinin Bozulması&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Kureyş'in Barışı Yenileme Teşebbüsü&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Fetih Hazırlığı&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; Ebû Beltea oğlu Hâtıb'ın Kureyş'e Yazdığı Mektup&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;e)&lt;/strong&gt; Mekke'ye Yürüyüş&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;f)&lt;/strong&gt; Mekke'ye Giriş (20 Ramazan 8 H./11 Ocak 630 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;g)&lt;/strong&gt; Kâbe'nin Putlardan Temizlenmesi.&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;h)&lt;/strong&gt; Fetih Hutbesi ve Genel Af&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;i)&lt;/strong&gt; Mekke Halkının Bîatı&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;j)&lt;/strong&gt; Rasûlüllah (s.a.s.)'in Ensâr'ın Endişesini Gidermesi&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;4-&lt;/strong&gt; HUNEYN GAZVESİ (6 Şevval 8 H./ 27 Ocak 630 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Savaşın Sebebi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Düşman Üzerine Yürüyüş&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Pusaya düşünce&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; Rasûlüllah (s.a.s. )'in Metâneti ve Düşmanın Hezîmeti&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;5-&lt;/strong&gt; EVTÂS SAVAŞI&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;6-&lt;/strong&gt; TÂİF MUHÂSARASI (Şevvâl 8 H./Şubat 630 M.)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;7-&lt;/strong&gt; ESİRLER VE GANİMETLER&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Esirlerin Serbest Bırakılması&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Ganimetlerin Taksimi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Müellefe-i Kulûb&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; Ensâr'dan bir Kısım Gençlerin Yakışıksız Sözleri&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;e)&lt;/strong&gt; Ci'râne Umresi ve Medine'ye Dönüş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-18.html"&gt;&lt;strong&gt;IX- HİCRETİN DOKUZUNCU YILI&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; ELÇİLER YILI (Senetü'l-vüfûd)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; ŞÂİR KÂ'B'IN İSLÂM'I KABÛLÜ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; HATEM TÂÎ'NİN KIZI&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;4-&lt;/strong&gt; TEBÜK GAZVESİ (Recep 9 H./Eylül 630 M.)&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Gazvenin Sebebi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Sefer Hazırlığı&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Münâfıkların Tutumu&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; Tebük'ten Dönüş&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;e)&lt;/strong&gt; Mescid-i Dırârın Yaktırılması&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;f)&lt;/strong&gt; Medine'ye Giriş&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;g)&lt;/strong&gt; Sefere Katılmayanların Durumu&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;5-&lt;/strong&gt; HZ. EBÛ BEKİR'İN HAC EMİRLİĞİ (Zilhicce 9H./Şubat 631 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-19.html"&gt;&lt;strong&gt;X- HİCRETİN ONUNCU YILI&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; PEYGAMBERİMİZİN OĞLU İBRÂHİM'İN ÖLÜMÜ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; VEDÂ HACCI (Zilhicce 10 H/Mart 632 M.)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; VEDÂ HUTBESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-20.html"&gt;&lt;strong&gt;XI- HİCRETİN ONBİRİNCİ YILI OLAYLARI&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;1-&lt;/strong&gt; MÜSLÜMANLIĞIN ARABİSTANDA YAYILMASI VE DİNİN TAMAMLANMASI&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; RASÛLULLLAH (S.A.S.)'IN HASTALANMASI VE İRTİHÂLİ&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; Son Hutbesi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; Hz. Ebû Bekir'i İmâmlığa Vekil Etmesi&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt; Son Tavsiyeleri&lt;br /&gt;----------&lt;strong&gt;d)&lt;/strong&gt; İrtihâli (vefatı)&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN VEFÂTININ ASHÂB-I KİRÂM ÜZERİNDEKİ TESİRİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;4-&lt;/strong&gt; HZ. EBÛ BEKİR'İN HALÎFE (DEVLET BAŞKANI) SEÇİLMESİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;5-&lt;/strong&gt; RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN TEÇHÎZ VE DEFNİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;6-&lt;/strong&gt; RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN TERİKESİ&lt;br /&gt;-----&lt;strong&gt;7-&lt;/strong&gt; RASÛL-İ EKREM (S.A.S.)'İN ÜSTÜN AHLÂKI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;--------------------------------------------------------------------------------------------&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Muhammed kronolojisi, islam kronolojisi, islamiyetin doğuşu yayılışı, islamın doğması yayılması, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-8331272800114939238?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/8331272800114939238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=8331272800114939238' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/8331272800114939238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/8331272800114939238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-index.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed -İNDEX'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-2011547966788922038</id><published>2008-05-12T21:30:00.006+03:00</published><updated>2009-06-01T01:32:37.921+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 19</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;X- HİCRETİN ONUNCU YILI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- PEYGAMBERİMİZİN OĞLU İBRÂHİM'İN ÖLÜMÜ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(8 Şevval 10 H./7 Ocak 632 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrâhim, Peygamber (s.a.s.) Efendimizin 7'inci çocuğudur. Diğer 6 çocuğunun hepsi de, ilk eşi Hz. Hatice'den olmuştu. İbrâhim ise Mısırlı Mâriye'den doğmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrâhim, Hicretin 8'inci yılı Zilhicce ayında doğmuştu. İki yaşını doldurmadan öldü. Rasûlüllah (s.a.s.) İbrâhim'i öper koklardı. Ölürken gözleri yaşardı. Avf oğlu Abdurrahman:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ey Allah'ın Rasûlü, sen de mi ağlıyorsun? "Oysa ölüye ağlamayı men etmiştin," dedi. Rasûlüllah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, bağırıp çağırmayı, üst-baş yırtmayı men ettim. Bu ise, Allah'ın kullarının kalbine koyduğu şefkattir. Göz ağlar, kalb mahzûn olur. Biz, Rabbımızın rızâsına uygun olmayan söz söylemeyiz. Ey İbrâhim, seni kaybetmekten dolayı hüzün içindeyiz, buyurdu.(399)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İbrâhim benim oğlumdur. O henüz annesini emerken öldü. Cennette iki süt anne, onun süt müddetini tamamlayacaklardır, dedi.(400)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrâhim, Bakî Kabristanı'na defnedildi. Kabrinin üstüne Rasûlüllah (s.a.s.) bir kırba su döktürdü. (401) Faydası da yok, zararı da, fakat diriyi tatmin eder, buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrâhimin öldüğü gün (7 Ocak 632 saat: 8.30'da)(402) güneş tutulmuştu. Halk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İbrâhim'in ölümünden dolayı Güneş tutuldu, dediler. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Güneş ve ay, Allah'ın kudretini gösteren alâmetlerdendir. Hiç kimsenin ölümünden veya doğumundan dolayı tutulmazlar. Siz bu olayla karşılaştığınız zaman, namaz kılıp duâ edin, buyurdu.(403)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- VEDÂ HACCI (Zilhicce 10 H/Mart 632 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bugün, inkâr edenler, sizi dininizden etmekten ümitlerini kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, Ben'den korkun. Bu gün dininizi kemâle erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım. Din olarak, sizin için İslâm'ı seçip ondan hoşnut oldum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(el -Mâide Sûresi, 3)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vedâ, bir yerden ayrılan kimse ile geride kalanların birbirlerine karşılıklı esenlik dilemeleri demektir. Peygamber Efendimiz, Arafat'ta irâd ettiği hutbesinde, dünya hayâtından ayrılmasının yaklaştığına işâret ederek, ashabıyla vedâlaştığı için, bu haccına "Vedâ Haccı" denilmiştir. Henüz farz kılınmadan, Hicretten önce Rasûlüllah (s.a.s.) bir çokdefa haccetmişti. Medine'ye hicretinden sonra Vedâ Haccı ilk ve son haccı odu. Bu haccından 81 veya 82 gün sonra vefât etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicretin 10'uncu yılı Müslümanlık bütün Arabistan'a yayılmıştı. Rasûlüllah (s.a.s.) Zilkade ayında Hac farîzasını edâ etmek için Mekke'ye gideceğini ilân etti. O'nunla birlikte haccetmek isteyen müslümanlar Medine'de toplanmağa başladılar. (404)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûl-i Ekrem (s.a.s) 25 Zilkade (22 Şubat 632) Cumartesi günü öğle namazını kıldıktan sonra, ashâbıyla birlikte Medine'den çıktı. Kızı Fâtıma ve bütün zevceleri de beraberinde bulunuyordu. İkindi namazını, seferî olarak Zülhuleyfe'de kıldı, geceyi de burada geçirdi. Ertesi gün (26 Zilkade) gusletti hac ve umre için niyyet ve telbiye yaparak ihrâma girdi. Öğle namazını da burada kıldıktan sonra yola çıkıldı.(405)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (s.a.s.)'le birlikte Haccedebilmek için Medine'de toplananların sayısı 100 bine yaklaşmıştı. Yol boyunca katılanlar ve doğrudan Mekke'ye gidenlerle haccedeceklerin sayısı 124 bine ulaşmıştı. Bu muazzam kalabalık, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın etrafında bir insan seli gibi dalgalana dalgalana ilerliyor, "Allâhü ekber ve Lebbeyk Allâhümme lebbeyk" nidâlarıyla dağ taş inliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculuk 10 gün sürdü. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) 4 Zilhicce pazar günü Mekke'ye vardı. Kâbeyi usûlüne göre tavâf etti. Safâ ve Merve arasında sa'y yaptı. Pazartesi, salı ve çarşamba günlerini de Mekke'de geçirdi, "Yevm-i terviye" denilen 8 Zilhicce perşembe günü sabah namazını Mescid-i Harâm'da kıldıktan sonra, devesine binip bütün hacılarla birlikte "Mina" ya hareket etti. O gün burada kaldı. Öğle, ikindi, akşam, yatsı ve ertesi günün sabah namazlarını burada kıldı. Arefe günü (9 Zilhicce cuma) sabahı, güneş doğduktan sonra devesine binip Arafat'a çıktı. "Nemire" denilen yerde kurulan çadırında bir müddet dinlendi. Öğle vakti olunca, devesine binip Arafat Vâdisi'nin ortasına geldi. kendisini dinlemek üzere 124 bin müslüman, etrâfında toplanmıştı. Rasûlüllah (s.a.s.) burada, onların şahsında bütün insanlığı "Vedâ Hutbesi" diye meşhûr olan insanlık târihinin en etkili ve önemli hutbesini irâdetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Câhiliyet devrinde, Arabistan'da kuvvetli zayıfı ezerdi. Can, mal ve ırz güvenliği yoktu. Fâizcilik yüzünden fakirler, zenginlerin kölesi hâline gelmişti. Kadınlara insan değeri verilmez, erkeklerin malı sayılırdı. Kan gütme yüzünden, karşılıklı öldürmelerin sonu gelmez, bulunamayan suçlunun cezâsını, âilesinden ele geçen çekerdi. Rasûlüllah (s.a.s.), Vedâ Hutbesi'yle Câhiliyet Devrinin bütün bu kötülüklerini yasakladı. Bütün insanların eşit olduğunu, Allah katında üstünlüğün ancak takvâ ile olduğunu anlattı. "Müslümanlar kardeştir." buyurdu. Hutbe, her taraftan duyalabilmesi için, gür sesli sahabîler tarafından cümle cümle tekrâr edildi. Hutbe'den sonra Rasûlüllah (s.a.s.) takdim edilen bir bardak sütü içti, oruçlu olmadığını ashâbına gösterdi.(406) Öğle ve ikindi namazlarını birlikte (cem-i takdîm ile) kıldırıldı.(407) İki vaktin farzları arasındaki sünnetleri kılmadı. Sonra devesine binip "Cebel-i Rahme" denilen tepeye ilerledi. Bu tepenin eteğinde, devesi üstünde kıbleye yöneldi. Güneş batıncaya kadar duâ edip vakfe yaptı. Dinî hükümlerin tamamlandığını bildiren âyet de bu esnada indi.(408)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bugün kâfirler dininizi yok etmekten ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerindeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâmı' seçip ondan hoşnûd oldum".(409)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş battıktan sonra Hz. peygamber (s.a.s.) Arafattan ayrıldı. Akşam ve yatsı namazlarını Müzdelife'de birlikte (cem-i tehîr) ile kıldı.(410) Geceyi burada geçirdi. Sabah namazından sonra Meş'ar-ı harâm'da hava aydınlanıncaya kadar vakfe yaptı. Güneş doğmadan Mina'ya hareket etti. Burada Akabe Cemresi'ne taş atarken:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ey nâs, din işlerinde aşırılıktan sakının. Sizden önceki ümmetlerin helâkine sebep, din işlerinde taşkınlık göstermeleridir." (411) buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), kurban bayramının 1 ve 2'inci günlerinde (10 ve 11 Zilhicce) birer hutbe de Mina'da okudu. "Hac ibâdetini, Benden gördüğünüz gibi ifa edin," buyurdu.(412) Kurban edilmek üzere hazırlanan 100 deveden 63'ünü bizzât kesti. Kalan 37'yi de Hz. Ali'ye kestirdi. Her birinden birer parça et alınıp pişirildi. Kalanı da fakirlere dağıtıldı. Sonra Rasûlüllah (s.a.s.) tıraş olup ihramdan çıktı. Mekke'ye inip ziyâret tavâfını yaptıktan sonra tekrar Minaya döndü. Bayram günlerini Mina'da geçirdi. Haccın diğer menâsikini yerine getirdi. Bayramın dördüncü günü Mekke'ye geldi. Vedâ Tavâfı'nı yaptıktan sonra 14 Zilhicce Çarşamba günü Mekke'den ayrılıp Medine'ye döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- VEDÂ HUTBESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür (413/1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Nâs! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur.(413/2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashâbım! Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız.(413/3) Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur. (414)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashâbım! Kimin yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz alacağıdır. (415/1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashâbım! Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîanın kan davasıdır(415/2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Nâs! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, âile nâmusu ve şerefinizi kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz râzı olmadığınız kimseleri âile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir. (416)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü'minler! Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir. (417)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Nâs! Devâmlı dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür. Bir yıl, l2 aydır. bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır.(418)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashâbım! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız. (419)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü'minler! Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir.(420) Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.(421)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Nâs! Cenâb-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet etmeye gerek yoktur. (422)Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder.(423)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashabım! Allah'tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz.(424)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Nâs! Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Allah'ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler. Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! buyurdu".(425)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Muhammed, Hz. Muhammet, Hz. Muhammet'in hayatı, Peygamberimizin hayatı yaşamı, islamın doğuşu yayılışı, islamiyetin doğması yayılması, Kadın hakları, Medine'ye Hicret, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-2011547966788922038?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/2011547966788922038/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=2011547966788922038' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/2011547966788922038'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/2011547966788922038'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-19.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 19'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-867777060365298860</id><published>2008-05-12T21:24:00.005+03:00</published><updated>2009-06-01T01:33:23.213+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 20</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;XI- HİCRETİN ONBİRİNCİ YILI OLAYLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- MÜSLÜMANLIĞIN ARABİSTANDA YAYILMASI VE DİNİN TAMAMLANMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini, doğruluk rehberi (Kur'ân) ve Hak Din İslâm ile gönderen O'dur. Şâhit olarak Allah yeter."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(el-Fetih Sûresi, 28)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlık Mekke'de doğdu, Medine'de gelişti. Hudeybiye Barış Anlaşmasından sonra, Medine dışında yayılmağa başladı. Mekke'nin fethinden sonra, her taraftan Arap kabîleleri fevc fevc Medine'ye gelip Müslümanlığı kabûl etliler. Kısa zamanda, Allah'ın yardımıyla Arabistan baştan başa Müslüman oldu. Sayıları çok az Mûsevî ve Hıristiyandan başka yarımadada Müslüman olmayan kabîle kalmadı. Her tarafta ezan sesi, "Allâh'u ekber" sadâsı yükseldi. Bu başarı şüphesiz Allah'ın yardımının bir sonucuydu. Kur'ân-ı Kerîm bunu şöyle anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ey Muhammed, Allah'ın yardımı ve fetih günü gelip, insanların akın akın Allah'ın dinine girdiklerini görünce, hemen Rabbını hamd ile tesbîh et. Şüphesiz O, tevbeleri kabûl edendir." (en-Nasr Sûresi, 1-3)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm'ın zaferinin ve tamamlanmasının yaklaştığını bildiren bu sûre, Kur'ân-ı Kerîm'in bütün olarak inen son sûresidir.(426) Mekke'nin fethinden önce inmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinin tamamlanması, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in görevinin bitmesi demekti. Bu sebeple Rasûlüllah (s.a.s.) bu sûre inince, "bana vefâtım haber verildi." buyurmuştur.(427)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vedâ Haccında, arafe günü Arafat'da, dinin kemâle erdiğini bildiren "son ahkâm âyeti"(428) vahyedilmiş; ertesi gün Mina'da son âyet(429) inmiş, Kur'ân-ı Kerîm tamamlanmıştı. Bütün bunlar, aziz Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)'in vefâtının yaklaştığını gösteriyordu. Nitekim, Vedâ Hutbesinde, "belki burada sizinle ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım," (430) buyurarak ashâbıyla vadâlaşmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- RASÛLULLLAH (S.A.S.)'IN HASTALANMASI VE İRTİHÂLİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ya Muhammed, şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ez-Zümer Sûresi, 30)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vedâ Haccından döndükten sonra, Hz. Peygamber (s.a.s.) Uhud şehidlerini ziyâret edip cenâze namazlarını kıldı. Bunlar, cenâze namazları kılınmadan defnedilmişlerdi.(431) Hastalanmasından bir gün önce de, Medine'nin "Cennetü'l-Bâkî" denilen kabristanını ziyâret etmiş, burada defnedilmiş olan müslümanlar için duâ etmişti. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), böylece ümmetinden hayatta olanlarla vedâlaştığı gibi, sanki ölenleriyle de vedâlaşmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığı esnâsında, kızı Hz. Fâtıma'ya gizli bir şey söylemiş, Hz. Fâtıma ağlamıştı. Daha sonra kulağına tekrar birşey daha söyleyince gülmüştü. Hz. Fâtıma bunun sebebini, Rasûlüllah (s.a.s.)in vefâtından sonra şöyle açıkladı. Rasûl-i Ekrem(s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kızım, her yıl Ramazan ayında Cibrîl, Kur'an-ı Kerîm'i (o zamana kadar inmiş olan kısmını) benimle bir kere mukabele ederdi. Bu yıl iki defa mukabele etti. Sanıyorum, ecelim yaklaştı, buyurdu. Bunu duyunca ağladım. Sonra, ev halkı içinden kendisine ilk olarak benim ulaşacağımı söyledi. O zaman da güldüm.(432)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten Hz. Fâtıma, Rasûlüllah (s.a.s.)dan 6 ay sonra vefât etti.(433) Ehl-i Beyti'nden Rasûlüllah (s.a.s.)'e ilk kavuşan O oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlüllah (s.a.s.) Bâkî kabristanından döndüğü gece (19 Safer Çarşamba günü) hastalandı. Hastalığı 13 gün sürdü. 1 Rabiülevvel Pazartesi günü öğleden sonra vefât etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığının ilk beş gününü hanımlarının nöbetinde geçirdi. Gün geçtikce ağırlaşıyor, gücü azalıyordu. Bu yüzden, her gün ayrı bir yere gitmeyip Hz. Aişe'nin odasında kalmayı arzu ediyor, fakat eşlerinden hiç birinin gönlünü kırmamak için bu isteğini açıkça söylemiyor, bugün kimin nöbetindeyim, yarın nerede olacağım? diye soruyordu. Eşleri istediği yerde kalmasına izin verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amcası Abbâs ile Hz. Ali'nin kolları arasında Hz. Âişe'nin odasına geldi. Güçsüzlükten ayakları yerde sürükleniyordu. Hastalığının son sekiz günü burada geçti. Rasûlüllah (s.a.s.)burada vefât etti..(434) Hastalığı süresince amcası Abbâs ile Hz. Ali ve bütün hanımları yanından ayrılmadılar. Gerektikçe hizmetinde bulundular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in hastalığı humma idi . Zaman zaman bayıldığı oluyordu. Ateşin ve ızdırâbın şiddetinden yüzündeki örtüyü atıyor, vücûdunun hararetini soğuk su ile hafifletiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vefâtından beş gün önce, Perşembe sabahı Rasûlüllah (s.a.s.)'in hastalığı ağırlaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bana yazı yazacak birşey getirin; sapıklığa düşmemeniz için size vasiyyetimi yazdırayım, buyurdu. Yanında bulunanlardan bir kısmı, "şu anda Rasûlüllah (s.a.s.) ağır hasta; yanımızda Allah'ın kitabı var, O bize yeter. Sonra yazılsın"; bazıları ise "hayır, şimdi yazılsın." diye tartışmaya başladılar. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hiçbir peygamberin yanında tartışılması yakışık almaz. Benim bulunduğum şu (murakabe) hâli, sizin beni meşgul etmek istediğiniz şeyden hayırlıdır. Beni kendi halime bırakın, buyurdu. Daha sonra, vefâtı esnâsında üç şey vasiyyet etti. 1) Müşrikleri Arabistan'dan çıkarınız. 2) Gelecek elçilere, benim yaptığım gibi, ikramda bulununuz. Olayı anlatan İbn Abbas, "üçüncüsünü unuttum." demiştir.(435)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Son Hutbesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı gün Rasûlüllah (s.a.s.), yedi kırba soğuk su getirilip vucûduna dökülmesini emretti. Belki böylece hafifler, halka vasiyyet edebilirim, buyurdu. Bir leğenin içinde, eliyle "artık yetişir" diye işâret edinceye kadar vücûduna soğuk su döktüler.(436) Rasûlüllah (s.a.s.), Hz. Ali ve Abbâs'ın oğlu Fazl'ın kolları arasında Mescid'e çıktı. Minbere oturdu. Başında boz renkli bir sargı vardı. Allah'a hamd ve senâ ettikten sonra:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey Nâs! Her kimin arkasına bir kamçı vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun. Kimin bende alacağı varsa, işte malım, gelsin alsın. Benim yanımda en sevgiliniz, üzerimde hakkı varsa, onu burada (dünyada) isteyen veya helâl edendir. Böylece Rabbıma yüz akıyla kavuşurum, buyurdu. Sonra öğle namazını kıldırdı. Namazdan sonra tekrar minberde göründü. Aynı sözleri tekrarladı. Cemaatten biri, üç dirhem alacaklı olduğunu söyledi. Bu zât, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) adına bir fakire sadaka vermişti. Rasûlüllah (s.a.s.) borcunu hemen ödedi. Sonra şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey Nâs! Kimin üzerinde başkasına âit bir hak varsa, ayıplanmaktan çekinmesin, sâhibine ödesin. Burada ayıplanmak, âhirette mahcûb olmaktan hayırlıdır.(437)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah bir kulunu, dünya hayâtı ile kendi nezdindeki âhiret saâdetini seçmekte serbest bıraktı. O kul, âhiret saâdetini seçti, buyurunca Hz. Ebû Bekir ağlamaya başladı. Rasûlüllah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey Ebû Bekir, ağlama! Samimî arkadaşlığı ve mâlî fedakârlığı ile bana en çok yardım eden Ebû Bekir'dir. Eğer ümmetimden birini dost edinseydim, şüphesiz bu Ebû Bekir olurdu. Fakat İslâm kardeşliği, şahsî dostluktan üstündür. Ebû Bekir'inkinden başka, diğer evlerin Mescid'e açılan kapılarını kapatınız, buyurdu.(438) Sözlerine devâmla:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ashâbım! Peygamberinizin irtihâlini düşünüp telaş ettiğinizi işittim. Hangi peygamber, ümmeti arasında ebedi kalmıştır? Biliniz ki ben de, Rabbıma kavuşacağım ve buna hepinizden daha çok lâyığım. Yine biliniz ki, siz de bana kavuşacaksınız. Buluşacağımız yer, Kevser havuzunun kenarıdır. Benimle orada buluşmak isteyenler, ellerini, dillerini günahtan çeksinler. (439)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey Nâs! Zeyd'in oğlu Usâme'nin komutanlığı konusunda bazı şeyler söylendiğini duydum. Daha önce, babası Zeyd için de böyle şeyler söylenmişti. Allah'a yemin ederim ki, Zeyd komutanlığa lâyıktı, kendisini çok severdim. Babası gibi Üsâme de komutanlığa lâyıktır, O'nu da çok severim, itaat ediniz, buyurdu.(440) Sonra odasına döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Hz. Ebû Bekir'i İmâmlığa Vekil Etmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın ilk günlerinde, ateşine ve ızdırabına rağmen, namaz vakitlerinde Mescid'e çıkıp namazı kıldırıyordu. Daha sonra hastalığı ağırlaşınca Mescide çıkamaz oldu. İmamlık yapmak için, yerine Ebû Bekir'i vekîl yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vefâtından önceki Perşembe günü, yatsı vakti olmuş, ezan okunmuştu. Rasûlüllah (s.a.s.), namazın kılınıp kılınmadığını sordu. "Sizi bekliyorlar" dediler. Hafiflemek için hemen yıkandı. Fakat ayağa kalkamadı, bayıldı. Ayılınca yine sordu. Tekrâr yıkandı, fakat yine bayıldı. Böylece üç kere yıkanıp hazırlandı. Fakat her seferinde bayıldı. Cemaat ise Mescidde bekliyordu, kendine gelince:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ebû Bekir'e söyleyin, namazı kıldırsın, buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Âişe, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın yerine kim geçerse geçsin, halk tarafından sevilmez, uğursuz sayılır, diye düşünüyordu. Bu sebeple:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey Allah'ın Rasûlü, Ebû Bekir yufka yüreklidir, makamınızda namaz kıldıramaz. Ağlamasından dolayı sesini kimse işitemez, başkasını vekil etseniz... dedi. Fakat Peygamber (s.a.s.) ilk emrini tekrârladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ebû Bekir'e söyleyin, namazı o kıldırsın,(441) buyurdu. Böylece Perşembe günü yatsı namazından Rasûlüllah (s.a.s.) vefât edinceye kadar ki 17 vakit namazı Hz. Ebû Bekir kıldırdı. Perşembe günü akşam namazı, ashâbın Rasûlüllah (s.a.s.)'ın arkasından kıldığı son namaz oldu.(442)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Son Tavsiyeleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlüllah (s.a.s.)bazen ateşi düşüyor, hastalığı hafifliyordu. Hz. Ebû Bekir'i vekil yaptıktan sonra, bir namaz vakti kendinde iyilik hissetti. Hz. Ali ile Abbâs'ın oğlu Fazl'ın kollarında, ayaklarını sürüyerek Mescid'e çıktı. Rasûlüllah (s.a.s.)'ın çıkabileceği bilinmediğinden namaza durulmuştu. Hz. Ebû Bekir, imâmlıktan çekilmek istedi. Rasûlüllah (s.a.s.)yerinde durmasını işâret etti. Ebû Bekir'in yanına oturup namazını kıldı.(443) Namazdan sonra, minberin alt basamağına oturdu. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Muhâcirler! Size ensâr hakkında, hayırlı olmanızı vasiyyet ediyorum. Onlar benim has cemâatim ve en samîmî dostlarımdır. Vaktiyle onlar sizi evlerinde misâfir ettiler. Her konuda sizi kendilerine tercih ettiler... Halk Medine'de günden güne çoğalıyor, ensar ise gittikçe azalıyor, yemekteki tuz kadar kalıyor. Sizden biri işbaşına geçer de, başkalarına fayda ve zarar verebilecek yetkilere sâhip olursa, ensâr'ın iyiliklerini alsın, kusurlarını bağışlasın.(ı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashâbım! İlk muhâcirlere de saygılı olmanızı vasiyyet ediyorum. Bütün muhâcirler de birbirlerine hayırlı ve saygılı olsunlar. Her iş, Allah'ın irâdesi ve ancak O'nun izniyle meydana gelir. Onun irâdesi olmadan hiç bir şey olmaz. Allah'ın irâdesine karşı koymak isteyenler, sonunda mağlûb olurlar. Allah'ı aldatacaklarını sananlar, kendileri aldanırlar, buyurdu.(445) Sonra odasına döndü. Rasûlüllah (s.a.s.)'ın minberden son hutbesi bu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) İrtihâli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm gecesi ateşi düşmüş, sabaha karşı rahatlamıştı.(446) Pazartesi sabahı, odanın Mescid'e açılan kapı perdesini açtı. Ashab-ı Kirâm, saf saf, Hz. Ebû Bekir'in arkasında sabah namazını kılıyorlardı. Onların bu hâline sevindi, tebessüm ederek seyretti. Hz. Ebû Bekir, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın namaza çıktığını sanarak, ilk safa çekilmek istedi. Ashâb, Hz. Peygamber (s.a.s.)'i ayağa kalkmış görünce sevinçlerinden namazlarını bozayazdılar. Rasûl-i Ekrem (s.a.s) Efendimiz mübârek eliyle, namazı tamamlamalarını işâret buyurdu. Sonra perdeyi kapatıp odasına çekildi.(447) Ashâb-ı Kirâmın, Rasûlüllah (s.a.s.) 'in mübârek yüzünü son görüşleri bu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzi kansız, yüzü bembeyazdı. Öğleye doğru tekrar ağırlaştı. Sık sık bayılmalar başladı. sevgili kızı Hz. Fâtıma, başucunda:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Vay babamın ızdırâbına, diyerek çâresizlik içinde ağlıyordu. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Üzülme kızım, bu günden sonra baban, hiç ızdırâp çekmeyecek, diye O'nu teselli etti.(448) Izdırâbı çoktu, fakat hâlinden şikâyet etmiyordu. Ara sıra ellerini yanındaki su kabına batırıp yüzünü ıslatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Lâilâhe illâllâh. Ölümün de şiddetleri var. Allâh'ım, ölüm sıkıntılarına dayanmak için bana yardım et. Beni bağışla. Bana merhamet et, diye duâ ediyordu. Sonra elini kaldırdı, üç defa:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Allah'ım, beni Rafîk-i A'lâ'ya (en yüce dosta) ulaştır." dedi. Başı, eşi Hz. Aişe'nin kucağındaydı. Bu duâ ile, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Efendimizin mübârek eli düştü.(449/1) Hz. Âişe Yüce Peygamber (s.a.s.)'in başını şefkatle kaldırıp yastığına koydu. Pazartesi günü öğleden sonra âlemlere rahmet olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)'in aziz rûhu uçmuş, Rabbına kavuşmuştu. (1 Rebiül-evvel 11 H./27 Mayıs 632 M.)(449/2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN VEFÂTININ ASHÂB-I KİRÂM ÜZERİNDEKİ TESİRİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlüllah (s.a.s.)'in vefât ettiği hemen duyuldu. Bu haber, ashâb-ı kirâm üzerinde derin üzüntü meydana getirdi. Daha sabahleyin ayağa kalkmış halde görmüşler, iyileşiyor diye sevinmişlerdi. Beklenmedik acı haber, herkesi şaşkına çevirdi. Yola çıkmak için hazırlanan Üsâme ordusu da ordugâhtan döndü, kumandanlık sancağı Rasûlüllah (s.a.s.)'in kapısı önüne dikildi. Hicrette Rasûlüllah (s.a.s.)'in Medine'ye girdiği gün, en büyük bayram sevinci yaşanmıştı. Bugün en büyük acı ve mâtem yaşanıyordu. Münâfıklar ise, "Muhammed hak peygamber olsaydı, ölmezdi..." gibi küstahça sözler söylemişler, ortalığı bulandırmışlardı. Bu duruma sinirlenen Hz. Ömer, kılıcını çekerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Rasûlüllah (s.a.s.) ölmemiş, bayılmıştır. Kim Muhammed öldü derse, boynunu vururum, diyordu. Böyle bir hengâmede metânetini muhâfaza edebilen sâdece Hz. Ebû Bekir oldu.(450) Acı haberi öğrenen Hz. Ebû Bekir, kimseye bir şey söylemeden, doğru kızı Hz. Âişe'nin odasına girdi. Rasûlüllah (s.a.s.)'in yüzündeki örtüyü kaldırdı, iki gözünün arasını hürmetle öpüp ağladı.(451)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Anam, babam sana fedâ olsun. Allah'ın sana takdir ettiği ölüm geçidini geçtin. Fakat Allah sana ikinci bir ölüm tattırmayacaktır, dedi. Sonra, âilesini teselli edip ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer halka hâlâ "Rasûlüllah ölmedi, öldü diyenin boynunu uçururum" diye hitâbediyordu. Hz Ebû Bekir minbere çıktı. Halk, Hz. Ömer'i bırakıp, Hz. Ebû Bekir'in etrâfında toplandı. Ebû Bekir Cenâb-ı Hakk'a hamd ve senâ ettikten sonra:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sizden her kim Muhammed (s.a.s.)'e tapıyorsa, iyi bilsin ki, Muhammed (s.a.s.) öldü. Her kim Allah'a kulluk ediyorsa, iyi bilsin ki, Allah bâkîdir, asla ölmez," dedi. Sonra şu anlamdaki âyetleri okudu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Muhammed ancak bir peygamberdir. O'ndan önce de nice peygamberler geçti. Eğer o ölür, veya öldürülürse geri mi döneceksiniz. Her kim geri dönerse, Allah'a hiç bir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükâfatını verecektir." (Âl-i İmrân Sûresi, 144)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ey Muhammed, şüphesiz sen de öleceksin, onlar (müşrikler) de ölecek." (ez-Zümer Sûresi, 30)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashâb, o derece şaşkınlık içindeydi ki, bu âyetleri sanki önceden hiç duymamışlar, ilk defa Hz. Ebû Bekir'den işitiyorlardı. Hz.Ebû Bekir'in sözlerini ve âyetleri dinleyince herkes kendine geldi.(452) Evet, peygamber de olsa herkes ölecekti. İşte, iki cihânın serveri, peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammad (s.a.s.)'de ölmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- HZ. EBÛ BEKİR'İN HALÎFE (DEVLET BAŞKANI) SEÇİLMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ebû Bekir'i dinledikten sonra, ashâbın heyecânı yatıştı. Aynı gün Benî Saide sofasında toplandılar. Hz. Ebû Bekir'i halife seçtiler. (1 Rabiulevvel 11 H./ 27 Mayıs 632 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN TEÇHÎZ VE DEFNİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlüllah (s.a.s.)'in cenâzesi, halîfe seçimi yapıldıktan sonra, salı günü yıkanıp hazırlandı. Bu vazîfeyi en yakın akrabası yaptı. Son hizmetinde bulunabilmek isteyen herkes, Hz. Âişe'nin odası önünde toplanmıştı. Bu yüzden Hz. Ali odanın kapısını kapattı, içeriye kimseyi almadı. Yalnızca ensar adına Bedir mücâhidlerinden Havlî oğlu Evs içeri alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in mübârek vücûdu, bir sedir üzerine konuldu. Dış elbisesi soyuldu. Yıkama işini bizat Hz. Ali yaptı. Amcası Abbâs ile oğulları Abdullah, Fazl ve Kusem, cesedin çevrilmesine yardımcı oldular. Üsâme ile azadlı kölesi Şukran da su döktüler. İç gömleği çıkarılmayıp vücûdu üzerinden oğulduğu için Hz. Ali'nin eli Rasûlüllah (s.a.s.)'in mübârek vücûduna dokunmamıştır.(453)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenâzelerde genellikle görülen koku ve nahoş şeylerden hiçbiri O'nda yoktu. Bu yüzden Hz. Ali:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayâtında da pâksın, ölümünde de pâksın, diyerek yıkadı. Sonra üç parça beyaz pamuk bezi ile kefenleyip(454) odanın kapısı açıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlüllah (s.a.s.)'in mübârek cesedi, sedirin üzerine konulmuştu. Önce erkekler, sonra kadınlar, en sonra da çocuklar ayrı ayrı namazını kıldılar Rasûlüllah (s.a.s.) hayâtında olduğu gibi ölümünden sonra da herkesin imâmı olduğu için, O'nun cenâze namazında kimse imâm olmadı. Hz Âişe'nin odası küçüktü. Bu yüzden namaz, gece yarısına kadar devâm etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlüllah (s.a.s.) Efendimiz: "Cenâb-ı Hak, peygamberlerin ruhunu, onların defnedilmesini istediği yerde kabzeder," buyurmuştu.(455) Bu sebeple Rasûlüllah (s.a.s.)'in kabri, Hz Âişe'nin odasında, üzerinde son nefesini verdiği döşeğin serildiği yerde, Ensâr'dan Ebû Talha tarafından kazıldı. Salıyı Çarşambaya bağlayan gece yarısı defnedildi. (2/3 Rabiu'l-evvel 11 H-28/29 Mayıs 632 M.) Mübârek cesedini, kabri saâdete Hz. Ali, Fazl, Üsâme ve Avf oğlu Abdurrahman indirdiler. Hz.Âişe:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Biz Rasûlüllah (s.a.s.)'in defnedilğini, çarşamba gecesi gece yarısı duyduğumuz kürek seslerinden anladık, demiştir. (456)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN TERİKESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, hayâtı boyunca son derece sâde yaşamıştır. Eline geçen her şeyi derhal yoksullara dağıtmış, günlük ihtiyacı dışında hiç bir mal edinmemiştir.(457) Bu sebeple, vefâtında mirascıları tarafından paylaşılacak hiç bir şey bırakmamıştır(458), Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in hanımlarından Hz. Cüveyriye'nin kardeşi Hâris oğlu Amr:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Rasûlüllah (s.a.s.) vefâtında ne bir dirhem gümüş, ne bir dinar altın , ne bir köle, ne de başka bir şey bıraktı, Yalnızca (Mısır Mukavkısı'nın hediye gönderdiği) beyaz bir ester ile silahını ve bir de (sağlığında) vakfettiği (fedek ve Hayber'deki) arâzîyi bıraktı (459), demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'de:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Vefâtımda vârislerim ne dinar, ne de dirhem paylaşacak. Bıraktığım (arâzînin) zevcelerimin nafakası ve işçinin ücretinden geri kalan irâdı vakıftır" buyurmuştur.(460)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'ân-ı Kerîm'de, kâfirlerden savaş sonunda elde edilen ganimet malların beşte biri ile, savaş yapılmadan anlaşma yolu ile alınan "fey" malların tasarrufunun Rasûlüllah (s.a.s.)'e aît olduğu beyân edilmiştir.(461) Bu sebeple, savaş yapılmadan alınan Benî Nadîr ve Fedek arâzîsinin tamamı ile savaş sonucu elde edilen Benî Kurayza ve Haybeyr arâzisinin beşte biri, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in tasarrufunda bulunuyordu.(462)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Biz peygamberler cemaatine mirâscı olunmaz, bıraktığımız her mal sadakadır, vakıftır," buyurmuştu.(463) Bu sebeple bu topraklar, Rasûlüllah (s.a.s.)'in vefâtından sonra mirâscıları arasında paylaştırılmadı. Her birine, Rasûlüllah (s.a.s.) hayatta iken yaptığı gibi, gelirlerinden hisse verildi. Rasûlüllah (s.a.s.) 'in mirâsçıları kızı Hz. Fâtıma ile amcası Hz. Abbâs ve hayatta olan zevceleriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- RASÛL-İ EKREM (S.A.S.)'İN ÜSTÜN AHLÂKI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah'ım beni ahlâkın en güzeline yönelt. Kötü ahlâktan uzaklaştır"(464).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlüllah (s.a.s.)Efendimiz, simâca insanların en güzeli, ahlâk yönünden de insanların en üstünüydü(465). "Sizin en hayırlınız, ahlâken en üstün olanınızdır." (466) "Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim".(467) buyurmuştu. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de "Aziz Peygamberim, şüphesiz sen en üstün bir ahlak üzeresin", buyurulmuştur.(468)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlüllah (s.a.s.)'in yaşayışı, Kur'ân-ı Kerîm'in sanki canlı bir tablosuydu. Eşi Hz. Âişe'den Rasûlüllah (s.a.s.)'in ahlâkı sorulunca:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Siz Kur'ân-ı Kerîm okumuyor musunuz? O'nun ahlâk'ı Kur'ân'dan ibâretti"" diye cevâp vermişti.(469) Çünkü O'nun yaşayışı ve bütün davranışları Kur'ân-ı Kerîm'in insanlara gösterdiği hidâyet yolunun uygulanmasıydı. Nitekim, sâdece sözleriyle değil, yaşayışı, fiil ve davranışlarıyla da uyulması gereken en güzel örnek olduğunu Yüce Kitâbımız Kur'ân-ı Kerîm beyân etmektedir: "Sizin için Allah Rasûlünde en güzel örnek vardır".(470)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) güler yüzlü, nâzik tabîatlı, ince ve hassas rûhlu idi. Katı yürekli, sert ve kırıcı değildi. Ağzından sert ve kaba hiç bir söz çıkmazdı. Kur'ân-ı Kerîm'de bu konuda: "Allah'ın rahmeti eseri olarak, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi."(471/1) buyrulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlüllah (s.a.s.) başkalarını tenkit etmez, kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı.(471/2) Yanlış ve hoşlanmadığı bir davranış görürse, "içinizden bazı kimseler, şöyle şöyle yapıyorlar..." şeklinde, bu davranışları yapanların kim olduklarını belli etmeden ve hiç kimseyi kırmadan yanlış ve hataları düzeltirdi.(472) Kimsenin sözünü kesmez, konuşması bitinceye kadar dinlerdi. Tartışmayı sevmez, sözü gereğinden çok uzatmazdı. Kendini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmaz; kimsenin gizli hallerini araştırmazdı. Allah'a hürmetsizlik olmadıkça, şahsına yapılan kötülükleri, ne kadar büyük olursa olsun, bağışlar, eline imkân geçince öc almayı düşünmezdi. Ancak Allah'ın yasaklarını çiğneyenlere hak ettikleri cezâyı verirdi.(473) Nitekim, Mekke'nin fethedildiği gün, daha önce kendisine her türlü kötülüğü ve hakareti reva gören Mekke müşriklerine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Bugün size geçmişten dolayı azarlama yok", (Yûsuf Sûresi, 92) serbestsiniz diyerek hepsini affetmişti.(474)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İffet ve hayâ yönünden, köşesinde oturan bâkire kızdan daha utangaçtı.(475) "Hayâ imandandır".(476) "Hayâ ancak hayır getirir"(477) buyurmuştur. Bir şeyden hoşlanmadığı zaman açıkça söylemez, bu durum yüzünden anlaşılırdı.(478) Hiç bir yemeği beğenmezlik etmez, arzu etmezse yemezdi(479). Elini yıkamadan ve "Besmele" çekmeden yemeye başlamaz. Allah'a hamdetmeden de sofradan kalkmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün insanları eşit tutar, zengin-fakir, efendi-köle, büyük-küçük ayrımı yapmazdı. Mekke'nin fethi esnâsında Fâtıma adlı bir kadın hırsızlık yapmış, soylu bir âileden olduğu için bu kadına cezâ verilmemesi istenmişti. Bu olayla ilgili hutbesinde Rasûl-i Ekrem:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sizden önceki ümmetlerin helâk edilmeleri ancak şu sebepledir: Onlar, içlerinden zengin ve soylu bir kimse hırsızlık yaptığı zaman onu bırakırlar fakir ve zayıf bir kimse çaldığında ise ona cezâ verirlerdi. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed (s.a.s.)'in kızı Fâtıma da çalmış olsaydı, muhakkak elini keser, cezâsız bırakmazdım" (480) buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her bakımdan kendisine güvenilirdi. Verdiği sözü mutlaka zamanında yerine getirirdi. Dürüslükten ayrıldığı, şaka bile olsa yalan söylediği hiç görülmemiştir. Bu yüzden O'na henüz Peygamber olmadan "Muhammedü'l-emîn" denilmişti. Nitekim Peygamberliğini ilan ettiği zaman, iman etmeyenler bile O'na "yalancı, yalan söylüyor", diyememiştir.(481) En yakın hısımlarını Safâ tepesine toplayıp onları İslâm'a dâvet için, "Size şu dağın arkasında düşman atlılarının bulunduğunu söylersem, bana inanır mısınız?" dediği zaman: "Hepimiz inanırız çünkü Sen yalan söylemezsin" diye cevâp vermişlerdi.(482) Kendisi böyle olduğu gibi, herkesin dürüst olmasını isterdi. "Doğruluktan ayrılmayınız, çünkü doğruluk, iyilik ve hayra götürür, İyilik ve hayır da, kişiyi Cennet'e ulaştırır. Kişi doğru söyleyip doğruluğu aradıkça, Allah katında sıddîkler zümresi'ne yazılır. Yalan sözden ve yalancılıktan sakınınız. Çünkü yalan insanı kötülüğe sevkeder. Kötülük de kişiyi Cehennem'e götürür, İnsan yalan söylemeğe ve yalanı aramağa devâm ede ede, Allah katında nihayet yalancı yazılır" (483), buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlüllah (s.a.s.) insanların en cömerdi ve en kerîmiydi. (484) Eline geçen her şeyi muhtaçlara dağıtır, kimseyi eli boş çevirmezdi.(485) "Ben ancak dağıtıcıyım, veren Allah'tır", der(486) ihtiyâcından fazla bir şeyin kendinde veya evinde bulunmasını istemezdi. "Uhut Dağı altına çevrilip de benim olsa, borcum için ayıracaklarım müstesna, ondan tek bir dînârın bile üç geceden çok yanımda kalmasını istemezdim" (487) buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son derece mütevâzi ve alçak gönüllü idi. Bir topluluğa geldiğinde, kendisi için ayağa kalkılmasını istemez, nereyi boş bulursa, oraya otururdu. Arkadaşları arasında otururken ayaklarını uzatmazdı. Arkadaşları her işini yapmayı kendileri için şeref ve cana minnet saydıkları halde, bütün işlerini kendi görür, ev işlerinde hanımlarına yardım ederdi.(488) Methedilmesini ve aşırı hürmet gösterilmesini istemez,"Hristiyanların Meryem oğlu İsâ'ya yaptıkları gibi yapmayınız. Ben sâdece Allah'ın elçisi ve kuluyum"(489) derdi. Fakîr kimselerle düşüp-kalkmaktan, yoksulların, dulların, kimsesizlerin işlerini görmekten zevk alırdı. Bulduğunu yer, bulduğunu giyer, hiç bir şeyi beğenmezlik etmezdi.(490). Yiyecek bir şey bulamayıp aç yattığı bile olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün işlerini tam bir düzen ve nizâm içinde yapardı. Namaz ve ibâdet vakitleri, uyku ve istirahat için ayırdığı saatler, misâfir ve ziyâretçilerini kabûl edeceği vakitler hep belirliydi. Vaktini boş geçirmez, her ânını faydalı bir işle değerlendirirdi. "İnsanların çoğu iki nimetin kıymetini takdirde aldanmışlardır: Sıhhat ve boş vakit", buyurmuştur(491).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahlâklı ve faziletli sanılan nice kimseler, yakından tanındığı zaman, pek çok kusurlarının bulunduğu görülür. İnsanı en yakından tanıyan, onun iç yüzünü ve bütün gizli hallerini en iyi bilen, şüphe yok ki eşidir. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) ilk vahiy'den sonra gördüklerini anlattığı zaman eşi Hz. Hatice:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hak hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, işini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, fakîre verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misâfiri ağırlarsın, Hak yolunda herkese yardım edersin..." diyerek(492) O'nun Peygamberliğini hemen kabûl etmiş, en küçük tereddüt göstermemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğundan itibâren 10 yıl hitzmetinde bulunan Hz. Enes:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Rasûlüllah (s.a.s.)'e 10 yıl hizmet ettim. Bir kere bile canı sıkılıp, öf, niçin bunu böyle yaptın, neden şunu şöyle yapmadın, diye beni azarlamadı", demiştir.(493)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâinâtın Efendisi, Rabbımızın Yüce Elçisi Sevgili Peygamberimizin büyüklüğünü, üstün ahlâkını ve örnek yaşayışını gerektiği şekilde bu satırlar içinde anlatmak şüphesiz mümkün değil. O'nun büyüklüğünü ve ahlâkının yüceliğini bir parça sezdirebilmişsem, kendimi bahtiyâr sayarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medyûndur o Masûm'a bütün bir beşeriyyet;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret"(494).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salât ve selâm O'na, âline, ashâbına ve yolunda olanlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Muhammed, Hz. Muhammet, Hz. Muhammet'in hayatı, Peygamberimizin hayatı yaşamı, islamın doğuşu yayılışı, islamiyetin doğması yayılması, Hz. Muhammet'in kişiliği, Medine'ye Hicret, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-867777060365298860?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/867777060365298860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=867777060365298860' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/867777060365298860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/867777060365298860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-20.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 20'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-646213540249561302</id><published>2008-05-12T21:01:00.004+03:00</published><updated>2009-06-01T01:34:06.649+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 14</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;V-HİCRETİN BEŞİNCİ YILI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- BENÎ MUSTALIK GAZÂSI (MÜREYSİ' SAVAŞI)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(2 Şabân 5 H./17 Aralık 626 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustalikoğulları Huzâa kabilesindendir. Necid bölgesinde, Medine'ye 9 günlük bir yerde yerleşmişlerdi. Müslümanlarla iyi geçiniyorlardı. Fakat, Kureyşlilerin teşvikiyle kabîle reisi Ebû Dırâr oğlu Hâris çevrede yaşayan bedevi kabîlelerle birleşerek Medine'ye baskın için hazırlığa başladı. Rasûlullah (s.a.s) durumu öğrenince, Medine'de Zeyd b. Hârise'yi kaymakam bıraktı. 30'u atlı, 1000 kişilik bir kuvvetle Benî Mustalık üzerine yürüdü. (2 Şabân 5 H./17 Aralık 626 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedevîler, Müslümanların üzerlerine geldiğini duyunca, korkup dağıldılar. Hâris'in etrafında sâdece kendi kabilesi kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benî Mustalık Müreysi' suyu yanında toplanmış henüz hazırlıklarını tamamlayamamıştı. Müslüman olmaları teklif edildi, kabûl etmediler. Fakat Müslümanların düzenli hücûmlarına karşı duramayıp bir saat içinde dağıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş sonunda, Müslümanlardan bir kişi şehid oldu, müşrikler ise 10 ölü verdiler. Ayrıca, Müslümanlar ganimet olarak 700 esir, 5000 koyun, 2000 deve ele geçirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- RASÛLULLAH (S.A.S.)'IN CÜVEYRİYE İLE EVLENMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esirler arasında, kabile reisi Hâris'in kızı Cüveyriye de vardı. Kocası Safvan oğlu Müsâfî savaşta ölmüş, kendisi de esir düşmüştü. Ganimetlerin taksiminde, Sâbit b. Kays'ın payına ayrılmıştı. Babası Hâris, Peygamber (s.a.s)'e başvurarak kızının şerefinin korunmasını istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (s.a.s), Cüveyriye'nin bedelini Sâbit b. Kays'a ödeyerek onu serbest bıraktı. Cüveyriye kabîlesine dönmedi, kendi isteği ile Rasûlullah (s.a.s)'la evlendi. Bunun üzerine ashâb:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Rasûlullah (s.a.s)'in eşinin yakınları esir tutulmaz" diyerek ellerindeki bütün esirleri serbest bıraktılar. Bu sebeple Hz.Âişe:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kavmi için, Cüveyriye kadar hayırlı başka bir kadın bilmiyorum, demiştir.(222/1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere Peygamber (s.a.s) Efendimizin Cüveyriye ile evlenmesinin amacı siyâsî idi. Bu evlilik sebebiyle,bütün esirler fidye ödemeden serbest bırakıldılar. Mustalıkdğulları daha sonra toptan Müslüman oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- TEYEMMÜMÜN MEŞRÛ KILINMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s) her sefere çıkışında, aralarında kur'a çekerek hanımlarından birini yanında götürürdü. Benî Mustalık Gazâsında, Hz. Âişe'yi götürmüştü. Dönüşte, bir gece konak yerinden hareket edileceği sıra Hz. Âişe'nin gerdanlığının kaybolduğu anlaşıldı. Rasûlullah (s.a.s), aranmasını emretti, bu yüzden hareket gecikti. Derken sabah namazı vakti oldu. Oysa abdest için yanlarında yeterli su yoktu. Zamanında hareket edilebilseydi, su başına yetişilecekti. Namaz vakti çıkacak, diye herkes telâş içindeydi. Hz. Ebû Bekir, bu hâle sebep olan kızı Âişe'yi azarlamış hatta hırpalamıştı. İşte Müslümanlar böyle bir sıkıntı içindeyken, su bulunmadığında temiz toprakla teyemmüm yapılacağını bildiren âyet indi.(222/2) Müslümanlar son derece sevindiler, hemen teyemmüm yaparak namazlarını kıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hareket edileceği sırada, gerdanlık bulundu. Hz.Âişe'nin çökmüş olan devesinin altında kalmıştı.(223)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- İFK (İFTİRA) OLAYI (224)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mureysi' Savaşı dönüşünde, bir konaklama sırasında Hz Âişe kazâ-i hâcet için mahfesinden* çıkarak, konaklama yerinden uzaklaşmıştı. Bu sırada Yemen boncuğundan yapılmış gerdanlığı düşmüş, onu ararken gecikmişti. Dönüşünde, kafileyi yerinde bulamadı. O'nu mahfesinde sandıkları için, beklemeyip hareket etmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Aişe, -mahfede olmadığım anlaşılınca,- beni ararlar, diye olduğu yerde beklerken, arkadan askerin bıraktığı şeyleri toplamakla görevlendirilen Safvân b. Muattal geldi. Hz. Âişe'yi görünce, devesini çöktürdü; Hz.Âişe bindi. Safvân deveyi önünden çekerek ilerledi. Öğle sıcağında başka bir konak yerinde kafileye yetiştiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Münâfıklar bu olayı fırsat bildiler. Hz. Âişe tamâmen örtülü olduğu ve Safvân ile aralarında konuşma bile geçmediği halde, Hz. Âişe'nin iffetine iftirâ etmekten çekinmediler. Rasûlullah (s.a.s) son derece üzüldü. Hz. Âişe kederinden hastalandı. Sonunda masûm olduğu âyetle bildirildi.(225) İftirâcılara da "hadd-i kazf"(iffetli kimselere iftira cezâsı) uygulandı. Her birine 80'er deynek vuruldu.(226)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- HENDEK SAVAŞI (Şevval 5 H./ Şubat 627 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü'minler, müttefik düşman birliklerini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gördüklerinde, "İşte Allah ve Rasûlünün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bize vâdettiği şey budur. Allah ve Peygamber doğru söylemiştir" dediler. Bu, onların imân ve teslimiyetlerini artırmaktan başka bir şey yapmadı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(el-Ahzâb Sûresi, 22)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir taraftan karşı tarafa geçmeyi engelleyen derin ve uzun çukara"hendek" denir. Medine'yi savunmak üzere, çevresine hendek kazıldığı için bu savaşa, "Hendek Gazvesi" denildiği gibi, bir çok müşrik ve Yahûdî kabîlesi, Müslümanlara karşı birleştiği için" Ahzâb Harbi" de denilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ahzâb", "hızb" kelimesinin çoğuludur. Hizb, aynı düşünce, inanç ve kanaatı paylaşan insan topluluğu demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Yahûdîlerin Müşriklerle İşbirliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medine'den sürülen Benî Nadîr Yahûdîlerinin reisleri, Hayber'e sağınmışları. Müslümanlardan öc almak istiyorlardı. Başta Ahtaboğlu Huyey olmak üzere, 20 kadar Yahûdî lideri 70 kişilik bir hey'et ile Mekke'ye gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Müslümanlar gün geçtikçe kuvvetleniyor. Onlara kırşı birlikte hareket etmeliyiz. Biz savaş için hazırız. Medine'deki Benî Kurayzalı kardeşlerimiz de savaşta Müslümanları arkadan vuracak... diye müşriklere işbirliği teklif ettiler. Kendileri "ehl-i kitab" ve tek tanrı inancında oldukları halde, putperest müşriklere hoş görünmek için:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Sizin tuttuğunuz yol, (sizin dininiz) Müslümanlarınkinden daha doğru..."(227) dediler. Daha sonra Mekke dışındaki Gatafan, Esed, Kinâne, Süleym, Fezâre, Mürre, Eşca ve Eslem... gibi bedevi Arap kabileleriyle görüştüler. Hayber'in bir yıllık hurma mahsûlünü vermeği va'd ederek, onların da savaşa katılmalarını sağladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekke'liler 300'ü atlı, 1500'ü develi 4000 kişilik bir kuvvet hazırladılar. Mekke dışındaki bedevî kabîlelerin katılmasıyla ordunun sayısı 10 bine ulaştı. Şimdiye kadar böyle bir kuvvet toplanmamıştı. Medine'yi basıp Müslümanlığı yok edeceklerdi. Ordunun başkomutanı Ebû Süfyân idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Medine Çevresine Hendek Kazılması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'deki hazırlıkları, Kureyş ordusu henüz hareket etmeden haber aldı. Ashâbını toplayarak, bu korkunç saldırıya nasıl karşı koyacaklarını istişâre etti. Müzâkere sırasında, aslen İranlı olan Selmân (Selmân-ı Fârisî):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yâ Rasûlallah, İran'da düşman saldırısından korunmak için, şehrin etrâfına, hendek kazarlar. Biz de öyle yapalım, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâsen Medine'nin üç tarafı, evlerin yüksek dış duvarları, yalçın kayalıklar ve sık hurmalıklarla çevrilmişti. Düşman saldırısına karşı, sadece kuzey yönü açıktı. Bu tarafa da, düşmanın geçemeyeceği derinlikte bir hendek kazılırsa, savunma kolaylaşırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arablarca bilinmeyen bu savunma şekli uygun görüldü. Saldırıya elverişli olan kuzey tarafda hendek kazılacak yer işâretlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.), ashâbını 10'ar kişilik gruplara ayırdı. Her grubun kazacağı kısmı belirledi. Mevsim kış, hava soğuktu. Esen rüzgâr, hendekte çalışanların ellerini ayaklarını âdeta donduruyordu. Medine'de kıtlık vardı. Müslümanlar üç gün bir şey yemeden aç çalıştılar.* Rasûlullah (s.a.s.) bile açlıktan karnı üzerine taş bağlamıştı.(228) Ashâbla birlikte Hz. Peygamber (s.a.s.) bizzât toprak kazıyor, açlığa, soğuğa, yorgunluğa karşı gayretlerini artırıcı sözler söylüyordu. Bir ara, sert bir kaya çıkmış, kimse parçalayamamıştı. Rasûlullah (s.a.s.) hendeğe indi, ilk vuruşta, kayanın üçte biri koptu. Hz. Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Allâhü Ekber, bana Şam'ın anahtarları verildi. Şu anda Şam'ın kırmızı köşklerini görmekteyim, dedi. İkinci vuruşta kayanın yarısı daha koptu. Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Allâhü Ekber, bana Fars ülkesinin anahtarları verildi. Şu anda, Kisrânın beyaz köşklerini görmekteyim, buyurdu. Üçüncü darbede kaya, tamâmen parçalandı. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Allâhü Ekber, bana Yemenin anahtarları verildi. Şimdi ben San'a'a'nın kapılarını görüyorum, buyurarak bütün bu ülkelerin pek yakında Müslümanların olacağını müjdeledi.(229) Münâfıklar, Rasûlullah (s.a.s.)'in bu müjdelerini, hayal sayıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Münafıklar ve kablerinde hastalık olanlar: Allah ve Rasûlü bize sâdece kuru vaadlerde bulundular, diyorlardı." (Ahzâb Sûresi, 12)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açlığa, soğuğa ve her türlü sıkıntıya rağmen, yaklaşık 5,5 km, uzunlukta bir atın karşıya sıçrayamayacağı genişlik ve derinlikte kazılan hendek, düşman gelmeden önce, iki hafta içinde tamamlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Müşriklerin Medine'yi Kuşatması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşrikler, Medine önünde, şimdiye kadar benzerini görmedikleri derin bir hendekle karşılaşınca, şaşırdılar. Bir hamlede Medine'yi alt üst edip, Müslümanları yok edeceklerini hayâl etmişlerdi. Bunun kolay olmayacağını gördüler. Hendek boyunca, aşağı-yukarı ilerlediler, geçecek bir yer bulamadılar. Sonunda, Kureyşliler hendeğin batı kısmına, Bedevî kabîleler de doğu kısmına karargâh kurdular. Böylece Medine'yi kuşattılar. (Şevvâl 5 H./Şubat 627M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Sıkıntılı Günler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 bin kişlik müşrik ordusu karşısında, Müslümanların sayısı 3 bin kadardı.Yalnızca 36 atları vardı. Önlerinde hendek, arkalarında ise Sel‘ Dağı bulunuyordu. Ancak Benî Kurayza anlaşmayı bozar da müşriklerle işbirliği yaparsa, Müslümanlar çok tehlikeli bir duruma düşeceklerdi. Bu takdirde, Müslümanlar Hendek önünde düşmanla uğraşırken, Yahûdîlerin Medine'yi basıp, kadınları ve çocukları kılıçtan geçirmeleri mümkündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşılıklı ok ve taşların atılmasıyla başlayan kuşatma, aralıksız 27 gün sürdü. Müslümanlar açlık ve sefâlet içinde, zor ve sıkıntılı günler geçirdiler. Savaşın en tehlikeli bir ânında, Benî Nadir Reisi Ahtab oğlu Huyey'in teşvikiyle Benî Kurayza Yahûdîleri de anlaşmayı bozup, müşriklerle işbirliğine başladılar. Rasûlullah (s.a.s.)'in nasihat için kendilerine gönderdiği Evs kabilesi Reisi Sa'd b. Muâz'ı dinlemediler. Düşmanlıklarını açıkça bildirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar, hendek önünde 10 bin kişilik müşrik ordusuna karşı durmağa çalışırken, bir yandan da, Medine'yi Yahûdîlerin baskınından korumak zorunda kaldılar. Böyle tehlikeli bir anda, münâfıklar da bozgunculuğa başladılar. Hem savaşı bıraktılar, hem de askerin mâneviyâtını sarsıcı propaganda yaptılar.(230)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşatmanın uzayıp gitmesi, müşrikleri de usandırdı. Mevsim kış, havalar soğuktu. Esâsen onlar, böyle günlerce sürecek bir kuşatma için değil, bir kaç saatte sonuca ulaşılacak bir zafer için gelmişlerdi. İşi bir an önce bitirmek için bütün güçleriyle genel bir hücûma geçtiler. Bir taraftan Müslümanların üzerine ok yağmuru yağdırırken içlerinden (Dırâr, Cübeyre, Nevfel, Amr b. Abdivedd gibi) bir kaç tanesi de, elverişli bir yerden atlarıyla hendeği geçtiler. Bunların her biri, Araplar arasında bin kişiye denk sayılıyordu. En meşhûrları olan Amr b. Abdivedd mübâreze sonuda Hz. Ali tarafından öldürüldü; diğerleri kaçtılar. Nevfel kaçarken hendeğe düştü ve Hz. Ali'nin kılıcıyla can verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün, savaşın en çetin günü oldu. Bir taraftan müşrikler, diğer taraftan Benî Kurayza Yahûdîleri hücûma geçtiler, aralıksız akşama kadar ok yağmurunu sürdürdüler. Rasûlullah (s.a.s.) ve Müslümanlar, o gün namaz kılmak için bile fırsat bulamadılar. Öğle, ikindi ve akşam namazlarını, yatsıdan önce, tek ezanla, tertip üzere kazâ ettiler.(231)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e) Harb Hiledir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gatafan Kabilesinden Nuaym b. Mes'ûd, bu sırada müslüman olmuştu. Bundan kimsenin haberi yoktu. Rasûlullah (s.a.s.)'la gizlice görüşerek, müşriklerle Yahûdîlerin arasını açmak için izin istedi. Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Harp hiledir*, yapabilirsen yap, buyurdu. Nuaym önce Benî Kurayza'ya gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Benim size olan dostluğumu bilirsiniz. Sizin için endişe ediyorum. Mekkeliler bu işten usandı, bırakıp giderlerse, Müslümanlar karşısında yapayalnız kalacaksınız. O zaman hâliniz nice olur? Onlardan bir kaç rehin isteyin, aksi halde yardım etmeyin... dedi. Sonra Ebû Süfyân'a geldi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Duydun mu, Benî Kurayza anlaşmayı bozduğuna pişman olmuş. Sizi bırakıp giderler diye, Müslümanlarla yeniden anlaşmaya başlamış. Sizden rehin alıp, onlara teslim etmeği vadetmiş, dedi. Ebû Süfyân esâsen Yahûdîlere pek güvenemiyordu. Ertesi gün, denemek için Yahûdîlerden yardım istedi. Yahûdîler hemen rehin istediler. Ebû Süfyân isteklerini kabûl etmeyince, her iki taraf da:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Nuaym doğru söylemiş, dediler. Aralarında güven kalmadı. (232)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;f) Rasûlullah (s.a.s.)'in Duâsı ve Kuşatmanın Sona Ermesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.), o sıkıntılı gün:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Allah'ım, ey Kur'ân'ı indiren ve hesâbı tez gören Rabbım; Şu Arap kabîlelerini dağıt, topluluklarını boz, iradelerini sars. (233) diye duâ etti. Duâsı bitince, Rasûlullah (s.a.s.)'in yüzünde sevinç eseri görüldü. Rabb'ımın yardım va'dini size müjdelerim, buyurdu. İşte o akşam, âyet-i celîle ve hadis-i şerifte bildirilen "sabâ rüzgârı" esmeğe başladı.(234) Fırtına ve kasırga çadırları söküp uçurdu, yemek kazanları devrildi, ocaklar söndü, develer ve atlar birbirine karıştı. Müşriklerin ağızları, burunları, gözleri toz-toprakla doldu. Karargâhları alt üst oldu. Ortalığı dehşet kapladı. Neye uğradıklarını bilemediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşriklerin mâneviyâtı iyice bozulmuştu. İçlerine korku düştü. Uzun süren ve hiç bir sonuç alınamayan kuşatmadan usanıp bezmişlerdi. Ebû Süfyân:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Ben dönüyorum, siz de gelin, diyerek devesine bindi. Mekke'nin yolunu tuttu. Diğerleri de onu izlediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panik pek âni ve şuursuzca olmuştu. Bu yüzden, müşrikler pek çok techizât, gıda maddesi ve eşyayı toplayamadan çekildiler. Sabah olunca, Müslümanlar düşmandan kalan eşyâyı ve sağa-sola dağılan develeri toplayıp ordugâhlarına getirdiler. Ebû Süfyân'ın Yahûdîlerden aldığı 20 deve yükü hurma da ele geçen ganimetler arasındaydı. Böylece, Müslümanlar hem kuşatmadan, hem de açlık sıkıntısından kurtuldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an-ı Kerîm'de bu durum şöle anlatılmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ey inananlar, Allah'ın size olan nimetlerini hatırlayın. Üzerinize ordular gelmişti, Biz de onların üzerine rüzgâr ve sizin göremediğiniz ordular (Melekler) göndermiştik." (el-Ahzâb Sûresi.9)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah, kâfirleri hiçbir zafer elde edemeden, kin ve öfkeleriyle geri çevirdi. Savaşta mü'minlere Allah'ın yardımı yetti. Allah yegâne kuvvetli ve galib olandır." (el-Ahzâb Sûresi, 25)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu savaşta, müşriklerden 4 kişi ölmüş, Müslümanlardan 5 kişi şehid düşmüştür. Savaştan sonra Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Bundan sonra sıra bizde. Müşrikler artık üzerimize gelemeyecek, biz onların üzerine gideceğiz." buyurdu.(235) Gerçekten de öyle oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- KURAYZAOĞULLARI GAZVESİ (Zilkade 5 H,/Mart 627 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Savaşın Sebebi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) Medine'deki Yahûdî kabîleleriyle ayrı ayrı anlaşmalar yapmıştı. Bunlardan Kaynuka ve Nadîroğullarının, anlaşma hükümlerine uymadıkları için Medine'den çıkarıldıklarını daha önce görmüştük. Kurayza oğulları ise, Uhud Savaş'ından sonra anlaşmayı yeniledikleri için yerlerinde kalmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hendek Savaşında, Benî Kurayza Yahûdîleri önce anlaşmaya bağlı kaldılar. Hendek kazılırken, kazma, kürek gibi âletler vererek Müslümanlara yardımcı oldular. Ancak, savaşın en tehlikeli bir ânında, Benî Nadîr Reisi Huyey b. Ahtab'ın teşvikiyle anlaşmayı bozdular. Müslümanlarla birlikte Medine'yi savunmaları gerekirken, müşriklerle birlikte, Müslümanlara karşı savaşa girdiler.(236) Böylece vatana ihânet suçu işlediler. Rasûlullah (s.a.s.)'in nasihat için gönderdiği Evs Kabilesi Reisi Sa'd b. Muâz'ın sözlerine de kulak asmadılar. Hz. Peygamber (s.a.s.) hakkında çirkin sözler söyleyerek düşmanlıklarını açıkça ilân ettiler. Ancak, Benî Kurayza'dan yaptıklarının hesâbı sorulacaktı. Bu sebeple, Hendek Savaşından Medine'ye döner dönmez, Benî Kurayza üzerine sefer emri verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) Hendek Savaşı'ndan dönmüş silahlarını çıkarmış, üzerindeki toz-toprağı temizlemek için, gusletmek istemişti. Bu esnâda Cibrîl (a.s.) at üstünde ve toz-toprak içnde geldi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Aa, silahını çıkardın mı; vallâhi biz melekler çıkarmadık. Haydi, şunların üzerine yürü", diye Kurayzaoğullarını işâret etti. (237) Rasûlullah (s.a.s.) derhal Benî Kurayza'ya sefer ilân etti. Ashâbın sür'atle yola çıkmalarını sağlamak için,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hiç kimse ikindi namazını sakın başka yerde kılmasın, ancak Benî Kurayza yurdunda kılsın, buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashâbın bir kısmı bu emrin zâhirine uyarak, namazlarını Benî Kurayza yurduna varınca kıldılar. Bir kısmı da Peygamber (s.a.s.)'in maksadı, acele etmemizi sağlamaktır, diyerek, vakit çıkmadan yolda kıldılar. Hz. Rasûlullah (s.a.s.) her iki zümrenin yaptığını da hoş gördü.(238)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların toplanması yatsıya kadar devâm etti sayıları 3 bini buldu. Müslümanların üzerlerine geldiğini görünce sövüp-sayarak kalelerine çekilen Beni Kurayza'nın sayısı 900 kadardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Benî Kurayza'ya Verilen Cezâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşatma 25 gün sürdü. Kurayzaoğulları anlaşmayı bozduklarına pişman oldular. Diğer Yahudî kabileleri gibi Medine'den çıkıp gitmek için izin istediler. Fakat Hz. Rasûlullah (s.a.s.) kayıtsız şartsız teslim olmalarını istedi. Reisleri Ka'b b. Esed'in başkanlığında toplandılar. Ka'b:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Tevratta bildirilen son peygamberin bu olduğu anlaşıldı. Müslüman olup kurtulalım, dedi Yahûdîler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Biz Tevrat üzerine başka kitab kabul etmeyiz, dediler, Ka'b:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Öyleyse,kadınları ve çocukları öldürelim. Sonra kaleden çıkıp çarpışalım, belki başarırız, dedi. Onlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Çoluk-cocuğumuz öldükten sonra, yaşamanın ne önemi var, diye cevâp verdiler. Ka'b:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-O halde, yarın cumartesi, Müslümanlar bizden emîndir. Ansızın hücûm edelim, onları gafil avlayalım, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Biz cumartesinin hürmetini bozamayız, diye reddettiler. Sonunda kayıtsız şartsız teslim oldular. Ancak haklarında Evs Kabilesi Reisi Sa'd b. Muâz'ın hüküm vermesini istediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benî Kurayza, Evs kabilesinin himâyesindeydi. Bu yüzden, Sa'd b. Muâz'ın hakemliğini istiyorlardı. Sa'd, hastaydı. Hendek Savaşı'nda kolundan okla yaralandığı için tedâvi görüyordu. Haberi alınca geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kur'an-ı Kerîm'e göre mi, yoksa kendi kanunlarına göre mi hüküm vermemi istiyorlar, diye sordu. Yâhudîler, kendi kanunlarına göre hüküm verilmesini istediler. Sa'd da Tevrât'a göre karar verdi.(239)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Savaşabilecek durumdaki erkeklerin öldürülmesine,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Kadınların ve çocukların esir edilmesine,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Bütün mallarının da zaptedilmesine hükmetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ey Sa'd, Allah'ın rızâsına uygun hükmettin" buyurdu. (240) Yahudiler de karârın Tevrât'a uygun olduğunu itirâf ettiler. Sa'd'in bu hükmü, Tevrât'ın Tesniye kitabının 20. Babının 10-14 üncü âyetlerine uygun düşmüştü. Bu gün de vatana ihânet edenlere ölüm cezâsı verilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benî Kurayza hakkındaki hükmü Hz. Ali ve Hz. Zübeyr icrâ ettiler. Kazılan büyük bir hendeğin kenarında 600 kadar Yahûdînin birer birer boyunlarını vurup hendeğe attılar. İçlerinden 4 tanesi Müslüman olup hayatlarını kurtardılar. Benî Nadîr Reisi Huyey b. Ahtab ile Benî Kurayza Reisi Ka'b b. Esed de öldürülenler arasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benî Kurayza'nın malları, mücâhidlere paylaştırıldı. Arâzisi ise, ensarın rızâsiyle muhâcirlere verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah, Ehl-i Kitab'dan müşrikleri destekleyen (Benî Kurayza Yahûdî)lerini kalelerinden indirmiş, kalblerine korku salmıştı. Onların kimini öldürüyor, kimini de esir alıyordunuz. Yerlerini yurtlarını, mallarını ve henüz ayağınızı bile basmadığınız toprakları Allah size mirâs olarak verdi. Allah her şeye kadirdir ". (el-Ahzâb Sûresi, 26-27)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN CAHŞ KIZI ZEYNEB'LE EVLENMESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeyneb, Rasûlullah (s.a.s.)'in öz halası Ümeyme'nin kızıdır. Abdülmuttalib'in torunudur. Hz Peygamber (s.a.s.), Zeyneb'i azadlısı Zeyd b. Hârise'yle evlendirmişti. Dindar olmasına rağmen, azadlı bir kölenin eşi olmak Zeyneb'e ağır geldi. Asâlet ve güzelliğini ileri sürerek, dâima Zeyd'in kalbini kırdı. Bu yüzden, Rasûlullah (s.a.s.)'in:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Eşini tut, Allah'tan kork" (241) emrine rağmen, sonunda Zeyd O'nu boşadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâsen gerek Zeyneb, gerek kardeşi Abdullah bu evliliği başlangıçta istememişler, "halanızın kızını azadlınıza mı lâyık görüyorsunuz?" demişlerdi. Fakat:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Allah ve Rasûlü, bir şeye hükmettiği zaman, mü'min erkek ve mü'min kadın için muhayyerlik yoktur." (el-Ahzâb Sûresi, 36) anlamındaki âyet inince, istemeyerek rızâ göstermişlerdi. Çünkü Zeyneb, Kureyş'in Hâşimî kolundandı. Soylu bir kadındı. İslâm'dan önceki Arap örfüne göre soylu bir kadın, azadlı da olsa, bir köleyle evlenemezdi. Onlar, Zeyneb'in Rasûlullah (s.a.s.)'la evlenmesini istiyorlardı. Oysa İslâm Dini bütün insanları, yaratılış bakımından eşit saymıştı.(242)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (s.a.s.), öz halasının kızı Zeyneb'i azadlısı ve evlâdlığı Zeyd ile evlendirerek, Arapların yanlış anlayışını yıkmış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan, Rasûlullah (s.a.s.), peygamberliğinden önce Zeyd'i evlâd edinmişti. Arabların örfüne göre, evlâdlık öz çocuk gibi sayılır, evlâd edinen kişinin mirâsçısı ve mahremi olurdu. Bu sebeple, evlâdlığın boşadığı kadın, evlâd edinen kişiyle evlenemezdi. Kur'ân-ı Kerîm Arapların bu örfünü hükümsüz saymış, evlâdlık âdetini kaldırmıştır.(243) Bu sebeple, evlâdlığın dul kalan eşiyle, babalığın evlenmesi helâldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)'in, Arapların bu örfünü de yıkması gerekiyordu. Bu sabeple Zeyd'den boşanan Zeyneb'i Allah'ın emriyle nikâhladı.(244) Böylece hem Zeyneb'i hem de yakınlarını memnûn etmiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bu evliliği, dinî hükümlerin uygulanması ile ilgilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Muhammed, Hz. Muhammet, Hz. Muhammet'in hayatı, Peygamberimizin hayatı yaşamı, islamın doğuşu yayılışı, islamiyetin doğması yayılması, Bedir Savaşı Hendek Savaşları, Medine'ye Hicret, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-646213540249561302?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/646213540249561302/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=646213540249561302' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/646213540249561302'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/646213540249561302'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-14.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 14'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-6367561518029862152</id><published>2008-05-12T20:56:00.003+03:00</published><updated>2009-06-01T01:34:47.549+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 15</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VI- HİCRETİN ALTINCI YILI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;l– HUDEYBİYE BARIŞI (Zilkade 6 H./Mart 628 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ey Muhammed, Biz sana apaçık bir zafer sağladık."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Fetih Sûresi, 1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Müslümanların Kâbe'yi Ziyâret Arzusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), Medine'ye hicret edeli 6 yıl olmuştu. Bu süre içinde Mekke müşrikleriyle, Medine'de bulunan Müslümanlar arasında, sırasıyla Bedir, Uhud ve Hendek Savaşları oldu. Mekke müşrikleri Medine'yi basmak, Hz. Rasûlullah (s.a.s.)'i öldürmek, Müslümanlığı yok etmek için her çâreye baş vurdular; bütün imkân ve güçlerini ortaya koydular; fakat amaçlarına ulaşamadılar. Müslümanların günden güne güçlenmelerine, sayılarının artmasına engel olamadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Medine dışındaki kabîleler, Müslümanlığın ne olduğunu yeterince bilmiyorlardı. Kâbe'nin komşusu ve koruycusu olduğu için saygı duydukları Kureyş kabîlesi, kendi içlerinden çıktığı halde Hz. Muhammed (s.a.s.)'in peygamberliğini kabûl etmemiş,hatta O'nu yurdundan çıkarmışlardı. Bu yüzden, Müslümanlığın Medine dışındaki kabîlelere tanıtılabilmesi ve geniş ölçüde yayılmasının sağlanabilmesi için, Mekke'lilerle barış yapılmasına ihtiyaç vardı. Rasûlullah (s.a.s.), geçici de olsa Mekkelilerle barış yaparak, diğer kabîlelerle serbestçe ilişkiler kurmayı arzu ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan, Mekkeli Müslümanlar, doğup büyüdükleri ve her şeylerini bırakıp ayrıldıkları yurtlarını çok özlemişlerdi. Her namazda yöneldikleri kutsal Kâbe'yi 6 yıldan beri ziyâret edemiyorlardı. Kâbe'yi ziyâret, bütün Müslümanların en büyük ortak özlemleri olumştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Rasûlullah (s.a.s.)'in Rüyâsı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicretin 6'ıncı yılı, Rasûlullah (s.a.s.), gördüğü bir rüyâ üzerine(245) hep birlikte Kâbe'yi ziyâret edeceklerini ashâbına müjdeledi.(246) Hazırlıklar tamamlandı. Savaş yapılması yasak olan aylardan Zilkade'nin ilk pazartesi günü (2 Zilkade 6 H./14 Mart 628 M.), yerine Mektûm oğlu Abdullah'ı vekil (kaymakam) bırakarak, ashâbından 1400 kişi ile(247) Medine'den ayrıldı. Hanımlarından Ümmü Seleme de berâberinde bulunuyordu. Maksadı savaş olmayıp, yalnızca Kâbe'yi ziyâret etmekti. Mekkelileri telâşlandırmamak için, ashâbının silah taşımalarına izin vermemiş, sadece yolcu silâhı olarak birer kılıç almışlardı. (248) Hac için Mekke'ye gelecek düşman kabîlelerle yolda karşılaşmamak için, Kâbe ziyâretini hac günlerinden önce yapmayı uygun görmüştü. Yanlarındaki 70 kurbanlık deveyi kıladelediler ve Zülhuleyfe'de "umre" niyyetiyle ihrama girdiler.(249) Yol güvenliğini sağlamak için 20 kadar süvâriyi öncü olarak gönderdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Mekkelilerin Tepkisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekkeliler, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Kâbe'yi ziyâret için yola çıktığını duyunca telâşlandılar. Müslümanları Mekke'ye sokmamağa karar verdiler. Velîd oğlu Hâlid ve Ebû Cehil'in oğlu İkrime'yi 200 süvâri ile öncü olarak gönderdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resûlullah (s.a.s.), Mekkelilerin bu kararını önden gönderdiği gözcüleri vasıtasiyle öğrendi. Sağ tarafa sapıp, yol güzergâhını değiştirerek, Hudeybiye'ye kadar ilerledi.(250) Rasûlullah (s.a.s.)'in bindiği "Kasvâ" adlı deve burada çöktü, bütün gayretlere rağmen kalkmadı. Müslümanlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kasvâ harin oldu, çöktü kalkmıyor, diye söylenmeğe başladılar. Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Kasvâ harinleşmez, onun çökme huyu da yoktur. Fakat vaktiyle Fil'in Mekke'ye girmesine engel olan ilahi kudret, şimdi de Kasvâ'yı ilerletmiyor. Allah'a yemin olsun ki, Kureyş Cenâb-ı Hakk'ın kutsal kıldığı şeylere hürmet ve tâzim kasdıyle benden her ne isterse, ne kadar ağır olursa olsun, istediklerini kabûl edeceğim.. " buyurdu.(251)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Barış Müzakereleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada Huzâa kabîlesi reisi Büdeyl çıkageldi. Kureyşin, Müslümanları Mekke'ye sokmamak için müşrik kabilelerle anlaştığını ve savaş hazırlığı içinde olduklarını haber verdi.(252)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) savaş maksadiyle değil, sâdece Kâbe'yi ziyâret için geldiklerini, daha önce yapılan savaşlarda Kureyş'in uğradığı kayıpları anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İsterlerse belirli bir süre onlarla barış yapalım. Benimle diğer kabîlelerin arasını serbest bıraksınlar, (karışmasınlar). Eğer ben üstün gelirde, Araplar İslâmiyeti kabûl ederlerse, Mekkeliler de isterlerse bu dine girebilirler. Şayet Araplar bana üstün gelirlerse, Kureyş savaş külfeti çekmeden istediğini elde etmiş olur. Aksi halde, Allah'a yemin ederim ki, O'nun yolunda ölünceye kadar onlarla savaşırım, Allah da yardımını gerçekleştirir, dinini üstün kılar, buyurdu.(253)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büdeyl, Rasûlullah (s.a.s.)'den duyduklarını Kureyş'e iletti. Kureyş ileri gelenleri de savaşa taraftar değildi. Sakif kabilesi reisi Tâifli Mes'ûd oğlu Urve'yi Hz. Peygamber (s.a.s.)'e gönderdiler. Rasûlullah (s.a.s.) Büdeyl'e söylediklerini Urve'ye de anlattı. Urve hem Rasul-i Ekrem (s.a.s.)'le konuşuyor, hem de Müslümanların durumunu ve bütün davranışlarını dikkatle tâkip ediyordu. Dönüşünde gördüklerini özetle şöyle anlattı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bilirsiniz ki ben birçok devlet başkanını ziyâret ettim, Rum Kayseri, Fars Kisrâsı, Habeş Necâşi'sinin huzurunda elçi olarak bulundum. Yemin ederim ki, Müslümanların Muhammed (s.a.s.)'e gösterdikleri hürmet, sevgi ve bağlılığı bunların hiçbirinin sarayında görmedim... Sözlerini dikkatle dinliyorlar. Bir şey sorunca, alçak (hafif) sesle cevâp veriyorlar. İsteklerini derhal yerine getiriyorlar. Saygılarından yüzüne dikkatle bakamıyorlar. Abdestinden artan suyu bile,-teberrük için-aralarında paylaşıyorlar... Madem ki, bize barış teklif ediyor, kabûl edelim, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekkeliler, Urve'nin sözlerinden hoşlanmadılar. Bir iki elçi daha gidip geldi, fakat hiç bir sonuca varılamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.), Kureyş'ten gelen eçilerle sonuca ulaşılamadığını gördü. Kureyş'le görüşmek üzere Hz.Ömer'i Mekke'ye göndermeyi düşündü. Ömer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yâ Rasûlallah, Mekkeliler benim kendilerine olan düşmanlığımı bilirler, himâyesine sığınabileceğim bir yakınım da yok. Osman'ın Mekke'de akrabası çok, Ebû Süfyân ile amcazâde. Osman bu işi benden daha iyi başarır, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Osman Mekke'ye gitti. Ebû Süfyân ve diğer Kureyş ileri gelenleriyle görüştü. Maksatlarının sâdece Kâbe'yi ziyâret olduğunu anlattı. Mekkeliler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hepinizi Mekke'ye bırakırsak, Araplar, "Kureyş Müslümanlardan korktu," derler. Fakat istersen Kâbe'yi sen tavâf et, hepiniz birden olmaz, dediler. Hz. Osman, Kâbe'yi Müslümanlardan ayrı olarak ziyâret etmeği kabûl etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Rasûlullah (s.a.s.) tavâf etmedikce, ben de etmem, diyerek tekliflerini reddetti. O'nun bu davranışı Mekkelileri kızdırdı, göz hapsine aldılar ve dönmesine izin vermediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- RIDVÂN BÎATI:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah, mü'minlerden ağacın altında sana bîat ederlerken hoşnud olmuştur.Gönüllerindekini bilerek onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(el-Fetih Sûresi, 18-19)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Osman'ın gecikmesi, Müslümanları telâşlandırdı. Öldürüleceğine dâir söylentiler çıktı. Böyle bir ihtimâle karşı Resûlullah (s.a.s.) gereken tedbirleri aldı. Müslümanları Allah yolunda yapacakları savaşta, canlarını fedâ etmekten çekinmeyeceklerine dâir, kendisine bîat etmeğe çağırdı. "Artık bunlarla vuruşmadan buradan ayrılamayız," buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk biat eden Ebû Sinan el-Esedî oldu. "Rasûlullah (s.a.s.)'in gönlündeki muradı ne ise, onun gerçekleşmesi üzerine biat ediyorum." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hudeybiye'de bodur bir ağacın aldında,(254) bütün Müslümanlar sırayla Rasûlullah (s.a.s.)in ellerini tutarak bîat ettiler. Allah yolunda ölünceye kadar savaşmağa, düşmandan kaçmamaya söz verdiler. Hz. Peygamber (s.a.s.), Hz. Osman adına da bir elini diğeriyle tuttu, onu da böylece bîata kattı. Yalnızca Cedd b. Kays adlı münâfık, devesinin arkasında gizlendi, bîata katılmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenâb-ı Hak, Kur'an-ı Kerîm'de, Hudeybiye'de Rasûlullah (s.a.s.)'e bîat eden mü'minlerden hoşnud olduğunu bildirmiştir. (255) Bu sebeple, İslâm Târihinde bu bîata "Rıdvân Bîatı" adı verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların kararlılığını ve Rasûlullah (s.a.s.)'e bağlılıklarını gösteren bu bîatın Mekkeliler üzerindeki etkisi büyük oldu. Derhal Hz. Osman'ı serbest bıraktılar ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'le barış yapmak üzere Amr oğlu Süheyl başkanlığında bir hey'et gönderdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Barış Şartları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun müzâkere ve tartışmalardan sonra kabûl edilen barış şartları şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Müslümanlar bu sene Kâbe'yi ziyâret etmeden dönecekler, bir yıl sonra ziyâret edecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Müslümanlar Kâbe'yi ziyâret için geldiklerinde, Mekke'de üç günden çok kalmayacaklar ve yanlarında birer kılıçtan başka silah bulundurmayacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Müslümanların Mekke'de bulunduğu günlerde, Kureyşliler Mekke dışına çıkacaklar, Müslümanlarla temâs etmeyecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Mekkelilerden biri Müslümanlara sığınırsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat Müslümanlardan Mekkelilere sığınan olursa, geri istenmeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Kureyş dışında kalan diğer kabileler, iki taraftan istediklerinin himâyesine girmekte ve anlaşma yapmakta serbest olacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Bu anlaşma on yıl geçerli olacak, bu müddet içinde iki taraf arasında tecâvüz ve savaş olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Barış Anlaşmasının Yazılması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış şartlarını Rasûlullah (s.a.s) Hz. Ali'ye yazdırdı. "Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm. Bu anlaşma, Muhammed Rasûlullah ile Kureyş elçisi Süheyl arasında yapılmıştır." diye yazılmasına Süheyl itiraz etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Rahmân" sözünü anlamıyoruz, ayrıca senin Rasûlullah olduğunu kabûl etseydik, bu anlaşmaya gerek yoktu "Bismike'llâhümme (Allah'ım, senin adınla). Bu anlaşma Abdullah'ın oğlu Muhammed ile Kureyş elçisi Süheyl arasında yapılmıştır." diye yazılmasını istedi.(256/1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Rasûlullah (s.a.s) mutlaka barışı sağlamak istiyordu. Daha işin başında, "Allah'a yemin olsun ki Kureyş benden Cenab-ı Hakk'ın kutsal kıldığı şeylere hürmet kasdiyle her ne isterse, ne kadar ağır olursa olsun, isteklerini kabûl edeceğim," buyurmuştu. Bu sebeple, bütün bu ağır şartları kabûl etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat müslümalar son derece üzgündüler. Büyük bir ümit ve heyecanla gelmişlerdi. Oysa şimdi Kâbe'yi ziyâret edemeden döneceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşmanın yazılması henüz bitmişti ki, Süheyl'in oğlu Ebû Cendel, ayağındaki zinciri sürükleyerek çıkageldi. Babası onu Müslüman olduğu için, zincire vurarak hapsetmişti. Her nasılsa kurtulmuş, bin bir güçlükle Mekke'den kaçmış, Müslümanlara sığınmağa gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süheyl oğlunun geri verilmesinde isrâr etti. Aksi halde anlaşmayı imzalamadan döneceğini söyledi. Bütün çabalara rağmen, inadından dönmedi. Barışın sağlanabilmesi için, Ebû Cendel'in müşriklere teslimi gerekiyordu. Çektiği işkenceleri ve acıklı hâlini anlatarak müşriklerin elinde bırakılmamasını isteyen Ebû Cendel'i Rasûlullah (s.a.s):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey Ebû Cendel, biraz daha sabret, pek yakında Yüce Rabbım sana ve senin gibilere kurtuluş yolunu açacaktır, diye teselli etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Ashâbın Üzüntüsü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu son durum, artık Müslümanların üzüntülerini dayanılmaz hâle getirmişti. Hepsinin sinirleri gergindi. Hz. Ömer dayanamadı. Rasûlullah (s.a.s) 'ın huzuruna gelerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sen Allah'ın Peygamberi değil misin? Bizim dinimiz hak değil mi? Neden bu zilleti kabûl ediyoruz, neden? diye söylendi. Hz. Peygamber (s.a.s):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Evet ben Allah'ın Peygamberiyim. Bu yaptığım işlerde Allah'a isyan etmiş de değilim. O, benim yardımcımdır, diye cevap verdi. Fakat Ömer'in üzüntü ve öfkesi devâm ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sen bize Kâbe'yi tavaf edeceğiz., demedin mi? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Evet, dedim. Fakat bu sene ziyâret edeceğimizi söylemedim, Tekrâr ediyorum, Kâbe'yi hep beraber tavâf ve ziyaaret edeceğiz, buyurdu.(256/2) Anlaşmanın imzalanmasından sonra Rasûlullah (s.a.s) ashâbına:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Haydi, artık kurbanlarınızı kesiniz, sonra tıraş olup ihramdan çıkınız, emrini üç defa tekrarladığı halde, hiç kimse yerinden kıpırdamamıştı.(257) Hz Peygamber (s.a.s), ashâbının bu ilgisizliğine üzülerek, eşi Ümmü Seleme'nin yanına gitti. Ümmü Seleme:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yâ Rasûlallah, onlar üzüntülerinden ilgisiz görünüyorlar. Siz kimseyle konuşmadan kendiniz kurbanınızı kesin, tıraş olun. Onlar size uyacaklardır, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashâb, Hz. Peygamber (s.a.s) 'in kurbanını kesip tıraş olduğunu görünce, hemen onlar da kurbanlarını kesip, birbirlerini tıraş etmeğe başladılar.(258)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Hudeybiye Barışı Aslında Zaferdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hudeybiye Barışı'nın hemen bütün şartları, Müslümanların aleyhine görünüyordu. Fakat barışın Müslümanların yararına ve sonucun lehlerine olacağını Rasûlullah (s.a.s) biliyordu. Bu sebeple,barışı sağlamak için, aleyhlerinde görünen en ağır şartları kabûl etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s) barış anlaşmasının imzalanmasından üç gün sonra Medine'ye döndü. Böylece Müslümanlar Hudeybiye'de 19-20 gün kalmış oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüşte yolda "Fetih Sûresi" indi, Cenâb- Hakk Hudeybiye anlaşmasının Müslümanlar için zillet ve yenilgi değil, aksine zafer olduğunu bildiriyordu.(259)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten Hudeybiye anlaşması, Müslümanlığın Medine dışında yayılmasına bir başlangıç oldu. Mekkeliler o zamana kadar müslümanlara, dağılıp yok olmağa mahkûm, derme-çatma bir toplululk gözü ile bakıyorlardı. Bu anlaşma ile Müslümanları bir devlet olarak tanımış oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşmadan sonra Müslümanlarla müşrikler arasında görüşme ve temâslar arttı. Hz. Peygamber (s.a.s) İslâm'ı serbestçe yaymağa başladı. Hudeybiye musâlahasından Mekke'nin fethine kadar geçen 21 aylık devrede Müslüman olanların sayısı, İslâm'ın doğuşundan, Hudeybiye Barışına kadar geçen 19 yılda Müslüman olanların sayısından kat kat fazla oldu. Hayber'in ve Mekke'nin fethi gibi zaferler, Hudeybiye musâlahasını takibetti. Dört yıl sonra, Rasûlullah (s.a.s)'ın vefâtında Müslümanlık bütün Arab yarımadasına yayılmış bulunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e) Barış Şartlarının Müslümanlar Lehine Dönmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (s.a.s.) anlaşmaya bağlı kaldı. Mekkeliler istemedikçe, hiç bir hükmünü tek taraflı kaldırmadı. Kısa bir süre sonra, Kureyş'le aralarında anlaşma bulunan Sakîf kabîlesinden Ebû Basîr adında biri, Medine'ye gelip Müslümanlara sığındı. Ebû Basîr de Ebû Cendel gibi işkence gören Müslümanlardandı. Mekkeliler, arkasından hemen iki kişi gönderip Ebû Basîr'in iâdesini istediler. Rasûlullah (s.a.s):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey Ebû Basîr, biliyorsun ki, biz Kureyşle bir sözleşme yaptık, ahdimizi bozamayız. Biraz daha sabret, Rabb'ım yakında bir kurtuluş yolu açacaktır, diyerek Ebû Basîr'i Kureyşlilere teslim etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Basîr, Mekke'ye ölüme götürüldüğünü biliyordu. Bu sebeple, bu adamların elinden kurtulması gerekiyordu. Yolda, Zülhuleyfe'de(260) yemek için oturdular. Ebû Basîr, bunlara saf ve samîmî göründü. Bir ara:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kılıcın ne kadar da güzelmiş, bakmama müsaade eder misin? diyerek, birinin elinden kılıcı aldı, hemen üzerine atılıp onu öldürdü; diğeri ise kaçıp kurtuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Basîr öldürdüğü Kureyşlinin atına bindi, silahını kuşandı, tekrar Medine'ye döndü. Rasûlullah (s.a.s)'ın huzuruna çıkıp:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Ey Allah'ın Rasûlü, siz sözünüzü yerine getirdiniz. Beni onlara teslim ettiniz. Fakat Allah beni kurtardı, dedi. Hz. Peygamber (s.a.s) ona anlaşma şartlarına göre Medine'de kalmasının mümkün olmadığını anlattı. Ebû Basîr Medine'den çıktı. Mekke'ye dönemezdi. Medine'de kalamıyordu. Deniz kıyısında, Mekke- Şam yolu üzerinde "İys" denilen bir yere yerleşti. Mekke'de Müslümanlıklarını gizleyenler ve işkence görenler, birer, ikişer kaçıp, Ebû Basîr'in yanında toplandılar. Ebû Cendel de kaçıp buraya geldi. Kısa zamanda sayıları 70'e yükseldi, daha sonra 300 oldular. Mekkelilerin Şam ticâretini önleyecek bir kuvvet hâline geldiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Basîr'in yanında toplananlar, Hudeybiye anlaşması hükümlerine bağlı değildiler. Kureyşin Şam ticâret yolu tehlikeye girmişti. Mekkeliler telâşlandılar. Anlaşmanın, Medine'ye sığınan Mekkelilerin geri verilmesiyle ilgili maddesini hükümsüz saymaktan başka çâre yoktu. Baskı ile Müslümanlığın önlenemeyeceğini anladılar. Hemen, Hz Peygamber (s.a.s)'e Ebû Süfyan'ı elçi olarak gönderip, bu maddenin kaldırılmasını ve Mekke'den kaçan bütün Müslümanların Medine'ye kabûlünü istediler. Anlaşma yapılırken en çok ısrar gösterdikleri bu madde, gene onların isteğiyle kaldırılmış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber (s.a.s.), Ebû Basîr ve arkadaşlarını Medine'ye çağırdı. Bu sırada Ebû Basîr ölüm yatağında idi. Vefât edince orada defnettiler. Arkadaşlarını Ebû Cendel toplayıp Medine'ye götürdü. Böylece Kureyşin Şam ticâret yolu açıldı. Müslümanlar da anlaşmanın en ağır hükmünden kurtulmuş oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hudeybiye Barışı 2 yıl devâm etti. Anlaşmayı Kureyş bozdu. İki yıl sonra Mekke, Müslümanlar tarafından fethedildi. (20 Ramazan 8 H./11 Ocak 630 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'IN ÜMMÜ HABÎBE'YLE EVLENMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümmü Habîbe Ebû Süfyân'ın kızıdır. Mekke Devrinde Müslüman olmuş ve kocası Ubeydullah b. Cahş'la birlikte Habeşistan'a hicret eden ikinci kafileye katılmıştı. Alkolik bir adam olan kocası, Habeşistan'da Hristiyan oldu. Ümmü Habîbe Müslümanlıkta sebât edip kocasından ayrıldı. Bu yüzden, yabancı bir ülkede kimsesiz ve himâyesiz kaldı. Henüz müşrik olan babasının yanına da dönemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s), Hicretin 6'ıncı yılı Habeşistan'a bir elçi gönderdi. Habeş Necâşi'sini vekil yaparak Ümmü Habîbe'yi nikâhladı.(261) Nikâh merâsiminde Câfer Tayyar ve diğer Müslümanlar da bulundu. Nikâhtan sonra Necâşi Ümmü Habîbe'yi Medine'ye gönderdi. Bu evlilikten önce şu âyet inmişti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah'ın, sizinle düşmanlık gösterdiğiniz kimseler arasında dostluk ve sevgi yaratması mümkündür." (el-Mümtehine Sûresi,7)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten bu evlilikten sonra Ebû Süfyân'ın, Hz. Peygamber (s.a.s)'e olan düşmanlığında bir yumuşama başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Muhammed, Hz. Muhammet, Hz. Muhammet'in hayatı, Peygamberimizin hayatı yaşamı, islamın doğuşu yayılışı, islamiyetin doğması yayılması, Bedir Savaşı Hendek Savaşları, Medine'ye Hicret, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-6367561518029862152?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/6367561518029862152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=6367561518029862152' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/6367561518029862152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/6367561518029862152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-15.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 15'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-2061835064615968180</id><published>2008-05-12T20:51:00.004+03:00</published><updated>2009-06-01T01:35:43.047+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 16</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VII-HİCRETİN YEDİNCİ YILI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- İSLÂMA DAVET İÇİN ELÇİLER GÖNDERİLMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ya Muhamed! De ki; doğrusu ben, göklerin ve yerin yegâne mâliki, kendisinden başka ilâh olmayan; dirilten ve öldüren Allah'ın hepiniz için gönderdiği peygamberiyim..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(el-A'raf Sûresi, 158)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (s.a.s), daha önceki peygamberler gibi, sâdece Arapların veya belli bir toplumun peygamberi değildir. O'nun peygamberliği umûmîdir. Kıyâmete kadar gelecek bütün insanlara peygamber ve âlemlere rahmet olmak üzere gönderilmiştir.(262) Bu sebeple İslâm'ı her tarafa yayması, peygamberliğini bütün dünyaya duyurması gerekiyordu. Fakat şimdiye kadar Mekke müşrikleri buna imkân vermemişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hudeybiye Anlaşmasıyle iki taraf arasında barış ve güvenlik sağlandı. Artık, Müslümanlığın yayılması için herkese ve her tarafa duyurma zamanı gelmişti. Rasûlullah (s.a.s) Hudeybiye'den dönünce bu konuyu ashâbıyle istişâre etti. Büyük ve komşu devletlerin hükümdarlarıyla bazı Arap beyliklerine mektup ve elçi gönderilmesi kararlaştırıldı. Kaşında "Muhammed Rasûlullah" yazılı gümüş bir yüzük yaptırıldı, mektuplar bununla mühürlendi.(263)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elçiler ve Gönderildikleri Hükümdarlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizans Kayser'i Hirakliyus'a, Halîfe oğlu Dihyetü'l-Kelbî; İran Kisrâ'sı Hüsrev Perviz'e, Huzâfe oğlu Abdullah; Habeşistan Necâşisi Ashame'ye, Ümeyye oğlu Amr; Mısır (İskenderiyye) Mukavkısı Çüreyc'e, Ebû Beltea oğlu Hâtıb; Gassan Emîri Hâris b. Ebî Şemmer'e, Vehb oğlu Şuca'; Yemâme Emîri Hevze b.Ali'ye de Amr oğlu Salît elçi olarak mektup götürdüler.(264)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN HÜKÜMDARLARA YAZDIRDIĞI MEKTUPLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Bizans Kayseri'ne Gönderilen Mektup&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahim... Allah'ın kulu ve Rasûlü Muhammed (s.a.s.)'den, Rum'un büyüğü Hirakl'e. Hidâyet yoluna uyanlara selâm olsun. Bundan sonra: Ben seni İslâm'a ve onu yayma hizmetine dâvet ediyorum. Müslüman ol ki, selâmete eresin, Allah da sana ecrini iki kat versin. Eğer kabûl etmezsen, halkının vebâli senin boynundadır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ey Ehl-i Kitab! Bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin: Ancak Allah'a kulluk edelim. O'na kullukta hiç bir şeyi ortak yapmayalım. Allah'ı bırakıp bir kısmınız diğer kısmınızı Rab edinmesin. Eğer yüz cevirirlerse, 'şâhid olun, biz Müslümanız' deyin" (Âl-i İmrân Sûresi, 64).(265)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dihye, Rasûlullah (s.a.s.)'in mektubunu Hirakl'e götürdüğü zaman Hirakl Kudüs'te bulunuyordu. Elçiyi iyi karşıladı. Rasûlullah (s.a.s) hakkında bilgi edinmek için, bölgede bulunan Arap tâcirlerinin huzûruna getirilmesini emretti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekke'den bir ticâret kafilesi o sırada bu bölgede bulunuyordu. Kafilede Kureyş'in reisi Ebû Süfyân da vardı. Ebû Süfyan ve arkadaşları getirildiğinde, Bizans'ın ileri gelen din ve devlet adamları, piskoposlar, papazlar İmparator Hirakl'in etrâfında sıralanmışlardı. Kayser tercüman vâsıtasiyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Peygamberlik davasında bulunan bu zâta, içinizde soyca en yakın olan kim? diye sordu. Ebû Süfyân:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Burada nesebce O'na en yakın benim, diye ilerledi. Kayser Ebû Süfyân'ı arkadaşlarının önüne oturttu. Sorularıma doğru cevâp vermezse, siz düzeltin, dedi. Sonra İmparator ile Ebû Süfyân arasında şu konuşma geçti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İçinizde Muhammed (s.a.s.)'in soyu nasıldır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Asil bir soydandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Memleketinizde ondan önce Peygamberlik davasında bulunan oldu mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sülâlesinde hükümdar var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-O'nun dinine girenler halkın eşrâfı mı, zayıfları mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Çoğunlukla fakir ve zayıf kimseler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-O'na uyanlar gün geçtikce çoğalıyor mu, azalıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Çoğalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Dinine girdikten sonra, beğenmeyip ayrılanlar oldu mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Daha önce yalan söylediği olur muydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Aslâ olmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hiç sözünde durmadığı oldu mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Olmadı, ancak şimdi biz onunla barış yaptık. Bu müddet içinde nasıl davranacağını bilmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-O'nunla hiç savaştınız mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Evet savaştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Netice ne oldu ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bazan biz, bazan O kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Size ne emrediyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yalnız Allah'a kuluk edin, O'na hiç bir şeyi ortak yapmayın, dedelerinizin taptığı putları bırakın, diyor. Namaz kılmayı, doğru ve iffetli olmayı, akrabalık bağını kesmemeyi emrediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra imparator sözlerine şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesebce asîl olduğunu söylediniz. Peygamberler dâima asil soydan gelmiştir. İçinizden daha önce böyle bir davada bulunan olmadığını anlattınız. O'halde eski bir davanın peşinde bir kişi sayılamaz. Soyunda hükümdar yoktur, dediniz. Bu durumda servet ve saltanat peşinde olduğu da söylenemez. Daha önce kesinlikle yalan söylemediğine şehâdet ediyorsunuz. İnsanlara yalan söylemeyen Allah'a karşı da yalan söylemez. O'na imân edenlerin çoğunlukla fakir ve zayıflar olduğunu ifade ettiniz. Peygamberlere ilk uyanlar dâima böyle olmuştur. O'na uyanların gün geçtikçe arttığını söylediniz. Hakk'a uyanlar azalmaz, dâima çağalır. Dinine girdikten sonra dönen hiç yok dediniz. İmân kalbde kökleşince çıkmaz. Sözünde durduğunu, kimseyi aldatmadığını itirâf ettiniz. Peygamberler kimseyi aldatmaz. Sizi ancak Allah'a kulluk etmeğe, O'na hiç bir şeyi ortak koşmamağa dâvet ettiğini açıkladınız. Eğer bu söyledikleriniz doğru ise, ayaklarımın bastığı şu topraklar, yakında O'nun olacaktır. Ben bir peygamber geleceğini biliyordum ama, sizden çıkacağını sanmazdım. Eğer O'na ulaşabileceğimi bilsem, her zahmete katlanırdım. Yanında olsam, ayaklarını yıkar, hizmet ederdim. dedi. Sonra mektûbu okuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmparatorun Ebû Süfyânla yaptığı konuşma, papazları kızdırmıştı. Mektup okununca salonda gürültü çoğaldı. İmparator işin kötüye varmasından korktu. Elçinin ve Arap tâcirlerin çıkmalarını istedi. Ben sizin dininize bağlılığınızın derecesini anlamak istemiştim, diyerek tutumunu değiştirdi.(266)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayser Hirakl'in kalbinde iman kıvılcımı belirmişti. Dünya hırsı ve saltanatını kaybetme korkusu, bu kıvılcımı söndürdü. Fakat elçiye saygısız davranmadı, hediyeler vererek nezâketle geri çevirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) İran Kisrâ'sına Gönderilen Mektup&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahim. Allah'ın kulu ve Peygamberi Muhammed (s.a.s.)'den Fars'ın ulusu Kisrâ'ya. Hidâyete uyanlara, Allah ve Rasûlüne imân edenlere, Allah'tan başka hiç bir ilah olmayıp O'nun bir tek olduğuna, ortağı ve benzeri bulunmadığına, Muhammed (s.a.s.) 'in O'nun kulu ve rasûlü olduğuna şehâdet edenlere selâm olsun. Ey Kisrâ! Seni Allah'ın dinine dâvet ediyorum. Çünkü ben, dirileri (Allah'ın azabıyla) uyarmak, kâfirler üzerine o söz (azab) hak olmak için, bütün insalara Peygamber gönderildim. Ey Kisrâ! müslüman ol ki selâmet bulasın. Eğer olmazsan, mecûsîlerin günâhı boynuna olsun.(267)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.), mektubun Kisrâ'ya verilmek üzere, Bahreyn emiri Münzir'e teslimini emretmişti. Bahreyn, o zaman İran'a bağlıydı. Münzir mektubu Kisrâ'ya götürdü. Kisrâ mektubu okuyunca yırtıp parçaladı. Rasûlullah (s.a.s.) bundan haberdar olunca:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Parça parça olsunlar, buyurdu.(268)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok geçmeden Kisrâ Hüsrev Perviz, oğlu Şirvehy tarafından karnı deşilerek öldürüldü. Hz. Ömer'in halifeliği sırasında da Kisrâ'nın imparatorluğu parçalandı, Sâsâni Sülâlesi son buldu. Bütün İran toprakları Müslümanların eline geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Habeşistan Necâşisi'ne Gönderilen Mektup&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm. Allah'ın Rasûlü Muhammed (s.a.s.)'den Habeş Meliki Necâşî'ye. Ey Melik, Müslüman ol. Ben, kendisinden başka ilâh olmayan, Melik, Kuddûs, Selâm, Mü'min, Müheymin (gibi yüce sıfatlarla muttasıf) Allah'ın sana olan nimetlerinden dolayı mesrûrum, senin adına hamdediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehâdet ederim ki, Meryem'in oğlu İsâ, Allah'ın ruhu ve kelimesidir. O'nu hiç evlenmemiş, tertemiz ve çok iffetli bir hanım olan Meryem'e ilka etti. Böylece Meryem İsâ'ya hâmile oldu. Âdem'i (anasız-babasız) kudretiyle yarattığı gibi, İsâ'yı da (babasız) olarak ruhundan ve nefhinden yarattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Melik! Seni eşi ve benzeri olmayan tek bir Allah'a itâata, bana uymaya ve bana Allah'tan gelene imâna dâvet ediyorum. Çünkü ben Allah'ın Peygamberiyim. Seni ve askerlerini Allah'ın dinine çağırıyorum. Ben size tebliğ ve nasihat ettim. Nasihatımı kabûl edin. Selâm hidâyete uyanlara.(269)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habeşistan'a hicret etmiş olan müslümanlardan bir grup ile, Hz. Ali'nin ağabeyi Câfer Tayyar hâlâ dönmemişlerdi. Rasûlullah (s.a.s.) elçisi vâsıtasiyle bunların gönderilmesini ve Ümmü Habîbe'nin de zât-ı risâletlerine nikâh edilerek, gönlünün hoş edilmesini istemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necâşi, Ümmü Habîbeyi Rasûlullah (s.a.s.)'e nikâhladı. Habeşistan'da bulunan Müslüman muhâcirleri gemiye bindirip gönderdi. Rasûl-i Ekrem'e bir mektup yazarak Müslüman olduğunu da bildiridi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)'e Habeş Necâşi'sinin Mektubu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm, Allah'ın Rasûlü Mahammed (s.a.s.)'e Necâşi Ashame tarafından. Ey Allah'ın Peygamberi, kendisinden başka ilâh olmayan Allah'ın selâmı, rahmet ve bereketi üzerine olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Allah'ın Rasûlü, Hz. İsâ hakkındaki açıklamayı hâvi mektubunuz bana ulaştı. Göklerin ve yerin Rabbı olan Allah'a yemin ederim ki, Hz. İsa da, kendisiyle ilgili olarak, zikrettiğinizden ziyâde birşey söylememiştir. O'nun söyledikleri de, sizin buyurduğunuz gibidir. Bize tebliğ ettiğiniz şeyleri öğrendik. Amcanız oğlu (Câfer) ve arkadaşlarıyle tanıştık. Ben şehâdet ederim ki sen, Allah'ın geçmiş Peygamberleri tasdik eden, sözünde sâdık Rasûlüsün. Sana bîat ettim, (daha önce) amcanız oğluna bîat ederek, âlemlerin Rabb'ı Allah Teâla'ya imân edip Müslüman olmuştum.(270)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Mısır Meliki Mukavkıs'a Gönderilen Mektup&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r–rahîm. Allah'ın kulu ve Rasûlü Muhammed (s.a.s.)'den Kıbt milletinin büyüğü Mukavkıs'a. Selâm hidâyet yoluna uyanlara. Ben, seni İslâm Dini'ne dâvet ediyorum. Müslüman ol ki selâmete eresin, Allah da ecrini iki kat versin. Kabûl etmez, yüz çevirirsen, Kıbt milletinin günâhı boynuna olsun." (Mektup, Âl-i İmrân Sûresi'nin 64'üncü âyetiyle son bulmaktadır.(271)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır Mukavkısı Cüreyc, Rasûlullah (s.a.s.)'in elçisine hürmet gösterdi, fakat Müslüman olmadı. Elçiye bir mektup verdi, hediyelerle geri çevirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)'e Mısır Mukavkısı'nın Mektubu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bismi'llâhir'r-rahmâni'r-rahîm. Abdullah oğlu Muhammed (s.a.s.)'e, Kıbtın büyüğü Mukavkıs'tan, Selâm sana. Mektubunu okudum. Münderecâtını ve dâvetinizi anladım. Zuhûru beklenen bir peygamber kaldığını biliyordum. Fakat ben O'nun Şam'dan çıkacağını sanırdım. Elçinize ikram ettim. Size Kıbt milleti arasında mevkii yüksek iki câriye ile bir elbise ve binmeniz için de bir ester hediye gönderiyorum. Selâm sana muhterem Peygamber.(272)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu câriyelerden Mâriye'yi Rasûlullah (s.a.s.) kendisi aldı. İbrahim adındaki oğlu bundan oldu. Kardeşi Şirin'i ise şâiri, Hassan b. Sâbit'e verdi. Düldül adı verilen beyaz estere de bindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e)Yemâme Emiri Hevze'ye Gönderilen Mektup&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r–rahîm. Allah'ın Rasûlu Muhammed (s.a.s.)'den Ali oğlu Hevze'ye. Selâm hidâyet yolunda olanlara. Bil ki, Rabb'ım benim dinimi yakın bir zamanda, dünyanın en uzak ufuklarında parlatacak. Ey Hevze, Müslüman ol da selâmete er. Ben de idâren altındaki yerleri, senin idârende bırakayım.(273)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrıstiyan olan Hevze, Müslüman olmadı. Rasûlullah (s.a.s.)'e yazdığı cevapta:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Beni dâvet ettiğin din çok güzel. Ancak Arablar benim yerime göz koymuşlardır. Beni veliahd yaparsan, sana tâbi olurum, dedi. Rasûllüllah (s.a.s.)'a Hevze'nin cevâbı okununca:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu adam ne söylüyor? Bu şartla O'na bir karış yerin idaresini bile bırakmam, buyurdu.(274) Hevze, Mekkenin fethinden sonra öldü. Çok geçmeden bu bölge Müslüman oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;f) Gassân Emiri Hâris'e Gönderilen Mektup&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r–rahîm. Allah'ın Rasûlü Muhammed (s.a.s.)'den Ebû Şemmer oğlu Hâris'e. Selâm hidâyete uyan, bana imân edip nübüvvetimi tasdik edenler üzerine olsun. Seni, eşi ve benzeri olmayan tek bir Allah'a imân etmeğe dâvet ediyorum.Kabûl ettiğin takdirde, yerinde hümükdar olarak kalacaksın.(275)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâris, Rasûlullah (s.a.s.)'in mektubunu küstahca yere attı. Elçiye saygısız davrandı. Hatta, Bizans İmparatorundan Medine üzerine asker sevki istemiş, fakat Kayser reddetmişti. Elçi Şuca', Hâris'in davranışını arzedince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Allah mülkünü elinden alsın, buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâris, Mekke'nin fethi sırasında öldü. Ülkesi Hz. Ömer'in halifeliği sırasında İslâm sınırları içine girdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- HAYBER'İN FETHİ (Muharrem 7 H./Mayıs 628 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Savaşın Sebebi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayber Medine'nin kuzey-doğusunda, Suriye yolu üzerinde, Medine'ye 170 km. mesâfede büyük bir Yahûdî şehriydi. Yedi kalesi vardı. Hurmalıklarıyla meşhûr, münbit bir vâha'da kurulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayber, Müslümanlara karşı bir fesâd ocağı hâline gelmişti. Daha önce Medine'den çıkarılmış olan Yahûdîler de oraya yerleşmişlerdi. Müslümanlara karşı, müşrik bedevî Arabları harekete geçiren, Hendek Savaşını hazırlayan bunlardı. Hendek Savaşında, Benî Kurayza Yahûdîlerine, düşmanla işbirliği yaptıranlar da bunlar olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) Hayber ahalisiyle barış yapmak istiyordu. Hudeybiye'den döndükten sonra, Ravâha oğlu Abdullah'ı Hayber'e gönderdi. Fakat Yahûdîler barış teklifini kabûl etmediler. Onlar, komşuları Gatafan kabilesiyle birlikte Medine'yi basmak için hazırlanıyorlardı. Hudeybiye Barış Anlaşması'nın, Müslümanların aleyhine görünen maddeleri,onlara Müslümanları kuvvetsiz göstermişti. Münâfıklar da onları savaşa teşvik ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gatafan kabîlesi, Müslümanlara karşı Yahûdîlerle birlikte hareket etmeyi kübûl etmişti. Düşman hazırlığını tamamlamadan harekete geçmek gerekiyordu. Rasûlullah (s.a.s.), ashâbına:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Cihâdı isteyenler bizimle gelsin" diyerek Hayber üzerine yürüneceğini ilan etti. Hicretin 7'inci yılı Muharrem ayında 2000 atlı ve 1600 piyâde ile Medine'den çıktı. Harekâtını düşmana sezdirmeden, üç günde Raci' Vâdisi'ne ulaştı.(276) Burada ordugâhını kurdu. Böylece Gatafan kabîlesinden, Yahûdîlere gelecek yardımın yolunu kesmiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Hayber'in Kuşatılması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) düşman üzerine gece vakti varırsa, hemen baskın yapmaz, sabahı beklerdi.(277) Bu sebeple geceyi Raci'de geçirdi. Sabah namazını kıldıktan sonra, Hayber üzerine yürüdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahleyin, kazma ve kürekleriyle işlerine gitmek üzere evlerinden çıkan Yahûdîler, karşılarında Müslüman ordusunu görünce şaşkınlıkla:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Muhammed, vallâhi Muhammed ve askeri... diye bağrıştılar (278), geri dönüp kalelerine kapandılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayber'de hepsi de gayet sağlam 7 kale vardı. En kuvvetlisi ise Kamûs kalesiydi. Hepsinde de bol miktarda silah ve yiyecek vardı. Yahûdîler savaş için hazırlıklıydılar. Bu yüzden Rasûlullah (s.a.s.)'in sulh teklifini kabûl etmediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Son Kale ve Fethin tamamlanması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmi gün kadar devâm eden kuşatma ve savaş sonunda, bütün kaleler birer birer zaptedildi. Sadece Kamûs kalesi kaldı. Bu kalenin kumandanlığında, Arablarca bin cengâvere bedel sayılan meşhûr Yahûdî pehlivanı Merhab bulunuyordu. Her gün sıra ile ashabın ileri gelenlerinin komutasında yapılan hücumlardan bir sonuç alınamamıştı. Nihâyet Rasûlullah (s.a.s.) bir gün:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yarın sancağı bir kişiye vereceğim ki, Allah Hayber'in fethini O'nun eliyle müyesser kılacak. O kişi Allah ve Rasûlünü sever, Allah ve Rasûlü de onu sever, buyurdu. Bu yüce şerefin kime nasib olacağı bilinmediğinden, herkes o gece ümitle sabahlamıştı. Hz. Ali'nin gözlerinde şiddetli bir ağrı vardı. Bu yüzden hiç kimsenin hatırından O geçmiyordu. Sabah olunca Hz. Peygamber (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ali nerede? Bana O'nu çağırın, buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yâ Rasûlallah, gözleri ağrıyor, dediler ve yederek huzuruna getirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) duâ edip üfledi. Hz. Ali'nin gözleri derhal iyileşti, sanki hiç ağrımamış gibi oldu. Sonra sancağı O'na verdi.(279)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ali, Yahûdîleri önce İslâm'a çağırdı; kabûl etmediler. Sulh teklifine de yanaşmayıp, savaşa devâm ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk önce Merhab kaleden çıktı. Kahramanlık şiirleri söyleyerek meydan okudu. Karşısına çıkacak er diledi. O'na karşı bizzât Hz. Ali çıktı, kahramanca dövüşerek bu güçlü Yahûdîyi yere serdi. Merhab öldürülünce, Yahûdîler fazla dayanamadılar. Ümitsizliğe düşüp kaleyi teslim ettiler. Böylece Hayber feth edildi; Hz. Ali de Hayber Fâtihi oldu. Savaş sırasında Yahûdîlerden 93 kişi ölmüştü, Müslümanlar ise 15 şehit vermişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Hayber Arâzisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş sonunda Hayber arâzisi, Müslümanların eline geçti. Ancak Yahûdîler, bu topraklarda yarıcı olarak çalışmak istediler; istekleri kabûl edildi. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) her yıl mahsûl zamanı Ravâhaoğlu Abdullah'ı Hayber'e gönderirdi. Abdullah da mahsûlü iki eşit kısma böler, yarısını Yahûdîlere bırakır, diğer yarısını da Medine'ye götürürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahûdîler, Hz. Ömer'in hilâfeti zamanına kadar yerlerinde kaldılar. Hz. Ömer'in hilâfetinde, Arabistan dışına çıkarıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e) Hz. Peygamber (s.a.s.)'i Zehirleme Teşebbüsü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (s.a.s.) fetihden sonra Hayber'de bir kaç gün daha kaldı. Yahûdîler gördükleri insânî muâmeleye rağmen, hâince davranışlarından vazgeçmediler. Rasûlullah (s.a.s)'e suikast yapmayı plânladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahûdî reislerinden Hâris kızı Zeynep, bir ziyâfet hazırladı. Rasûlullah (s.a.s.)'i de bazı arkadaşlarıyla birlikte yemeğe dâvet etti. Fakat sofraya konulan koyun eti zehirliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (s.a.s.) durumu ilk lokmada anladı, çiğnediği parçayı ağzından çıkardı; ashâbına da yememelerini emretti. Fakat, Berâ oğlu Bişr bir kaç lokma yemişti. Rasulüllah (s.a.s.) bunu niçin yaptıklarını Yahûdîlere sorduğunda:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Eğer yalancı isen, senden kurtuluruz, şayet hak peygamber isen, sana zarar vermez.. diye düşündük, diye, güya akıllıca bir cevap verdiler.(280)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeynep de suçunu inkâr etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Babam, amcam, kocam ve kardeşlerim, hepsi savaşta öldüler. İntikam için yaptım, dedi. Rasûlullah (s.a.s.) şahsına karşı işlenen suçları affederdi. Bu sebeple Zeynep'i cezâlandırmadı. Ancak çok geçmeden zehirli etten yiyen Bişr ölünce, Zeynep de kısâs edilerek öldürülmüştür.(281)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'IN HZ. SAFİYYE İLE EVLENMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayber esirleri arasında, Benî Nadîr reisi Ahtab oğlu Huyey'in kızı Safiyye de vardı. Safiyye Hz. Harun'un neslinden olup, annesi de Benî Kurayza reisinin kızıydı. Hayber Yahûdîlerinin reisi Rabi' oğlu Kinâne ile evlenmişti. Kocası savaşta ölmüş, kendisi esir düşmüştü. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) O'nu Dihyetü'l-Kelbî'ye vermişti. Ashâb bunu uygun bulmadılar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayber reisinin eşi Benî Kurayza ve Benî Nadîr'in en şerefli hanımının câriye olarak Dihye'ye verilmesi, Yahûdîler için son derece haysiyet kırıcı olur. Bu sebeple Safiyye'yi ancak sizin nikâhlamanız uygun olur, dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasulüllah (s.a.s.) Dihye'ye başka bir câriye verdi. Safiyye'yi azâd etti ve onunla evlendi.(282) Böylece O'nun haysiyet ve şerefini korudu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- FEDEK VE VÂDİ'L-KURÂ'NIN ALINMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fedek, Medine'ye iki günlük mesâfede, akar suları ve hurmalıkları bol, zengin bir Yahûdî köyü idi. Rasûlullah (s.a.s.), Hayber'in muhâsarası devam ederken, Fedeklileri, İslâm'a dâvet için bir elçi gönderdi. Fedekliler, Müslümanlığı kabûl etmediler. Topraklarımız sizin olsun, biz burada Hayberliler gibi, yarıcı olarak çalışalım, dediler. İstekleri kabûl edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vâdi'l-Kurâ ise, Hayber'le Medine arasında bir çok Yahûdî köyünün bulunduğu bir vâdi idi. Buradaki Yahûdîler de çevredeki Arap kabîleleriyle anlaşarak, Müslümanlarla savaş için hazırlanıyorlardı. Rasûlullah (s.a.s.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayberden dönerken buraya uğrayıp onları da İslâm'a dâvet etti, kabûl etmediler, Müslümanlara ok yağdırarak savaşı başlattılar. Dört gün süren çarpışma sonrasında yenik düştüler. Hayber gibi, elde edecekleri mahsûlün yarısı kendilerinin olmak üzere, yerlerinde bırakıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devâmlı Müslümanlara düşmanlık besleyen Yahûdîlerin işi böylece tamamlanmış oldu. Müslümanlar Safer ayında Medine'ye döndüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ele Geçen Arâzi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların, düşmandan (kâfirlerden) savaşarak aldıkları mallara "ganimet" denir. Ganimet malların, beşte dördü savaşa katılan mücâhidlere paylaştırılır. Beşte biri ise beytü'l-mâl'e (Devlet Hazinesine) bırakılır.(283) Düşmandan (Kâfirlerden) savaşmadan barış ve anlaşma yolu ile elde edilen mallara ise "fey" adı verilir. Fey'in tamamı beyt'ül mâl'e aittir. (284) Rasûlullah (s.a.s.) hayatta iken, Beytü'l-mâle âit malların tasarrufu O'na âitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sebeple savaşsız ele geçen Fedek arazisinin tamamı ile Hayber ve Vâdi'l-Kurâ topraklarının beşte biri Rasûlullah (s.a.s.)'ın emrine ayrıldı. Beni Nadîr arâzisi de, daha önce böyle olmuştu.(285) Hayber ve Vâdi'l-Kurâ'nın kalan arâzîsi, mücâhidlere verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- HABEŞİSTAN GÖÇMENLERİNİN DÖNÜŞÜ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habeşistan'a hicret etmiş bulunan Müslümanların 16 kişilik son kafilesi de, Hayber'in fethi sırasında döndü.(286) Başlarında Hz. Ali'nin kardeşi Câfer Tayyar vardı. Rasûlullah (s.a.s.) son derece memnun oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hangisine sevineceğimi bilemiyorum, Hayber'in fethine mi, yoksa Câfer'in gelişine mi? buyurdu.(287) Ganimetlerden onlara da hisse ayırdı.(288)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- KÂBE'Yİ ZİYARET (Umretü'l Kazâ)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Zilkade 7 H./Mart 629 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(el-Bakara Sûresi, 196)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hudeybiye anlaşmasına göre, Müslümanlar Kâbe'yi bir yıl sonra ziyâret edebileceklerdi. Anlaşma gereğince üç günden fazla Mekke'de kalamayacaklardı. Mekkeliler de bu esnâda, şehrin dışına çekileceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Bir Yıl Önce Edâ Edilemeyen Umre&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşma'dan bir yıl sonra, Rasûlullah (s.a.s.), Hudeybiye'de bulunan Müslümanların, bir yıl önce edâ edemedikleri Umre'yi kazâ etmek üzere hazırlanmalarını emretti. Hicretin 7'inci yılı zilkade ayında (Mart 629) Medine'den hareket edildi. Hudeybiye'de bulunmayanlardan da katılanlar olduğu için, Kâbe'yi ziyârete gidenlerin sayısı 2000'i geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşrikler, Müslümanların geldiğini duyunca Mekke'yi boşalttılar. Şehri çevreleyen yüksek tepelere kurdukları çadırlardan, Müslümanları merakla izlediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların Mekke'ye girişleri çok heyecanlı oldu. Hz. Peygamber (s.a.s.) devesi Kasva üzerinde ilerliyor, hep birden yüksek sesle, "Lebbeyk, Allahümme lebbeyk...."(289) diye telbiye söylüyorlardı. Uzaktan Kâbe görülünce "Allâhü Ekber, Allâhü Ekber, Lâilâhe illallâhü vallâhü ekber..."(290) diye tekbir getirmeğe başladılar. Yıllardan beri hasretini çektikleri Kâbe, işte şimdi karşılarındaydı. Özellikle muhâcirler, yedi yıllık bir ayrılıştan sonra doğup büyüdükleri kutsal beldeye girerken ayrı bir heyecân duyuyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâbe, usûlüne göre tavâf edildi, etrafı yedi defa dolaşıldı. (291) Safâ ve Merve tepeleri arasında sa'y yapıldı.(292)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşriklerin ileri gelenleri, Dâru'n-nedve önünde toplanmışlar, Müslümanları seyrediyorlardı. Aralarında:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Medine'nin humması bunları zayıf düşürmüş.. diye konuşuyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların zayıf ve güçsüz olmadıklarını göstermek istedi. Sağ kolunu ihramın dışında tutup bâzûsunu şişirdi. Tavafın ilk üç şavtını kısa adımlarla koşarak yaptı. Ashâbına da böyle yapmalarını emretti.(293) "Bu gün kendini onlara kuvvetli gösterene Allah rahmet etsin" buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün peygamber (s.a.s.) Efendimiz Kâbe'ye girdi. Öğle vaktine kadar orada kaldı. Kâbe hâlâ putlarla doluydu. Habeşli Bilal, Kâbe'nin damına çıkarak öğle ezanını okudu. Mekke ufukları "Allahü Ekber" sedâlarıyla çınladı. Rasûlullah (s.a.s.)'ın arkasında, cemâatle namazlarını kıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra Müslümanlar tıraş olarak ihramdan çıktılar. Bir sene önce eda edemedikleri umreyi kazâ etmiş oldular Rasûlullah (s.a.s.)'in rüyâsı ve ashabına müjdesi de böylece gerçekleşmiş oldu. Bu sebeple, Hicretten sonra, müslümanların bu ilk Kâbe ziyâretine "Umretü'l-Kazâ (Kazâ Umresi) adı verilmiştir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Kazâ Umresi'nin Mekkeliler Üzerindeki Tesirleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar, Hudeybiye Anlaşması uyarınca üç gün Mekke'de kaldıktan sonra, Medine'ye döndüler. Bu esnâda, müşrikler, uzaktan uzağa Müslümanların bütün hallerini, davranışlarını merakla ve dikkatle izlediler. Son derece kibâr ve nâzik,huzûr ve sükûn içinde kardeşçe geçinen insanlar olduklarını gördüler. Ne içki içip sarhoş olan, ne başkasına saygısız davranan var. Hepsi edepli, tertemiz, üstün ahlâklı insanlar. Topluca ibâdet ediyorlar, oturup sohbet ediyorlar, birbirlerini sevip sayıyorlar, kimseye kötülük etmiyorlar, dâima Allah'a itâat içinde bulunuyorlar.. Evet, bunlar ne iyi insanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların üstün meziyetleri, örnek davranış ve yaşayışları, Mekkeliler üzerinde büyük tesirler meydana getirdi. Müslümanlık hakkındaki düşünceleri değişmeye başladı. İçlerinde Müslüman olma arzusu belirenler bile oldu. Kureyş'in ileri gelenlerinden Velîd oğlu Hâlid, Âs oğlu Amr,Talha oğlu Osman bunlardandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN MEYMÛNE İLE EVLENMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Meymûne, Peygamber (s.a.s.) Efendimizin amcası Abbâs'ın eşi Ümmü'l-Fadl'ın kız kardeşidir. Hâris el-Hilâliye'nin kızıdır. Önce Amr oğlu Mes'ûd ile evlenmiş, sonra Adüluzza oğlu Ebû Rahm'in eşi iken dul kalmıştı. Rasûllüllah (s.a.s.)'ın eşleri arasında bulunmak en büyük emeliydi. Bu yüzden, külfetsiz ve mehirsiz olarak Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in kendisini nikâhlamasını istiyordu.(294) Hz. Abbâs, dul baldızının isteğini Rasûlullah (s.a.s.)'a iletti. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, şeref ve asâletine hürmet ederek, Hz. Meymûne'nin teklifini kabûl buyurdu. Kaza Umresi esnâsında ihramlı iken nikah edip, ihrâmdan çıktıktan sonra zifâf oldu.(295)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Meymûne, Rasûlullah (s.a.s.)'ın nikâhlandığı son eşidir. Hicretin 51.'inci yılı, hac dönüşünde, Mekke'ye 6 mil mesâfede "Serif" denilen yerde vefât etmiştir.(296)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teyze Anne Yerindedir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Hamza'nın küçük kızı Umâme, (veya Umâre) Mekke'de kalmıştı. Kazâ Umresi'nden Medine'ye dönerken, "amca, amca" diye Rasûlullah (s.a.s.)'in peşinden koştu. Hz. Ali onu kucaklayıp:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Al, amcamızın kızı, diyerek eşi Hz. Fâtıma'ya verdi. Medine'ye varınca Hz. Ali, Hz. Câfer Tayyar ve Zeyd b. Harise hepsi de çocuğun bakımının kendilerine verilmesini istemişlerdi. Câfer Tayyar'ın eşi Esmâ,Ümâme'nin teyzesiydi. Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Teyze, anne yerindedir, buyurdu ve çocuğun bakımını ona verdi.(297)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Muhammed, Hz. Muhammet, Hz. Muhammet'in hayatı, Peygamberimizin hayatı yaşamı, islamın doğuşu yayılışı, islamiyetin doğması yayılması, Bedir Savaşı Hendek Savaşları, Medine'ye Hicret, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-2061835064615968180?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/2061835064615968180/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=2061835064615968180' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/2061835064615968180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/2061835064615968180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-16.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 16'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-4898405925894249748</id><published>2008-05-12T20:02:00.004+03:00</published><updated>2009-06-01T01:36:30.470+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sabır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 6</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000" size="4"&gt;III- MEKKE MÜŞRİKLERİNİN MÜSLÜMANLARA KARŞI DAVRANIŞLARI&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm'ın Mekke'de yayılmaya başlaması ile Mekke halkı iki kısma ayrıldı: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;l )&lt;/strong&gt; Müslümanlar, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2)&lt;/strong&gt; Müslümanlığı kabûl etmeyen müşrikler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşriklerin, Müslümanlara karşı davranışları, sırasıyla beş safha geçirdi: &lt;strong&gt;Alay, hakaret, işkence, ilişkileri kesme (boykot), memleketten çıkarma ve öldürme (şiddet politikası).&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;1- ALAY VE HAKARET DÖNEMİ&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;Kureyşliler başlangıçta Hz. Muhammed (s.a.s)'in Peygamberliğini önemsememiş göründüler. İmân etmemekle beraber, putlar aleyhine söz söylemedikçe, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in dâvetine ses çıkarmadılar. Yalnızca, Rasûlullah (s.a.s.)'i gördüklerinde, "İşte gökten kendisine haber geldiğini iddia eden..." diyerek eğlendiler. Müslümanları alaya alıp küçümsediler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Böylece "&lt;strong&gt;alay devri&lt;/strong&gt;" başlamış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurân-ı Kerîm, onların bu tutumlarını bize bildirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Suçlular, şüphesiz mü'minlere gülerlerdi. Yanlarından geçtiklerinde, birbirlerine göz kırpıp, kaş işâretiyle istihzâ ederlerdi. Arkadaşlarına döndüklerinde, eğlenerek (neş'e içinde) dönerlerdi. Mü'minleri gördüklerinde, 'bunlar gerçekten sapık kimseler' derlerdi.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" (el-Mutaffifîn Sûresi, 29-32)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Putlarla ilgili, "&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Siz de; Allah'ı bırakıp tapmakta olduklarınız (putlar) da, hiç şüphesiz Cehennem odunusunuz...&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" (el-Enbiya Sûresi, 98) anlamındaki âyet-i kerîme inince, müşrikler son derece kızdılar. Artık Müslümanlara düşman olup, hakaret ettiler. Böylece, "&lt;strong&gt;hakaret devri&lt;/strong&gt;" başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kureyş'in puta tapıcılıkta yararı vardı. Mekke puta tapıcıların merkezi durumundaydı. Kâbe ve civârındaki putları ziyâret için gelenlerle Mekke hergün dolup taşıyor, bu yüzden Kureyş, hem para, hem itibâr kazanıyordu. (Oysa, sonuçta hiç de korktukları gibi olmadı. Haccın, islâmın beş şartından biri olması, onları yalanladı. Mekke'nin günümüzde müslümanların &lt;strong&gt;hac&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;umre&lt;/strong&gt; ziyaretleri sayesinde oluşan "&lt;strong&gt;inanç turizmi&lt;/strong&gt;"nden kazancı, o devirlerdeki kazanç ile kıyaslanamayacak kadar büyüktür).&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mekke'de &lt;strong&gt;Müslümanlık&lt;/strong&gt; yayılırsa bütün bu menfaatler elden gittiği gibi, diğer kabîleler Kureyş'e düşman olabilirlerdi. Üstelik Müslümanlık herkesi eşit sayıyor, soy-sop, asâlet, zenginlik-fâkirlik farkı gözetmiyordu. Bu yüzden Kureyş ileri gelenleri Müslümanlığı kendi çıkarları için tehlikeli gördüler. Müslümanlığın yayılmasını önlemek ve ortadan kaldırmak için her çâreye başvurdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000" size="4"&gt;2- İŞKENCE DÖNEMİ&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000" size="4"&gt;a) Kureyş'in Ebû Tâlib'e Başvurması:&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kureyş'in ileri gelenlerinden Utbe bin Rabia, Şeybe bin Rabia, Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Velîd b. Muğıra, Âs b. Vâil ve Âs b. Hişâm'dan oluşan bir hey'et Hâşimoğullarının reisi &lt;strong&gt;Ebû Tâlib&lt;/strong&gt;'e gelerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kardeşinin oğlu ilâhlarımıza hakaret ediyor, dinimizi yeriyor, bizi aptal, dedelerimizi sapık gösteriyor. Ya O bu işten vazgeçsin, yahut sen himâyeden vazgeç de, biz hakkından gelelim..." dediler. Ebû Tâlib onları tatlılıkla savdı.(67) Hz. Peygamber (s.a.s.)'in eskisi gibi görevine devam ettiğini görünce yeniden Ebû Tâlib'e geldiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Artık sabır ve tahammülümüz kalmadı. Ne olacaksa olsun, iki taraftan biri yok olsun, diğeri kurtulsun..." diye tehdit ettiler. Ebû Tâlib durumun nâzik olduğunu gördü. Bütün Kureyş'e karşı koyamazdı. Yeğeni Hz. Muhammed (s.a.s.)'e durumu anlatarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Bak oğlum, akraba arasında düşmanlık sokmak iyi olmaz. Sen yine dinine göre hareket et, ama onların putlarını aşağılama, onlara sapık deme. Kendini de, beni de koru, bana gücümün üstünde yük yükleme..." dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) üzüldü. Artık amcası da kendisini koruyamıyacaktı. Müslümanlar henüz sayıca az ve zayıftı. Mübârek gözleri yaşlarla dolarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Ey amca, Allah'a yemin ederim ki, onlar sağ elime Güneş'i, sol elime de Ay'ı koysalar, ben yine görevimi bırakmam...&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" diyerek ayrılmak üzere yerinden kalktı.Yeğeninin gücenmesine dayanamayan Ebû Tâlib:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Ey kardeşimin oğlu, istediğini söyle, yemin ederim ki, seni hiç bir zaman, hiç bir şey karşısında himâyesiz bırakacak değilim." dedi.(68) Daha sonra Ebû Tâlib, Hâşimoğullarını toplayarak durumu anlattı ve Kureyş'e karşı âile şerefi adına Hz. Peygamber (s.a.s.)'in korunmasını istedi. Ebû Leheb'den başka bütün âile fertleri, Müslüman olsun, olmasın, bu teklifi kabûl ettiler.(69)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000" size="4"&gt;b) Kureyş'in Hz.Peygamber (s.a.s)'e Başvurması&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Tâlib'e yaptıkları mürâcaatlardan bir sonuç alamayınca Kureyş uluları bizzât, Hz. Peygember (s.a.s.)'e geldiler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Yâ Muhammed! Sen soy ve şeref yönünden hepimizden üstünsün. Fakat Araplar arasında, şimdiye kadar hiç kimsenin yapmadığını yaptın; aramıza ayrılık soktun, bizi birbirimize düşürdün. Eğer maksadın zengin olmaksa, seni kabîlemizin en zengini yapalım. Reislik istersen, başkan seçelim. Evlenmek düşünüyorsan, Kureyş'in en asil ve en güzel kadınları ile evlendirelim. Eğer cinlerin kötülüğüne kapılmışsan, seni tedâvî ettirelim. İstediğin her fedakârlığa katlanalım. Bu davâ'dan vazgeç, düzenimizi bozma..." dediler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Rasûlullah&lt;/strong&gt; (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Söylediklerinizden hiç biri bende yok. Beni Rabb'ım size Peygamber gönderdi, bana kitâp indirdi. Cenâb-ı Hakk'ın emirlerini size tebliğ ediyorum. İmân ederseniz, dünya ve âhirette mutlu olursunuz. İnkâr ederseniz, Cenâb-ı Hak aramızda hükmedinceye kadar sabredip bekleyeceğim. Putlara tapmaktan vazgeçip, yalnızca Allah'a ibadet ediniz...&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" diye cevâp verdi. (70)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Bizim 360 tane putumuz sadece Mekke'yi idâre edemezken bir tek Allah bütün dünyayı nasıl idâre eder..." diyerek gittiler.(71)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;O kâfirler, içlerinden bir uyarıcının (Peygamberin) geldiğine şaştılar. 'Bu yalancı bir sihirbâzdır' dediler. O (Peygamber) bütün ilâhları tek bir Tanrı mı yapmış? Bu cidden şaşılacak birşey... dediler&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;". (Sa'd Sûresi, 4-5).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;c) İlk Müslümanların Gördüğü Eza ve Cefalar&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Müşrikler, Ebû Tâlib ve Hz. Peygamberle yaptıkları görüşmelerden bir sonuç alamayınca Müslümanlara ezâ ve işkenceye başladılar.(72)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman gibi kuvvetli ve itibârlı bir âileye mensup olanlara pek ilişemiyorlardı. Fakat kimsesiz, fakir Müslümanlara, özellikle köle ve câriyelere dünya târihinde eşine rastlanmayan vahşet derecesinde işkenceler yapıyorlardı. Ebû Füheyke, Habbâb, Bilâl, Suhayb, Ammâr, Yâsir ve Sümeyye bunlardandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safvân bin Ümeyye'nin kölesi olan Ebû Füheyke, efendisi tarafından her gün ayağına ip bağlanarak, kızgın çakıl ve kumlar üzerinde sürükletilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demirci olan Habbâb, kor hâlindeki kömürlerin üzerine yatırılmış; kömürler sönüp kararıncaya kadar, göğsüne bastırılarak kıvrandırılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ammâr'ın babası Yâsir, bacaklarından iki ayrı deveye bağlanıp, develer ters yönlere sürülerek parçalanmış, kocasının bu şekilde vahşice öldürülmesine dayanamayıp müşriklere karşı söz söyleyen Sümeyye, Ebû Cehil'in attığı bir ok darbesiyle öldürülmüştü.(73)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halef oğlu Ümeyye, kölesi &lt;strong&gt;Habeşli Bilâl&lt;/strong&gt;'i (Bilal-i Habeşi) hergün çırılçıplak kızgın kumlar üzerine yatırır, göğsüne kocaman bir taş koyarak güneşin altında saatlerce bırakır; Hz. Peygamber (s.a.s.)'e küfretmesi, Müslümanlığı terk etmesi için ezâ ederdi. Birgün, ellerini ayaklarını sımsıkı bağlayarak boynuna bir ip geçirmiş, sokak çocuklarının eline vererek çıplak vücûdunu kızgın kumlar üzerinde Mekke sokaklarında sürütmüşlerdi. Sırtı yüzülüp kanlar içinde kalan Bilâl, bu durumda yarı baygın halde bile "Ehad, Ehad" (Allah bir, Allah bir) diyordu.(74)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne ve babası vahşice öldürülen Ammâr, gördüğü işkencelere dayanamamış, müşriklerin istedikleri sözleri söylemişti. Ellerinden kurtulunca, ağlayarak Hz. Peygamber (s.a.s.)'e durumu anlatmış, Rasûlullah (s.a.s.)'de: "&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Sana tekrar eziyet ederlerse; kurtulmak için yine öyle söyle" demişti.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;"(75)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ebû Bekir, müşrik sâhiplerinin işkencelerinden kurtarmak için, yedi tane Müslüman köle ve câriyeyi büyük bedeller ödeyerek satın alıp âzâd etmişti. Rasûlullah (s.a.s.)'in müezzini olan &lt;strong&gt;Bilâl&lt;/strong&gt; bunlardandı.(76)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâşimîlerden çekindikleri ve Ebû Tâlib'in himayesinde olduğu için önceleri Rasûlullah (s.a.s.)'in şahsına dokunamıyorlardı. Zamanla "mecnûn, falcı, şâir sihirbaz" gibi sözler söylemeğe başladılar. En sonunda fırsat buldukça O'na da hakaret, işkence ve her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmediler. Geçeceği yollara dikenler döküyorlar, üzerine pis şeyler atıyorlar, kapısına kan ve pislik sürüyorlar, evinin önüne pislik atıyorlardı. Bir defasında Harem-i Şerifte namaz kılarken "Ukbe bin Ebî Muayt" saldırıp boğmak istemiş, Hz. Ebû Bekir kurtarmıştı (77) Başka bir zaman, Kâbe'nin yanında namaz kılarken, Ukbe bin Ebî Muayt Ebû Cehil'in teşvikiyle yeni kesilmiş bir devenin iç organlarını, secdeye vardığında üzerine atmış; kızı Fâtıma yetişip üzerindeki pislikleri temizledikten sonra, başını secdeden kaldırabilmişti.(78) Müşriklerin kötülükleri giderek dayanılmaz bir duruma gelmiş, müslümanlar Mekke'de barınamaz hâle gelmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000" size="4"&gt;3- HABEŞİSTAN'A HİCRET&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="1"&gt;"Zulme uğradıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Âhiret ecri ise daha büyüktür."&lt;br /&gt;(en-Nahl Sûresi, 41)&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000" size="4"&gt;a) Habeşistan'a İlk Hicret Edenler (615 M.)&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşriklerin ezâları dayanılmaz bir hal almıştı. Müslümanlar serbestçe ibâdet edemiyorlardı. Bu nedenle Rasûlullah (s.a.s.), Müslümanların &lt;strong&gt;Habeşistan'a hicret&lt;/strong&gt; etmelerine izin verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar Habeşistan'a iki defa hicret ettiler. İlk defa 12'si erkek, 4'ü kadın 16 kişi Mekke Devri'nin (Peygamberliğin) 5'inci yılında (615 M.) Recep ayında Mekke'den gizlice ayrılarak Kızıldeniz kıyısında birleştiler. Başlarında bir reisleri yoktu. Buradan kiraladıkları bir gemi ile Habeşistan'a geçtiler. İçlerinde, Hz. Osman, eşi Rukiyye, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf ve Abdulllah b. Mes'ûd gibi muhterem zâtlar da vardı.(79)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000" size="4"&gt;b) İkinci Habeşistan Hicreti (616 M.)&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hicret edenler Habeşistan'da iken inen "en-Necm Sûresi"ni Hz. Peygamber (s.a.s.) Hârem-i Şerifte müşriklere okudu. Bitince, sûrenin sonunda "&lt;strong&gt;secde âyeti&lt;/strong&gt;" bulunduğu için, Allah'a secde etti. Bu sûrenin 19 ve 20'inci âyetlerinde müşriklerin putlarından "Lât, Uzza ve Menât'ın" isimleri de geçtiğinden müşrikler de Hz. Peygamber (s.a.s.)'le birlikte putları için secde etmişlerdi. Bu olay, "&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Mekkeliler toptan Müslüman oldu&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;" diye bir söylentinin çıkmasına sebep olmuş, bu asılsız söylenti, tâ Habeşistan'da duyulmuş, bu yüzden hicret eden Müslümanlar da, Habeşistan'da üç ay kaldıktan sonra dönmüşlerdi.(80) Müslümanlar, Habeşistan'dan döndüklerine pişman oldular. Çünkü müşrikler zulüm ve işkencelerini daha da artırmışlardı. Bu sebeple Müslümanlar, Mekke Devri'nin 7'inci yılında (616 M.) 77'si erkek, 13'ü kadın olmak üzere 90 kişi 2'inci defa Habeşistan'a hicret ettiler. Bu ikinci hicrette kafile başkanı Hz. Ali'nin ağabeyi &lt;strong&gt;Câfer Tayyar&lt;/strong&gt;'dı.(81)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000" size="4"&gt;c) Kureyş Elçileri İle Câfer Arasında Geçen Münâzara&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların Habeşistan'a hicreti, müşrikleri endişelendirdi. Müslümanlığın etrâfa yayılmasından korktular. Hicret eden Müslümanların kendilerine teslim edilmesi için Habeşistan &lt;strong&gt;Necâşi&lt;/strong&gt;'si (82) &lt;strong&gt;Ashame&lt;/strong&gt;'ye kıymetli hediyelerle Amr b. Âs ile Abdullah b. Ebî Rabia'yı elçi olarak gönderdiler.(83) Necâşi Müslümanlarla Kureyş elçilerini huzurunda karşılaştırdı. Müslümanlara:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Kureyşliler elçi göndermişler, sizi geri istiyorlar, ne dersiniz" diye sordu. Müslümanların reisi Câfer ayağa kalkarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Ey hükümdar, sorunuz onlara, biz onların kölesi miyiz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kureyş delegeleri adına Âs oğlu Amr (Amr b.Âs) cevâp veriyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayır, hepsi hürdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Onlara borcumuz mu var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayır, hiç birinde alacağımız yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kısas edilmemiz için, onlardan öldürdüğümüz kimse var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Öyle bir isteğimiz yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-O halde bizden ne istiyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amr cevap verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Bunlar atalarımızın dininden çıktılar, ilâhlarımıza hakaret ettiler, gençlerin inançlarını bozdular, aramıza ayrılık soktular."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iddialara karşı Câfer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Ey hükümdar, biz câhil bir kavimdik. Taştan, ağaçtan yaptığımız putlara tapıyorduk. Kız çocuklarımızı diri diri taprağa gömüyor, ölmüş hayvanların leşlerini yiyorduk. İçki, kumar, fuhuş ve hertürlü ahlâksızlığı yapıyorduk. Hak hukuk tanımıyorduk. Kuvvetliler zayıfları eziyor, zenginler fakirlerin sırtından geçiniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenâb-ı Hakk bizim hidâyetimizi diledi. İçimizden soyu-sopu, asâleti, ahlâk, fazilet ve dürüstlüğü hakkında kimsenin kötü söz edemeyeceği bir Peygamber gönderdi. O bizi puta tapma zilletinden kurtardı. Tek, Allah'ı tanıttı. Yalnız O'na kulluğa çağırdı. Bütün ahlâksızlıklardan uzaklaştırdı. Doğru söylemeği, emâneti gözetmeyi, akrabalık haklarına riâyeti, komşularla hoş geçinmeyi öğretti. Yalan söylemeği, yetim malı yemeği, haksızlık etmeği yasakladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz O'na inandık. O'nun gösterdiği Hak Dini kabûl ettik. Bu yüzden kavmimizin hakaret ve işkencelerine uğradık. Fakat dinimizden dönmedik. Dayanamaz hâle gelince onlardan kaçıp, sizin himâyenize sığındık..." dedi. &lt;strong&gt;Kur'ân-ı Kerim&lt;/strong&gt;'den âyetler okuyarak herkesi heyacâna getirip ağlattı.(84) Hz. İsâ ve Meryem'le ilgili olarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;font color="#006600"&gt;&lt;strong&gt;Meryem çocuğu alıp kavmine getirdi. Onlar: Meryem, utanılacak bir şey yaptın. Ey Harûn'un kızkardeşi, baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi... dediler. Meryem çocuğu gösterdi: Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz... dediler. Çocuk: Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni Peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni mübârek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti, beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde ve dirileceğim günde bana selâm olsun.. dedi". İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsâ gerçek söze göre budur.&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;font color="#000000"&gt;" &lt;/font&gt;(Meryem Sûresi, 27, 34)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu âyetleri dinleyen Habeş hükümdarı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Allah'a yemin ederim ki, bu sözler Hz. İsây'a gelen sözlerle aynı kaynaktan," dedi ve Kureyş elçilerinin teklifini reddetti.(85)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün, Amr Necâşi'nin huzuruna çıkarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Onlar Hz. İsâ hakkında yakışıksız sözler söylüyorlar", diyerek hükümdarı tahrik etmek istedi. Çünkü Habeş Necâşisi Ashame Hırıstiyandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu idiaya karşı Câfer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Biz, Hz. İsâ hakkında Cenâb-ı Hak Kur'ân'da ne bildirmişse ancak onu söyleriz" dedi ve sonra şu anlamdaki âyeti okudu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Meryem oğlu İsâ Mesih, Allah'ın Peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesidir. O, Allah tarafından bir rûhdur...&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" (en-Nisâ Sûresi, 171)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Necâşi yerden bir çöp alıp göstererek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-Hz. İsâ'nın dedikleri ile sizin söyledikleriniz arasında şu çöp kadar bile fark yok. Sizi ve Peygamberinizi tebrik ederim. Şehâdet ederim ki, O zât, hak Peygamberdir. O'nu Hz İsâ müjdelemişti..." dedi. Sonra, Kureyş elçilerine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-Peygamberlerini yalanlayan kavmin hediyesi bana lâzım değil," diyerek getirdikleri hediyeleri geri verdi.(86)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habeşistan'da Müslümanlar güven içinde kaldılar. Bunlardan bir kısmı, Müslümanlar Medine'ye hicret edince Medine'ye gittiler (622 M.). Bir kısmı &lt;strong&gt;Hudeybiye&lt;/strong&gt; barışına kadar orada kaldılar. (628 M.) Câfer'in başkanlığında son 16 kişilik kafile ise Hayber'in fethi esnâsında Medine'ye döndü. (628 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;4- HZ. HAMZA VE HZ. ÖMER'İN MÜSLÜMAN OLMALARI&lt;/font&gt; &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;&lt;strong&gt;a) Hz. Hamza'nın Müslüman Olması&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hamza&lt;/strong&gt;, Peygamberimizin amcalarındandır. Peygamberimizin süt annesi Süveybe'den O da emdiği için, Rasûlullah (s.a.s.) ile süt kardeştir. Mekke Devri'nin 6'ıncı (616 M.) yılında Müslüman olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz bir gün "Safâ" tepesinde otururken yanından &lt;strong&gt;Ebû Cehil&lt;/strong&gt; geçti. Rasûlullah (s.a.s.)'e çirkin sözlerle hakarette bulundu. Peygamberimiz hiç bir karşılık vermedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamza o gün ava gitmişti. Dönüşünde, bir câriye, olayı Hamza'ya anlattı. Hamza henüz Müslüman olmamıştı. Yeğenine hakaret edilmesine dayanamadı, silahını çıkarmadan, derhal Kureyşin toplantı yerine gitti. "Kardeşimin oğluna hakaret eden sen misin?" diyerek yayı ile Ebû Cehil'in kafasına vurup yaraladı. Ebû Cehil, "Hamza Müslüman oluverir" korkusu ile ses çıkarmadı. (87) Ebû Cehil'den, Peygamberimize yaptığı hakaretin öcünü alan Hamza, Rasûlullah (s.a.s.)'e giderek O'nu teselli etmek istedi. Rasûlullah (s.a.s.)'in ancak imân etmesi ile memnûn olacağını söylemesi üzerine, şehâdet getirip Müslüman oldu.(88)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Hamza&lt;/strong&gt; son derece cesûr, kuvvetli, gözünü budaktan sakınmaz bir kişiydi. Kendisinden üç gün sonra da Ömer Müslüman oldu. Bu ikisinin Müslüman olmalarıyla, Müslümanlar büyük destek buldular. (Not: Günümüzde çok sevilen bir sinema filmi olan ve yönetmenliğini Mustafa Akkad'ın yaptığı “&lt;strong&gt;Çağrı&lt;/strong&gt;” (Message) filminde, müslümanlığın başlangıç dönemindeki olaylar, aktör &lt;strong&gt;Anthony Quinn&lt;/strong&gt; tarafından canlandırılan Hz. Hamza'yı olayların merkezine alan bir bakış açısıyla sunulmaktadır).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000" size="4"&gt;b) Hz. Ömer'in Müslüman Olması&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Hamza'nın İslâm'ı kabûlü, Müslümanları sevindirmiş, fakat müşrikleri telâşlandırmıştı. Kureyş ileri gelenleri "&lt;strong&gt;Dârü'n-Nedve&lt;/strong&gt;" de toplandılar. "Bunlar gittikce çoğalıp kuvvetleniyorlar, çabuk çâresine bakmazsak, ileride önünü alamayacağımız tehlikeler doğar... Buna kesin çâre bulmalıyız" dediler. Çeşitli teklifler ortaya atıldı. Ebû Cehil:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-Muhammed (s.a.s.)'i öldürmekten başka çıkar yol yok. Bu işi yapana şu kadar deve ve altın verelim," deyince, &lt;strong&gt;Ömer bin Hattâb&lt;/strong&gt; ayağa kalktı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-Bu işi ancak Hattâb oğlu yapar"? dedi. Ömer alkışlar arasında yola çıktı. Silahlarını kuşanıp giderken yolda Abdullah oğlu Nuaym'e rastladı. Nuaym:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-Nereye böyle ya Ömer"? diye sordu. Ömer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-Araplar arasına ayrılık sokan Muhammed'in vücûdunu ortadan kaldırmağa"... diye cevâp verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-Ya Ömer, sen çok zor bir işe kalkışmışsın. Müslümanlar Muhammed (s.a.s.)'in etrafında pervane gibi dönüyor, seni O'na yaklaştırmazlar. Yapabildiğini kabûl etsek, Hâşimoğulları seni yaşatmazlar"... dedi. Ömer bu sözlere kızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-Yoksa sen de mi onlardansın"? diye çıkıştı. Nuaym:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-Sen benden önce kendi yakınlarına bak. Enişten Saîd ile kız kardeşin Fâtıma, Müslüman oldular" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer buna hiç ihtimâl vermedi. Fakat içine düşen şüpheyi gidermek için, yolunu değiştirip doğru eniştesi Saîd bin Zeyd'in evine vardı. Bu esnâda içeride Kur'ân-ı Kerîm okunuyordu. Ömer, kapı önünde okunanları işitti. Kapıyı kırarcasına vurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerdekiler Ömer'i görünce telâşlandılar. Ömer'in İslâm'a olan düşmanlığını biliyorlardı. Hemen Kur'ân sayfasını sakladılar ve kapıyı açtılar. Ömer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Nedir o okuduğunuz şey"? diye bağırdı. Eniştesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Bir şey yok", diye cevap verdi. Ömer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"İşittiklerim doğruymuş" diyerek, hiddetle eniştesinin üzerine atıldı. Araya giren kız kardeşinin, bir tokatla yüzünü kan içinde bıraktı. Canı yanan kızkardeşi Fâtıma:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Ya Ömer, Allah'tan kork. Ben ve eşim Müslüman olduk, bundan gurur duyuyoruz ve senden korkmuyoruz. Öldürsen de dinimizden dönmeyiz"... dedi ve şehâdet getirdi. Yüzü kan içindeki kız kardeşinin bu hâli ve sözleri Ömer'i sarstı, kalbinde bir yumuşama başladı, âdeta yaptıklarına pişmandı. Olduğu yere oturdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Hele şu okuduğunuz şeyi getirin, göreyim", dedi. Kız kardeşi Kur'ân-ı Kerîm sayfasını O'na verdi. Bu sayfa, "Tâ Hâ" veya "Hadîd" Sûresinin ilk âyetleriydi. Ömer büyük bir ilgi ile sayfayı okumaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah'ı tesbîh ederler. Yegâne galip ve hikmet sahibi olan O'dur. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur, hem diriltir, hem öldürür. O her şeye hakkıyla kâdirdir. O her şeyden öncedir. Kendisinden sonra hiç bir şeyin kalmayacağı Son'dur, varlığı aşikârdır, gerçek mâhiyeti insan için gizlidir, O her şeyi bilir&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt; "... (el- Hadîd Sûresi, 1-3)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer bu âyetleri okuduktan sonra derin bir düşünceye daldı. &lt;strong&gt;Allah Kelâmı&lt;/strong&gt;'nın yüksek mânâ ve fesâhati onun kalbine işlemişti. "Göklerde ve yerde olan şeyler hepsi Allah'ın, bizim putlarımızın hiç bir şeyi yok..." diye düşündü. "Beni Rasûlullah (s.a.s.)'in yanına götürün" dedi. O esnada Hz. Peygamber (s.a.s.) Safâ semtinde Erkâm'ın evindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer'in silahlı olarak geldiğini gören Müslümanlar telaşlandılar. Yalnızca, Hz. Hamza:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İyilik için gelirse ne âlâ, aksi halde geleceği varsa, göreceği de var, telâşa gerek yok... dedi. Sağından ve solundan iki kişi tutarak Rasûlullah (s.a.s.)'in huzuruna götürdüler. Ömer, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in önünde diz çökerek &lt;strong&gt;şehâdet getirdi&lt;/strong&gt;. Orada bulunanlar sevinçlerinden hep birden &lt;strong&gt;tekbir getirdiler&lt;/strong&gt;. Safâ tepesinde yükselen "&lt;strong&gt;Allâhü Ekber&lt;/strong&gt;" sadâsı ile Mekke ufuklarını çınlattılar.(89)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Kaç kişiyiz"? diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Seninle 40 olduk," dediler. Ömer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"O halde ne duruyoruz"? Hemen çıkalım, Harem-i Şerîf'e gidelim, dedi. Bütün Müslümanlar toplu halde &lt;strong&gt;Kâbe&lt;/strong&gt;'ye gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kureyş, Dâru'n-Nedve'de sonucu merak içinde beklemekteydi. Müslümanların toplu halde Harem-i Şerîf'e ilerlediğini görünce:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"İşte Ömer, hepsini önüne katmış getiriyor..." dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer Kureyşlileri görünce:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Beni bilen bilsin, bilmeyen öğrensin, Ben Hattab oğlu Ömer'im. İşte Müslüman oldum..." dedi ve şehâdet getirdi. Kureyşliler şaşkına döndüler. Her biri bir tarafa savuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar ilk defa Harem-i Şerîfte saf olup &lt;strong&gt;topluca namaz&lt;/strong&gt; kıldılar.(90)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamza ve Ömer'in Müslüman olmalarıyla, &lt;strong&gt;İslâm'ın yayılması&lt;/strong&gt; hız kazandı. Daha önce altı yılda sayıları ancak kırk kişiye ulaşabilmişken, bir yıl sonra Müslümanların sayısı üçyüzü geçmiş, bunlardan doksan kişi Habeşistan'a hicret etmişti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;5- MÜŞRİKLERİN BOYKOT İLÂNI&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;a) Müslümanların Muhâsaraya (Kuşatmaya) Alınması (616 M.)&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mekke müşrikleri, İslâm nûrunun sönmesi için , ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Alay, hakaret ve işkencenin her çeşidini denediler. Bütün bunlar İslâm'ın yayılmasına, Müslümanların sayılarının günden güne artmasına engel olamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekke Devri'nin 7'nci yılı (616 M.) Muharrem ayında Kureyş ileri gelenlerinden 40 kişi Ebû Cehil'in başkanlığında toplandılar. Hâşim oğullarıyla alış-veriş yapmamağa, kız alıp-vermemeğe, görüşüp buluşmamağa, ekonomik ve sosyal her türlü ilişkiyi kesmeğe karar verdiler. Bu kararı bir ahidnâme (anlaşma, sözleşme) şeklinde yazıp mühürlediler ve bir beze sararak Kâbe'nin içine astılar. Böylece Müslümanları canlarından bezdirip, Hz. Peygamberin kendilerine teslim edileceğini umdular. Anlaşma metnini Kabe'ye asarak, verdikleri karara, kutsal bir nitelik de kazandırmış oluyorlardı. Karara aykırı hiç bir şey yapmayacaklarına dâir yemin ederek karar hükümlerini sıkısıkıya uygulamağa başladılar.(91)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karardan sonra, şurada-burada dağınık halde olan bütün Müslümanlar, Ebû Tâlib Mahallesi'nde Hâşimî'lerle birleştiler. Ebû Leheb, Hâşimî'lerden olduğu halde, müşriklerle beraber oldu ve mahalleden çıktı. Ebû Tâlib, Müslüman olmadığı halde, Müslümanların başına geçti. Hz. Peygamber de üç yıldan beri ikâmet etmekte olduğu Erkâm'ın evinden, Ebû Tâlib Mahallesine taşındı. Müslümanlar burada üç yıl (616-619 M.) abluka altında kaldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;&lt;strong&gt;b) Acıklı Günler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar abluka altında kaldıkları bu üç yıl içinde, çok sıkıntı çektiler. Yeteri kadar erzâk temin edemedikleri için, açlıktan ağaç yapraklarını yediler. Bazı küçük çocuklar, gıdasızlıktan öldü. Ebû Cehil gece-gündüz Ebû Tâlib Mahallesi'ne girip çıkanları kontrol ediyor, mahalleye gizlice yiyecek maddesi sokulmasına imkân vermiyordu. Hamza ve Ömer gibi cesûr olanların dışında kimse çarşıya çıkıp alış-veriş yapamıyordu. Sa'd İbn Ebî Vakkas, bir defasında, bulduğu bir deri parçasını ıslatmış, ateşte kavurarak yemişti. Kadınların ve çocukların açlıktan feryatları mahalle dışından duyuluyordu. Müslümanlar yıllık yiyecek ve diğer ihtiyâçlarını ancak "eşhür-i hurum" denilen kan dökülmesi yasak dört ayda (Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep) temin etmeğe çalışıyorlardı. Peygamber Efendimiz de dâvet ve tebliğ vazifesini, özellikle Mekke'ye dışarıdan gelenlere ancak bu aylarda yapabiliyordu. Müslümanlar üç yıl süren bu boykot esnâsında dayanılmaz sıkıntılara katlandılar. Fakat Kureyş bundan da hiç bir netice alamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;c) Boykot Anlaşması'nın Yırtılması&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların bu acıklı durumu, müşriklerden bazı insaflı kimseleri de rahatsız etmeğe başladı. Hişâm bin Amr, Züheyr bin Ebî Ümeyye, Mut'im bin Adıy, Ebu'l-Bahterî, Zem'a bin Esved ve Adıy bin Kays, bu kararı bozmak üzere anlaştılar.(92) Kureyş'in toplu bulunduğu bir anda Harem-i Şerîf'e gittiler. İçlerinden Züheyr:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Ey Kureyş topluluğu, şu yaptığımız şey, insanlığa yakışmaz. Biz her imkândan yararlanırken, bizim kabilemizin bir kolu olan Hâşimoğullarının aç bırakılması, insâfla bağdaşmaz. Bu kararın bozulması gerekir... Yemin ederim ki bu zâlim ahidnâme yırtılmadıkça buradan ayrılmıyacağım." diye söze başladı. Ebû Cehil, Züheyr'i susturmak istediyse de, diğerleri de onu destekledikleri için muvaffak olamadı.(93)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâsen Kâbe' ye astıkları bu ahidnâmenin ağaç kurtları tarafından yendiğini Hz. Peygamber (s.a.s.) haber vermişti. Bir köşede oturmakta olan Ebû Tâlib de:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Gidin, bakın. Eğer yeğenimin sözü doğru çıkmazsa, ben her istediğinize râzıyım. Ama doğru ise sizin de bu zulme son vermeniz gerekir." demiş, bu haber bütün Mekke'de yayılmıştı. Gerçekten, ahidnâmeyi yırtmak için ellerine aldıklarında, bütün yazıların kurtlar tarafından yenilmiş olduğunu gördüler.(94) Müslümanlar Mekke Devri'nin 10'uncu yılında böylece bu korkunç boykottan kurtulmuş oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Muhammed, Hz. Muhammet, Hz. Muhammet'in hayatı, Peygamberimizin hayatı yaşamı, islamın doğuşu yayılışı, islamiyetin doğması yayılması, Medine'ye Hicret, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-4898405925894249748?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/4898405925894249748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=4898405925894249748' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/4898405925894249748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/4898405925894249748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-6.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 6'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-6204124330685184328</id><published>2008-05-12T19:57:00.004+03:00</published><updated>2009-06-01T01:37:13.612+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sabır'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 7</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000" size="4"&gt;IV- HÜZÜN YILI (Nübüvvet'in 10.Yılı)&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;1- İKİ BÜYÜK ACI;&lt;br /&gt;EBÛ TÂLİB VE Hz. HATİCE'NİN VEFATLARI&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar ablukadan kurtuldukları için sevindiler. Çektikleri sıkıntıları unutmağa başladılar. Fakat sevinçleri uzun sürmedi. Boykotun kalkmasından 8 ay kadar sonra, iki büyük acı ile karşılaştılar. Mekke Devri'nin 10'uncu yılı Şevvâl ayında önce &lt;strong&gt;Ebû Tâlib&lt;/strong&gt;, üç gün sonra da Hz. Hatice vefât etti.(95/1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Tâlib, Müslüman olmamıştı.(95/2) Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.)'e son derece bağlıydı. O'nu çok seviyor, bu yüzden her fedâkârlığa katlanarak, müşriklerden gelecek kötülüklere karşı O'nu koruyordu. Ölürken bile, Hâşimoğullarına, "O'na bağlı kalmalarını, uğrunda her fedâkârlığı yapmalarını, sözünden çıkmamalarını" vasiyyet etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Hatice O'nun gam ortağı, şefkatli bir hayat arkadaşıydı. En sıkıntılı anlarında O'nu teselli ediyor, bütün varlığı ile O'na destek oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyük desteği olan, sevdiği iki insanı peşpeşe kaybettiği için Rasûlullah (s.a.s.) çok üzüldü. Bu sebeple Mekke Devri'nin 10'uncu yılına "&lt;strong&gt;Senetü'l-huzn&lt;/strong&gt;" (&lt;strong&gt;Hüzün yılı&lt;/strong&gt;) denildi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000" size="4"&gt;Eziyetlerin artması&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Müşrikler, Ebû Tâlib'in sağlığında, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in şahsına pek ilişemiyorlardı. O'nun ölümünden sonra, Rasûlullah (s.a.s.)'in kendisine de her türlü kötülüğü yapmağa başladılar. Bir defasında, Kâbe'de &lt;strong&gt;namaz kılarken&lt;/strong&gt;, Ebû Cehil'in teşvîki ile Ebû Muayt oğlu Ukbe, yeni kesilmiş bir devenin barsaklarını getirip, secdede iken üzerine koymuş, Rasûlullah (s.a.s.) başını secdeden kaldıramamıştı. Kızı Fâtıma yetişerek, üzerini temizlemiş, Rasûlullah (s.a.s.) namazını bitirdikten sonra etrâfında gülüşen müşrikleri işâret ederek üç defa:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Allah'ım Kureyşten şu zümreyi sana havâle ediyorum&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" dedikten sonra:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Ebû Cehil'i, Ebû Muayt oğlu Ukbe'yi, Haccâc oğlu Şu'be'yi, Rabîa'nın oğulları Utbe ve Şeybe'yi, Halef'in oğulları Übeyy ve Ümeyye'yi, sana havâle ediyorum.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" diye isimlerini birer birer saymıştı. Rasûlullah (s.a.s.)'in isimlerini saydığı bu azılı müşriklerin hepsi de Bedir Savaşı'nda katledilip, leşleri Bedir'deki "&lt;strong&gt;Kalîb&lt;/strong&gt;" denilen kuyuya atılmıştır.(96)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;2- TÂİF YOLCULUĞU (620 M.)&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;&lt;br /&gt;a) Hz. Peygamber'in Tâif'te Karşılanışı&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kureyş'in zulümleri artık katlanılamaz bir duruma gelmişti. Bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.s.) Mekke Devri'nin 10'uncu yılı (620 M.) Şevvâl ayında, yanına evlâtlığı &lt;strong&gt;Hârise oğlu Zeyd&lt;/strong&gt;'i de alarak &lt;strong&gt;Tâif&lt;/strong&gt;'e gitti. Hem Kureyş'lilerin zulümlerinden uzaklaşmış olacak, hem de Tâiflileri "&lt;strong&gt;Hak Din&lt;/strong&gt;"e dâvet edecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tâif'te &lt;strong&gt;Sakiyf&lt;/strong&gt; Kabîlesi vardı, onlar da &lt;strong&gt;putperest&lt;/strong&gt;ti. Rasûlullah (s.a.s.) 10 gün kadar, onlara İslâm'ı anlatmağa çalıştı, ileri gelenleri ile görüştü. Hiç biri Müslüman olmadığı gibi, "Senden başka Peygamberlik gelecek kimse kalmadı mı?" diye alay ettiler "Memleketimizden çık da nereye gidersen git.." diye Allah sevgilisini kovup hakaret ettiler. Tâif'ten ayrılırken de çoluk çocuğu ve &lt;strong&gt;ayak takımı&lt;/strong&gt; düşük tabîatlı kişileri yolun iki tarafına sıralayıp taşlattılar. Rasûlullah (s.a.s.)'in ayakları, atılan taşlarla yara-bere içinde kaldı, ayakkabıları kanla doldu. Ayaklarındaki yaraların verdiği acıdan yürüyemez hâle gelip oturmak istedikçe, zorla kaldırıp yaralı ayaklarını taşlamağa devâm ediyorlar, bu yürekler parçalayan acıklı hâline gülüp eğleniyorlardı. Vücûdunu atılan taşlara siper eden evlâtlığı Zeyd, bir kaç yerinden yaralandı. Rasûlullah (s.a.s.) hayâtı boyunca karşılaştığı sıkıntılardan en büyüğünü o gün yaşamıştı. Nihâyet Rabîa'nın oğulları Utbe ve Şeybe'nin yol üstündeki bağına sığınarak ayak takımının tâkiplerinden kurtulabildi. Burada bir çardağın gölgesinde, ellerini kaldırıp şu hazîn duâyı yaptı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;İlâhi, kuvvetimin za'fa uğradığını, çâresizliğimi, halkın gözünde hor ve hakîr görüldüğümü ancak sana arzederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi, herkesin zayıf görüp de dalına bindiği bîçârelerin Rabbı sensin. İlâhî, huysuz ve yüzsüz bir düşmanın eline beni düşürmeyecek, hatta hayâtımın dizginlerini eline verdiğim akrabamdan bir dosta bile bırakmayacak kadar bana merhametlisin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yâ Rabb, eğer bana karşı gazablı değilsen, çektiğim belâ ve sıkıntılara hiç aldırmam, fakat senin esirgeyiciliğin bunları da göstermeyecek kadar geniştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yâ Rabb gazabına uğramaktan, rızandan mahrûm kalmaktan, senin karanlıkları aydınlatan, din ve dünya işlerini dengeleyen yüzünün nûruna sığınırım. Râzı oluncaya kadar işte affını diliyorum. Bütün kuvvet ve kudret ancak seninledir...&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" (97)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere yapılan bunca ezâ ve cefâya rağmen bedduâ etmemiş, hatta yolda Mekke'ye iki konak mesâfede "&lt;strong&gt;Karn&lt;/strong&gt;" denilen yerde kendisine &lt;strong&gt;Cebrâil&lt;/strong&gt; gelerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Ey Allah'ın Rasûlü! Allah, kavminin sana söylediklerini işitti, yaptıklarını gördü; sana şu Dağlar Meleği'ni gönderdi. Kavmin hakkında ne dilersen, bu meleğe emredebilirsin...&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" dedi. Dağlar emrine verilmiş olan melek de kendisini selâmladıktan sonra:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Ya Muhammed, emrine hazırım. (Ebû Kubeys ile Kayakan denilen) şu iki yalçın dağın Mekkeliler üzerine devrilip, birbirine kavuşarak müşrikleri tamâmen ezmelerini istersen emret..." dedi. Fakat Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Hayır, onların ezilip yok olmalarını değil, Rabbimin bu müşriklerin sulbünden, O'na hiç bir şeyi ortak kılmayan ve yalnız Allah'a ibâdet eden bir nesil meydana getirmesini istiyorum...&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" demiştir.(98)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sığındığı bağın sahibi olan Rabîa'nın oğulları, Peygamber Efendimizin acıklı hâlini gördüler. Hıristiyan köle &lt;strong&gt;Addâs&lt;/strong&gt; ile O'na bir salkım üzüm gönderdiler. Rasûlullah (s.a.s.) "&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Bismillah..."&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt; diyerek üzümü yemeğe başlayınca, Addâs hayretle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Bu bölge halkı böyle söz söylemezler, onlar Allah adını anmazlar", dedi. Hz. Peygamber ona nereli olduğunu sordu. Addâs:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Ninovalıyım, Hıristiyanım", diye cevâp verdi. Rasûlullah(s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Demek kardeşim Yunus Peygamberin memleketindensin&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;".... dedi. Addâs:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sen Yûnus'u nerden biliyorsun? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Yûnus benim kardeşim, O'da benim gibi Peygamberdi&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" dedi. Daha sonra &lt;strong&gt;Resûl-i Ekrem&lt;/strong&gt; Addâs'a İslâmiyeti anlattı. Addâs da orada Müslüman oldu.(99)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (s.a.s.) en zor ve en sıkıntılı anlarında bile Peygamberlik görevini ihmâl etmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;b) Mekke'ye Dönüş&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;Rasûl-i Ekrem'in korumasız olarak Mekke'ye girmesi imkânsızdı. Esasen, hayâtı tehlikede olduğu için Mekke'den Tâif'e gitmişti. Bu sebeple dönüşte, Hira (Nûr) Dağına çıkarak, Kureyş'in hatırı sayılır büyüklerinden &lt;strong&gt;Adiyy oğlu Mut'im&lt;/strong&gt;'e haber gönderdi. onun himâyesinde gece vakti Mekke'ye girdi. &lt;strong&gt;Kâbe'yi tavâf&lt;/strong&gt; edip Hârem-i Şerif'de &lt;strong&gt;iki rek'ât namaz&lt;/strong&gt; kıldıktan sonra evine döndü. Arap âdetlerine göre, bir kimse himâyesine aldığı kişiyi korumağa mecburdu. Bu sebeple, Mut'im ve çocukları silâhlanıp Kâbe'nin dört bir tarafını tuttular. Peygamber Efendimizin Mekke'ye girip serbestçe &lt;strong&gt;tavaf&lt;/strong&gt; etmesini ve evine gitmesini sağladılar.(100) (620 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mut'im, Bedir savaşında müşrik olarak öldü. Peygamber Efendimiz, Mut'im'in bu iyiliğini unutmamış, Bedir esirlerinin kurtarılması için Medine'ye gelen oğlu Cübeyr bin Mut'im'e:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Eğer senin o ihtiyar baban, sağ olsaydı da bu murdar herifleri benden o isteseydi, hepsini ona bağışlardım.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" demişti. (101)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Muhammed, Hz. Muhammet, Hz. Muhammet'in hayatı, Peygamberimizin hayatı yaşamı, islamın doğuşu yayılışı, islamiyetin doğması yayılması, ilk müslamanlara yapılan eziyetler, Medine'ye Hicret, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-6204124330685184328?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/6204124330685184328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=6204124330685184328' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/6204124330685184328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/6204124330685184328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-7.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 7'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-1922420098975159436</id><published>2008-05-07T07:43:00.007+03:00</published><updated>2009-06-01T01:38:42.968+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kur&apos;an-ı Kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sabır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kâbe'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 12</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;III-HİCRETİN ÜÇÜNÇÜ YILI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- UHUD SAVAŞI (11 Şevval 3 H./27 Mart 625 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inanmışsanız üstün gelecek sizsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Âl-i İmrân Sûresi, 139)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Savaşın Sebebi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedir Savaşında Mekke müşriklerinden 70 kişi ölmüştü. Bunlar arasında Ebû Cehil, Ukbe, Utbe, Şeybe, Ümeyye, Âs b. Hişâm gibi Kureyş'in önde gelen simâları vardı. Bu yüzden Mekkeliler Bedir yenilgisini unutamıyorlar, intikam ateşiyle yanıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedir'de,babalarını, kardeşlerini, oğullarını ve diğer yakınlarını kaybedenler. Mekke reisi Ebû Süfyân'a başvurdular. Dârun'-Nedve'de toplanarak, Şam kervanının kazancı ile bir ordu toplayıp Medine'yi basmağa ve Müslümanlardan öç almağa karar verdiler.(191)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekke dışındaki müşrik Arap kabîlelerine, şâirler, hatipler gönderdiler. Bunlar, Bedir'de öldürülenler için, şiirler, mersiyeler söyleyerek halkı heyecâna getirdiler. 50 bin altın olan kervan kazancının yarısı ile Mekke dışındaki müşrik kabilelerden 2000 asker topladılar. Mekke'den katılanlarla, 700'ü zırhlı, 200'ü atlı omak üzere, Ebû Süfyan'ın komutasında 3000 kişilik mükemmel bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler. Orduda ayrıca 300 deve, şarab tulumları, şarkıcı ve rakkase kadınlar vardı. Bunlardan Başka, başta Ebû Süfyân'ın karısı Hind olmak üzere Kureyş ileri gelenlerinden 14 tane evli kadın da kocaları ile birlikte bulunuyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Abbâs'ın Mektubu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)'in Mekke'deki amcası Abbâs, Bedir'de esir düştükten sonra Müslüman olmuş, fakat Müslümanlığını gizlemişti. Bedir'de çok zarar gördüğünü bahâne ederek, bu orduya katılmadı. Özel haberciyle bir mektup göndererek, durumdan Rasûlullah (s.a.s.)'i haberdar etti. Gönderilen keşif kolları da, Kureyş ordusunun Medine'ye yaklaştığını haber verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vahiy gelmeyen konularda, karâr vermeden önce Rasûlullah (s.a.s.) ashâbla istişâre ederdi. Muhâcirleri ve ensârı toplayarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Düşmanı Medine dışında mı karşılayalım, yoksa şehir içinde savunma tedbirleri mi alalım? diye istişârede bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz, bir gece önce rüyâsında, kılıcında bir gedik açıldığını,yanında bir sığırın boğazlandığını ve mübârek elini zırhı içinde muhâfaza ettiğini görmüştü. Kılıcında açılan gediği, ehl-i beytinden birinin şehid olması; sığırın boğazlanmasını, ashâbından bazılarının şehit düşmeleri; zırhı da Medine ile tâbir etmiş, bu yüzden Medine dışına çıkılmayarak, şehirde savunma yapılmasını uygun görmüştü.(192) Hz. Ebû Bekir, Sa'd b. Muâz gibi ashâbın büyükleriyle münâfıkların başı Übeyy oğlu Abdullah da bu görüşteydiler. Fakat ashâbın çoğunluğu, bilhassa Bedir savaşı'nda bulunamamış olan genç Müslümanlarla Hz. Hamza:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Biz böyle bir günü beklemekteydik, düşmanla Medine dışında savaşalım, diye isrâr ettiler.(193) Rasûlullah (s.a.s.) çoğunluğun arzusuna uyarak, birbiri üzerine iki zırh giyip, miğferini başına geçirerek hâne-i saâdetinden çıktı. Medine dışında savaşılmasını isteyenler, Peygamber Efendimizin arzusuna aykırı davranmakla hata ettiklerini anlayarak fikirlerinden caydılar. Fakat Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Peygamber Zırhını Giydikten Sonra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Bir peygamber zırhını giydikten sonra, savaşmadan onu çıkarmaz."(194) Eğer sabreder, görevinizi tam yaparsanız, Allah'ın yardımıyla zafer bizimdir, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kureyş ordusu, Medine'nin 5 km. kadar kuzeyindeki Uhud dağı eteklerinde karargâhını kurmuştu. Rasûlullah (s.a.s.) Abdullah b. Ümmi Mektûm'u Medine'de vekil bırakarak, 1000 kişilik kuvvetle, cuma namazından sonra Medine'den çıktı. O gün Uhud'a kadar ilerlemeyip geceyi "Şeyheyn" denilen yerde geçirdi. Sabahleyin şafakla beraber Uhud'a vardı, savaş için en elverişli yeri seçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda Übeyy oğlu Abdullah, "Muhammed (s.a.s.) bizim gibi yaşlı ve tecrübelileri dinlemedi, çocukların sözüne uydu. Ben meydan savaşını uygun görmemiştim..." bahânesiyle, kendisine bağlı 300 münâfıkla, ordudan ayrıldı. Böylece Müslümanların sayısı 700'e düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Rasûlullah (s.a.s.)'in Savaş Düzeni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz, ordusunun arkasını Uhud Dağı'na vererek Medine'ye karşı saf yaptı. Solundaki Ayneyn tepesi'ne "Cübeyr oğlu Abdullah" komutasında 50 okçu yerleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Galip de gelsek mağlup da olsak, benden emir gelmedikçe yerinizden ayılmayacaksınız, Şu vâdiden, düşman atlıları arkamıza dolaşıp bizi kuşatabilirler. Oklarınızla onları buradan geçirmeyin, çünkü at, oku yeyince ilerleyemez, dedi.(195) Müslümanların karşısında savaş durumu alan müşrik ordusu, sayıca Müslümanların 4 katından daha fazlaydı. Üstelik bunlardan 700'ü zırhlı, 200'ü atlıydı. Müslümanların ise 100 zırhı ve sadece 2 atları vardı. Sağ koluna Ukâşe, sol koluna ise Ebû Mesleme memûr edilmişti. Rasûlullah (s.a.s.) ise ortada bulunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Süfyân komutasındaki 3000 kişilik müşrik ordusunun sağ kanadına Velid oğlu Hâlid, sol kanadına Ebû Cehil'in oğlu İkrime, süvârilere Ümeyye oğlu Safvân, okçulara ise Rabîa oğlu Abdullah komuta ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kureyşli kadınlar, Bedir'de ölenler için mersiyeler okuyorlar, defler çalıp şarkılar söyleyerek askerler arasında dolaşıyorlar, onları savaşa teşvik ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş, o devrin âdeti üzerine mübâreze ile (meydanda teke tek çarpışma ile) başladı. Kureyş'in bayrağını taşıyan Abdüddâr oğullarından ortaya çıkan 9 kişi birer birer Müslümanlar tarafından öldürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) elindeki kılıcı göstererek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hakkını ödemek şartıyla bu kılıcı kim ister? diye sordu. Ensârdan Ebû Dücâne:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bunun hakkı nedir, Ya Rasûlallah? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Eğilip bükülünceye kadar düşmanla savaşmak, diye cevap verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Dücâne bu şartla aldığı kılıçla düşman üzerine saldırdı, müşrik safları arasına girdi.(196) Hamza, Ali, sa'd b. Ebî Vakkâs, Ebû Dücâne gibi kahramanların hücûmlarıyla savaşın ilk anında 20'den fazla ölü veren Kureyş, bozguna uğramış, sağ ve sol kanat geri çekilmiş, def çalarak Kureyşlileri savaşa teşvik eden kadınlar, feryadlar kopararak yüksek tepelere kaçmışlardı. İman kuvveti karşısında sayı ve malzeme üstünlüğü işe yaramamış, müşrikler kaçmağa başlamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e) Okçular Yerlerini terkedince&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece ilk safhada müslümanlar savaşı kazandılar. Fakat kaçan düşmanı sonuna kadar tâkib etmeden, savaş alanına dağılarak, ganimet (düşmandan kalan malları) toplamağa koyuldular. Ellerine geçen fırsatı yeterince değerlendiremediler. Ayneyn tepesinden durumu seyreden okçular da birbirlerine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Burada ne bekliyoruz, savaş bitti, zafer kazanıldı, biz de gidip ganimet toplayalım, dediler.(197) Abdullah b. Cübeyr:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Arkadaşlar, Rasûlullah (s.a.s.)'in emrini unuttunuz mu? O'ndan emir almadıkca yerimizden ayrılmayacağız... diye ısrâr ettiyse de dinlemediler.(198) Abdullah'ın yanında sadece 8 okçu kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşmanın sağ kanat komutanı Hâlid b. Velîd, Rasûlullah (s.a.s.)'in okçularla koruduğu Ayneyn vâdîsinden geçerken Müslümanları arkadan kuşatmayı denemiş, okçular bu geçidi bekledikleri için başaramamıştı. Okçuların buradan ayrıldığını görünce, emrindeki süvârilerle hücûma geçti. Cübeyr oğlu Abdullah ile 8 sâdık arkadaşını şehit edip, ganimet toplamakla meşgul Müslüman ordusunu arkadan çevirdi. Müşrikler, geri dönüp yeniden hücûma geçtiler. Tepelere çekilen kadınlar da def çalarak aşağıya indiler. Müslümanlar, önden ve arkadan iki hücûmun arasında şaşırıp kaldılar. Savaşı kazanmışken kaybetmeğe başladılar. Birbirlerinden ayrılmış ve dağılmış bir durumda oldukları için, canlarını kurtarma sevdâsına düştüler. (199)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;f) Hz. Hamza'nın Şehid Düşmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedir Savaşı'nda babası Utbe, kardeşi Velîd ve amcası Şeybe'yi kaybetmiş olan Ebû Süfyân'ın karısı Hind, babasını öldüren Hamza'dan öç almak istiyordu. Hamza'nın karşısında kimse duramadığı için, Cübeyr b. Mut'im'in kölesi ve iyi bir nişancı (atıcı) olan Habeşli Vahşî'ye Hamza'yı öldürdüğü takdirde, büyük menfaatler vâdetmiş, efendisi Cübeyr de âzâd etmeğe söz vermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vahşî, Hamza'nın karşısına çıkmaya cesâret edemedi. Bir taşın arkasına gizlenip, Hamza'nın önünden geçmesini bekledi.Hamza ise savaş alanında durmadan sağa sola koşuyor, elinde kılıç önüne gelen müşrikleri tepeliyordu. O gün tam 8 müşrik öldürmüştü. Bunlardan Abdu'l-Uzza oğlu-Sibah'ı öldürdüğü sırada, Vahşî'nin tam önünde bulunuyordu. Vahşî fırsatı kaçırmadı. Habeşlilerin çok iyi kullandığı harbesini (kısa mızrağını) gizlendiği yerden fırlattı; kahraman Hamza'yı kasığından vurarak şehit etti.(200) Hamza'nın ölümünü duyan Hind, koşarak geldi. Karnını yarıp, ciğerini çıkararak dişledi, fakat yutamadı. Vahşi'yi mükâfatlandırdı ve kölelikten kurtardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşın en şiddetli anında Hz. Hamza'nın şehit düşmesi, Müslümanlar için büyük kayıp oldu. Esâsen, ansızın önden ve arkadan uğradıkları hücûm sebebiyle ne yapacaklarını şaşırmışlar, bir çok şehid vererek, şuraya buraya dağılmışlardı. Bir ara, Rasûlullah (s.a.s.)'in etrafında sâdece, ikisi muhâcirlerden, yedisi ensârdan olmak üzere 9 kişi kalmış, bunlar da birer birer şehid düşmüşlerdi.(201)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;g) Rasûlullah (s.a.s.)'in Öldüğü Şâyiası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni Kamie el-Leysi adlı bir müşrik, Hz.Peygamber (s.a.s.)'e benzeterek, İslâm ordusunun sancaktarı Mus'ab b. Umeyr'i şehit etmiş ve Muhammed (s.a.s.)'i öldürdüm, diye ilân etmişti.(202) Bu şâyia üzerine İslâm ordusunda panik başladı. Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey Allah'ın kulları, bana geliniz,etrafımda toplanınız, diye sesleniyor, fakat kimse O'nu duymuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar birbirinden habersiz üç fırka olmuşlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;l) Rasûlullah şehid olduysa, Allah bâkidir. O'nun yolunda biz de şehit oluruz, diyerek savaşa devâm edenler. Enes b. Nadr (Enes b. Mâlik'in amcası) bunlardandı.Yetmişten fazla yara aldıktan sonra şehid düşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Rasûlullah (s.a.s.)'in etrâfını çevirip, vücûdlarıyla O'na siper olan, O'nu düşman saldırısına karşı koruyanlar. Bunlar "14" kişi kadardı. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdurrahman b. Avf, Talha, Zübeyr, Sa'd b. Ebî Vakkas, Ebû Dücâne bunlardandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Rasûlullah şehid olduktan sonra, burada durmanın manası yok, diyerek, savaş alanından ayrılanlar.(203) Bunlardan bir kısmı dağlara çekilmişler, bazıları ise Medine'ye dönmüşlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların bu dağınık durumlarından yararlanan müşrikler, Rasûlullah (s.a.s.)'in yanına kadar sokuldular. Atılan bir taşla Peygamber Efendimizin dudağı yarıldı, dişi kırıldı ve İbni Kamie'nin kılıç darbesiyle yere yıkıldı. Zırhından kopan iki halka yanağına battığından yüzünden de yaralandı.(204)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashâb-ı kirâm, savaş alanında Rasûlullah (s.a.s.)'i bir türlü bulamıyordu. Halbuki, Rasûlullah(s.a.s.) bulunduğu yerden hiç ayrılmamıştı. Nihâyet Hz. Peygamber Efendimizi Ka'b b. Mâlik gördü ve:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey mü'minler, Rasûlullah (s.a.s.) burada, diye haykırdı. Ka'b'ın sesini duyan Müslümanlar, hemen Rasûlullah (s.a.s.)'in etrâfında toplanarak, müşriklerin saldırılarını durdurdular.(205)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;h) Ebû Süfyân'la Hz.Ömer Arasında Geçen Muhâvere&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşriklerin saldırıları yavaşlayınca, Peygamber Efendimiz etrâfında toplanmış olan Müslümanlarla Uhud Dağı tepelerinden birine çekildi. Müslümanların bir tepede toplandığını gören Ebû Süfyân da, onların karşısında başka bir tepeyi işgal etti. Ebû Süfyân, Peygamberimizin sağ olup olmadığını kesinlike öğrenemediğinden merak içindeydi. Bu sebeple yüksek sesle üç defa:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İçinizde Muhammed (s.a.s.) var mı? Ebû Bekir varmı? Ömer var mı? diye seslendi. Rasûlullah (s.a.s.) cevap verilmemesini emretmişti. Kimseden ses çıkmayınca, müşriklere dönerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Görüyorsunuz, hepsi de ölmüş. Artık iş bitmiştir, diye söylendi. Hz. Ömer dayanamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Yalan söylüyorsun ey Allah düşmanı, sorduklarının hepsi sağ, hepside burada, diye cevap verdi. Ebû Süfyân:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Savaşta üstünlük nöbetledir, bugün biz Bedir'in öcünü aldık, üstünlük bizde... diye gururlandı. Ömer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bizden ölenler Cennet'de, sizinkiler ise Cehennem'de diye cevâp verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ya Ömer, Allah aşkına gerçeği söyle. Biz Muhammed (s.a.s.) 'i öldürdük mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Rasûlullah (s.a.s.) sağ ve senin bu sözlerini de işitiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ya Ömer, ben senin sözlerine İbni Kamie'nin sözünden daha çok inanırım. Ölülerinize yapılan fenâlıkları ben emretmedim(206), fakat çirkin de görmedim. Gelecek yıl Bedir'de buluşalım, dedi. Hz. Ömer de:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"İnşallah, diye cevap verdi.(207) Hz. Ömer'le Ebû Süfyân arasında yapılan bu konuşmadan sonra, müşrikler Uhud'dan ayrıldılar. Onlar, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i öldürmek, Medine'yi basıp müslümanları imhâ etmek, müslümanlığı ortadan kaldırmak için Mekke'den gelmişlerdi. Fakat Allah kalblerine korku saldı. Üstünlük kendilerinde olduğu ve Rasûlullah (s.a.s.)'in de sağ bulunduğunu öğrendikleri halde, savaşa devam etmeğe cesâret edemediler. Tek bir esir bile alamadan, geri döndüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Uhud Savaşı'ndan Üç Safha&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uhud Savaşı'nda üç safha yaşandı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk safhada Müslümanlar üstün geldiler, 20'den çok düşman öldürerek, müşrikleri bozguna uğrattılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci safhada, kaçan müşrikleri kovalamayı bırakıp, kesin sonuç almadan ganimet toplamaya koyulmaları ve Rasûlullah (s.a.s.)'in yerlerinden ayrılmamalarını emrettiği okçu birliğinin görevlerini terketmeleri yüzünden, Müslümanlar 70 şehit vererek mağlup duruma düştüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü safhada ise, dağılmış olan Müslümanlar, Rasûlullah (s.a.s.)'in etrâfında toplanıp, karşı hücûma geçerek, düşman hücûmunu durdurdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşriklerin Uhud'dan ayrılmasından sonra Rasûlullah (s.a.s.) şehitleri yıkanmadan, kanlı elbiseleriyle, ikişer üçer defnettirdi.(208) Cenâze namazlarını ise, bu târihten 8 sene sonra kıldı.(209)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- HAMRÂÜ'L-ESED GAZVESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşrikler, elde ettikleri üstünlükten yararlanıp Müslümanları imhâ etmeden savaş alanından ayrıldıklarına pişmân oldular. Aralarında, geri dönüp Medine'yi basmayı konuştular. Rasûlullah (s.a.s.) bu durumdan haberdar olunca, Medineye dönüşünden bir gün sonra, Uhud Savaşı'na katılmış olan ashâbını toplayarak Medine'den 16 km. kadar uzakta "Hamrâ'ü'l-Esed" denilen yere kadar müşrikleri takibetti. Gece olunca, burada 500 kadar ateş yaktırdı. Müşrikler, takib edildiklerini öğrenince, korktular; Medine'yi basma düşüncesinden vazgeçerek, süratle Mekke'ye döndüler.(210/1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- HİCRETİN ÜÇÜNCÜ YILINDA DİĞER OLAYLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Rasûlullah (s.a.s.)'in Hz. Hafsa ve Huzeyme Kızı Zeyneb'le Evlenmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ömer'in kızı Hafsa'nın ilk eşi Huneys b. Huzâfe, Kureyş ileri gelenlerinden ve Habeşistan'a hicret eden ilk Müslümanlardandı. Sonra Medine'ye hicret etmiş, Bedir ve Uhud Savaşlarına katılmıştı. Uhud Savaşında aldığı bir yaradan, Medine'de vefât etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ömer, Rasûlullah (s.a.s.) ile kızı Hafsa'nın evlenmesini şöyle anlatmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hafsa dul kalınca, Osman'a onunla evlenmesini teklif ettim. Hele bir düşüneyim, diye cevap verdi. Sonra kaşılaştığımızda, şu sırada evlenmeyi uygun görmüyorum, dedi. Bunun üzerine Ebû Bekir'e istersen Hafsa'yı sana vereyim, dedim. Ebû Bekir sustu. Müsbet veya menfi cevap vermedi. Ebû Bekir'in susmasına Osman'ın teklifimi geri çevirmesinden daha çok üzüldüm. Keyfiyeti Rasûlullah (s.a.s.)'e arzedince:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Üzülme yâ Ömer, Hafsa'yı Osman'dan hayırlısı alacak; Osman da Hafsa'dan daha iyisi ile evlenecek(210/2), buyurarak, Hafsa'nın izdivâcına tâlip oldu; Osman'ı da kızı Ümmü Gülsüm'le evlendirdi. Sonra Ebû Bekir bana rastladığında:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sanıyorum, Hafsa'yı bana teklif ettiğinde cevap vermediğime gücenmiştin. Ben Hafsa'yı Rasûlullah(s.a.s.)'in alacağını biliyordum. (Bana bunu söylemişti.) Rasûlullah (s.a.s.)'in sırrını ifşâ etmeyi uygun bulmadağım için sana cevap vermedim. Eğer böyle olmasaydı, teklifini kabûl ederdim, dedi.(211)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) Hz. Hafsa ile evlenerek, hem en yakın arkadaşlarından Hz.Ömer'in üzüntüsünü giderdi, hem de Hz. Ebû Bekir gibi Hz. Ömer'i de akrabalık bağı ile kendisine bağlamış oldu. (Şaban 3 H / Ocak 625 M)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilâloğullarından Huzeyme kızı Zeyneb, ilk kocasından ayrılmış; Rasûlullah (s.a.s.)'in halasının oğlu olan ikinci kocası Cahşoğlu Abdullah ise, Uhud Savaşı'nda şehid düşmüştü. Zeyneb genç ve güzel değildi, orta yaşlı ve merhametli bir hanımdı. Fakirleri, yoksulları, kimsesizleri gözettiği için, kendisine "Ümmü'l-mesâkin" ünvânı verilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşinin şehit düşmesiyle himayeye muhtaç kalan bu şefkatli hanımı Rasûlullah (s.a.s.) nikâhladı. Fakat Zeyneb çok yaşamadı, evlenmesinden üç ay kadar sonra vefât etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)'in torunu Hz. Hasan da bu yıl Ramazan ortalarında doğmuştur.(212)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Rasûlullah (s.a.s.)'in kızı Ümmü Gülsüm'ün Hz. Osmanla Evlenmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Osman, Rasûlullah (s.a.s.)'in ikinci kızı Rukiyye ile evliydi. Rukiyye, Bedir Savaşı esnâsında vefât etmişti. Bir yıl sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Hz. Osman'ı üçüncü kızı Ümmü Gülsüm'le evlendirdi. Rasûlullah (s.a.s.)'in iki kızı ile evlenmiş olduğu için Hz. Osman'a "Zi'n-nûreyn" (iki nûr sâhibi) denilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Muhammed, Hz. Muhammet, Hz. Muhammet'in hayatı, Peygamberimizin hayatı yaşamı, islamın doğuşu yayılışı, islamiyetin doğması yayılması, Bedir Savaşı Uhud Uhut Hendek Savaşları, Şehitlik, şehitler, Medine'ye Hicret, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-1922420098975159436?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/1922420098975159436/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=1922420098975159436' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/1922420098975159436'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/1922420098975159436'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-12.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 12'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-2313828122226079538</id><published>2008-05-07T07:39:00.006+03:00</published><updated>2009-06-01T01:39:38.868+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kur&apos;an-ı Kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kâbe'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 11</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II- HİCRETİN İKİNCİ YILI (623-624 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sizinle savaşanlara karşı, Allah yolunda siz de savaşın. Aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(el- Bakara Sûresi, 190)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- SAVAŞA İZİN VERİLMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm'da asıl olan barıştır. Savaş, zulmün önlenmesi, hakkın kabûl ettirilmesi için meşrû kılınmıştır. 13 seneye yaklaşan Mekke Devri'nde ve Medine Devrinin ilk yılında, müşriklerden gördükleri bunca zulüm, işkence ve haksızlığa rağmen, mü'minlere sabırlı olmaları, Allah'ın dinini güzellikle tebliğe çalışmaları emredilmiş(158), savaşa izin verilmemişti. Müslümanlardan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey Allah'ın Rasûlü, nedir bu çektiklerimiz? İzin ver de şunları gizli gizli öldürelim, diye izin istiyenlere Hz. Peygamber (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Henüz savaş izni verilmedi, sabredin Allah'ın yardımı yakındır, çektiğiniz çilelerin mükâfâtını göreceksiniz, diye cevap vermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicretten sonra Müslümanlar, giderek müşriklere karşı koyabilecek duruma geldiler. Üstelik Müslümanların düşmanları çoğaldı, sabır yolu ile barışı sürdürmek artık mümkün değildi. Bundan dolayı Hicretin 2'inci yılı başlarında Safer ayında;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Zulüm ve haksızlığa uğratılarak, kendilerine savaş açılan kimselere (mü'minlere) savaş izni verildi. Allah onlara yardım etmeğe elbette Kâdirdir. Onlar, 'Rabbımız Allah'tır' dediler diye, haksız yere yurtlarından (Mekke'den) çıkarıldılar..." (el-Hacc Sûresi, 39-40) anlamındaki âyet-i kerimelerle Müslümanlara, kendilerini savunmak üzere savaş izni verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-İLK GAZVELER (Akınlar, Saldırılar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazve= Saldırı, akın)&lt;br /&gt;Mekke müşrikleri, Medine'ye baskın hazırlığı içindeydiler. Rasûlullah (s.a.s.) düşmanın hazırlıkları hakkında bilgi edinmek için zaman zaman seriyyeler gönderdiği gibi, Medine ile Mekke arasındaki kabîlelerle görüşüp anlaşmalar yapmak, kureyş'in planladığı yağmaları önlemek için bizzat kendisi de askerî yürüyüşlere katıldı. Rasûlullah (s.a.s.)'in katılıp bizzât idâre ettiği askeri harekâta "Gazve" denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)'in ilk gazvesi, 60 kişilik müfreze ile Ebvâ Köyüne yapılan gazvedir.(159) Hicretin ikinci yılı Safer ayı başında yapılmıştır. Aynı yıl içinde sırasıyla Buvat, Uşeyre, Küçük Bedir ve Büyük Bedir Gazveleri olmuştur. İlk dördünde düşmanla karşılaşma olmamış, kan dökülmemiştir. Büyük Bedir Gazvesi, Müslümanların yaptığı ilk savaş olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- KIBLENİN DEĞİŞMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm'ın ilk yıllarında namaz, Beyt-i Makdis'e (Kudüs'e) doğru kılınıyordu. Ancak, Hicret'ten önce Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'de namaz kılarken, mümkün mertebe Kâbe'yi arkasına almaz; Kâbe, kendisiyle Beyt-i Makdis arasında kalacak şekilde, Rükn-i Yemânî ile Rükn-i Hacer-i esved arasında namaza dururdu. Böylece hem Kâbe'ye hem de Kudüsteki Mescid-i Aksa'ya yönelmiş oluyordu. Hicretten sonra Medine'de Mescid-i Aksa'ya yöneldiğinde Kâbe'nin arka tarafta kalmasından Rasûlullah (s.a.s.) üzüntü duyuyor, kıblenin Kâbe'ye çevrilmesini içten arzu ediyordu.(160) Çünkü Kâbe, atası Hz. İbrahim'in kıblesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicretten 16-17 ay kadar sonra, Şaban ayının 15'inci günü Hz. Peygamber (sa.s.) Medine'de Selemeoğulları Yurdu'nda öğle namazı kıldırırken, ikinci rek'atın sonunda;(161)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yüzünü gök yüzüne çevirip durduğunu görüyoruz. Seni elbette hoşnut olduğun kıbleye çevireceğiz. Hemen yüzünü Mescid-i Harâm'a doğru çevir. (Ey mü'minler) siz de nerede olursanız, (namazda) yüzlerinizi, onun tarafına çeviriniz..." (el-Bakara Sûresi, 144) anlamındaki âyet nâzil oldu. Hz. Peygamber yönünü hemen Kudüs'ten Mescid-i Harâm'a çevirdi. Cemâat da saflarıyla birlikte döndüler. Kudüs'e doğru başlanılan namazın, son iki rek'atı, Kâbe'ye yönelinerek tamamlandı. Bu yüzden Selemeoğulları Mescidine "Mescid-i Kıbleteyn" (iki kıbleli mescid) denilmiştir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- CAHŞ OĞLU ABDULLAH SERİYYESİ ve BATN-I NAHLE OLAYI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medine'ye baskın hazırlığı yapan Kureyş'in harekâtından haber almak üzere, Peygamber Efendimiz, Recep ayının son günlerinde, Mekke tarafına halasının oğlu Cahş oğlu Abdullah komutasında, 8 kişilik bir seriyye gönderdi. İki gün sonra açılmak üzere Abdullah'a bir de mektup vermişti. Mektupta, Mekke ile Tâif arasındaki Nahle Vâdisi'ne kadar gidilmesi, Kureyş'in faâliyetleri konusunda bilgi toplanması isteniyordu.(162)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nahle Vâdisinde, Kureyş'in Tâif'ten dönmekte olan bir kervanına rastladılar. Kervanın reisi Hadramî oğlu Amr'ı öldürüp ele geçirdikleri iki esir ve zaptettikleri mallarla Medine'ye döndüler. Rasûlullah (s.a.s.) bu olayı hoş karşılamadı. Çünkü kendilerine çarpışma izni verilmemişti. Üstelik bu olay, kan dökülmesi yasak sayılan "eşhür-i hurum"dan Recep ayında meydana gelmişti. Mekke müşrikleri bu olayda öldürülen Hadramî oğlu Amr'ın intikamını vesile ederek savaş hazırlıklarını hızlandırdılar. "Muhammed harâm aylara bile saygı göstermiyor, harâm aylarda kan döküyor, yağma yapıyor.." diye de yaygara kopardılar.(163)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- BEDİR SAVAŞI (17 Ramazan 2 H/13 Mart 624 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Siz güçsüz bir durumda iken Allah size Bedir'de yardım etmişti".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Âl-i İmran Sûresi, 123)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Kureyş'in Gönderdiği Kervan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kureyş Medine'yi basıp Rasûlullah (s.a.s.)'i öldürmek, Müslümanlığı ortadan kaldırmak için hazırlanıyordu. Yapılacak savaşın masraflarını karşılamak üzere, Ebû Süfyân'ın başkanlığında büyük bir ticâret kervanını Medine yolu ile Şam'a göndermişlerdi. Nahle Vâdisinde öldürülen Hadramî oğlu Amr'ın kardeşi Âmir, Mekke sokaklarında çırılçıplak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Vâh Emrâh, vâh Amrâh..." diyerek dolaşıyor, halkı savaşa ve intikama teşvik ediyordu. Kervan döner dönmez, Medine'ye hücûm edeceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönderdiği seriyyeler (keşif birlikleri) vasıtasıyla Hz. Peygamber (s.a.s.), Mekke'de olup bitenleri, yapılan hazırlıkları tamâmen öğrenmişti. Ebû Süfyân'ın idâresindeki ticâret kervanından elde edilecek kazanç, Müslümanlarla yapılacak savaş için kullanılacaktı. Bu yüzden Rasûlullah (s.a.s.) Şam'a giderken engel olmak üzere "Uşeyre" denilen yere kadar bu kervanı tâkip etmiş fakat yetişememişti. Dönüşünü haber alınca, kervanı ele geçirmek üzere, Ramazan'ın 12'inci günü Abdullah b. Ümmi Mektûm'u imâm bırakarak 313 kişi ile Medine'den çıktı. Yolda ensârdan Ebû Lübâbe'yi Medineye muhâfız tâyin ederek, geri çevirdi. 8 kişi de mâzeretleri sebebiyle izin aldıklarından 64'ü muhâcir, diğerleri de ensârdan omak üzere 305 kişi kaldılar. 6 zırh, 8 kılıç, 3 at, 70 develeri vardı. Binek yetişmediği için develere nöbetleşe biniyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Süfyan, dönüşte Müslümanların kervana saldırma ihtimâline karşı Mekke'ye haberci göndererek korunması için yardım istemişti. Esâsen aylardan beri savaş hazırlığı içinde olan Mekkeliler kervanı kurtarmak ve Müslümanlardan intikam almak üzere Ebû Cehil'in komutasında 950-1000 kişilik bir ordu ile hareket ettiler. Ebû Leheb'den başka bütün Kureyş ulularının katıldığı bu ordunun 200'ü atlı, 700'ü develi, diğerleri de yaya idi. Zırh, ok, mızrak, kılıç gibi her türlü savaş âlet ve silahları tamamdı. Ebû Leheb, hastalığı sebebiyle sefere katılamamış, yerine bedel göndermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) İki Tâifeden Biri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kervanı araştırdığı esnâda, yolda Safrâ yakınlarında Zefiran Vâdisi'nde Kureyş'in büyük bir ordu ile kervanı kurtarmak üzere Medine'ye doğru yürümekte olduğunu haber alan Rasûlüllah (s.a.s.) durumu Müslümanlara anlatarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kureyş Mekke'den çıkmış, üzerimize doğru geliyor. Kervanı mı tâkip edelim, yoksa kureyş ordusunu mu karşılayalım, diye istişârede bulundu. Medine'den savaş hazırlığı ile çıkılmadığı için, çoğunluk kervanın tâkibini istiyordu.(164)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)'in bu duruma üzüldüğünü gören Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer sıra ile ayağa kalkarak, Kureyş ordusuna karşı çıkmanın daha uygun olacağını savundular. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu konuda ensâr'ın düşüncesini öğrenmek istiyordu. Sonra ilk Müslümanlardan Mikdad b. Esved, Muhâcirler adına söz alarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Biz, kavminin Hz. Musa'ya "Sen ve Rabbın gidin ve düşmana karşı savaşın. Biz burada oturup bekleyelim,(165) dedikleri gibi demeyiz. Biz senin sağında, solunda, önünde arkanda çarpışırız. Allah ve Rasûlünün emri ne ise ona itâat ederiz. Sen nereye gidersen oraya gideriz,(166) dedi. Ensar adına konuşan Sa'd b. Muâz da:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Ey Allah'ın Rasûlü, biz sana imân ettik. Getirdiğin Kur'ân'ın hakk olduğuna şehâdet ettik, sözlerini dinlemeğe ve itâat etmeğe, düşmana karşı seni korumağa söz verdik. Sen nasıl istersen öyle yap. Seni hak Peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, sen bize denizi gösterip dalsan biz de dalarız, hiç birimiz geri dönmeyiz. Biz düşmanla savaşmayı, harpte sebât göstermeyi biliriz. Allah'a güvenerek düşman ordusunun üzerine gidelim..." (167) dedi. Rasûlullah (s.a.s.) bu konuşmadan son derece memnun oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Öyleyse haydi Allah'ın bereketine yürüyünüz. Size müjdelerim ki, "Allah iki tâifeden birini (kervanın ele geçirilmesi veya Kureyş ordusunun yenilgisini) bize vâdetti".(168) Zaferimiz kesindir. Ben şimdiden Kureyş reislerinin harp meydanında yıkılacakları yerleri görüyor gibiyim, buyurdu. Sonra da Bedir'e doğru hareket etti.(169)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedir deve yürüyüşü ile Medine'ye 3; Mekke'ye ise 10 günlük (80 mil) mesâfede bir köydü. Her yıl burada panayır kurulur, bu sebeple Suriye'ye giden kervanlar buradan geçerdi. Kureyş ordusu buraya Müslümanlardan önce gelip, suyun başını tutmuştu. Ebû Süfyân idâresindeki 50 kişilik Kureyş kervanı ise, henüz Müslümanlar Medine'den çıktıkları sıralarda, sâhil yolunu izleyerek Medine'den uzaklaşmış, Kureyşlilere de geri dönmeleri için haber göndermişti. Fakat, ordusuna çok güvenen Ebû Cehil, mutlaka savaşmak istiyordu. Bu yüzden Mekkeliler geri dönmeyip, Bedir'e kadar ilerlemişler ve burada karargâh kurmuşlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) İki tarafın durumu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 Ramazan 2 H./13 Mart 624 M. Cuma sabahı iki ordu Bedir'de karşılaştı. Araplar ötedenberi hep kabîlecilik gayretiyle savaşmışlardı. Bu savaşta ise din uğrunda aynı kabîlenin insanları birbirleriyle çarpışacak, kardeş, amca, yeğen, hatta, baba-oğul birbirlerini öldüreceklerdi.(170/1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların sancaktarı Mus'ab b. Umeyr'in kardeşi Ebû Azîz, Kureyş'in bayraktarıydı. Utbe b. Rabîa'nın oğullarından Velîd kendi yanında, ikinci oğlu Ebû Huzeyfe mü'minlerin arasındaydı. Hz. Ebû Bekir'in bir oğlu Abdullah kendisiyle beraber, diğer oğlu Abdurrahman ise müşrik saflarındaydı. Rasûlullah (s.a.s.)'in amcalarından Hz. Hamza kendi yanında, diğer amcası Abbâs ise karşı tarafta yer almıştı. Hz. Peygamberi ömrü boyunca himâye etmiş olan amcası Ebû Tâlib'in bir oğlu Hz. Ali Müslümanlar içinde, diğer oğlu (Ali'nin kardeşi) Âkil ise müşrikler safında bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.s.)in ilk hanımı Hz. Hatice'nin kardeşi Nevfel ile damadı (kızı Zeyneb'in eşi) Ebu'l-Âs müşrikler içinde yer almışlardı.(170/2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşman ordusu sayı, silah, tecrübe ve maddi kuvvet bakımından Müslümanlardan kat kat üstündü. Bulundukları yer de savaş için daha elverişliydi. Ancak, sabaha karşı yağan yağmur, üzerinde rahat yürünemeyen kumlu zemini sertleştirmiş ve Müslümanların su ihtiyacını gidermişti. Böylece Müslümanların moralleri yükselmiş, Allahın yardımına sonsuz güven duymaya başlamışlardı. Kendileri için ölüm-kalım demek olan bu savaşta, İslâm'ın izzeti ve üstünlüğü için Müslümanlar, Allah'a duâ ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Savaş Başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kureyş adım adım Müslümanlara yaklaşıyordu. Manzara pek hazîndi. Bir avuç Müslüman, "Allah adını yüceltmek için", tepeden tırnağa silahlı koca şirk ordusunun karşısına çıkıyordu. Rasûlullah (s.a.s.) yanına Hz Ebû Bekir'i alarak, kendisi için hazırlanan gölgeliğe çekildi, ellerini semâya kaldırıp:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yâ Rabb, işte Kureyş bütün gurûr ve azametiyle senin dinini ortadan kaldırmak için geldi. Sana meydan okuyor, Peygamberini yalanlıyor. Yâ Rabb, peygamberlerine yardım edeceğine dâir ahdini, bana verdiğin zafer va'dini lütfet. Şu bir avuç mü'min telef olup yok olursa, bu günden sonra yeryüzünde sana ibadet ve kulluk edecek kimse kalmayacak.. "diye dua ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) vecd içinde, kendinden geçerek, o kadar çok duâ etmiş ve ellerini öylesine semâya kaldırmıştı ki, sırtından ridâsının düştüğünün farkına varmamıştı. Hz. Ebû Bekir ridâsını örttü, elinden tutarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey Allah'ın Rasûlü, yetişir artık, duan arşı titretti, Allah va'dini yerine getirecektir, dedi. Rasûlullah (s.a.s.)'in bu hâlini gören müslümanlar heyecandan ağlıyorlardı. Nihâyet Rasul-i Ekrem (s.a.s.): "Taplulukları bozulacak, arkalarını dönüp kaçacaklar" (el- Kamer Sûresi, 45) anlamındaki âyet-i kerîmeyi okuyarak çadırdan çıktı.(171) Allah yardımını böylece müjdelemiş, zaferin Müslümanların olacağını bildirmişti.(172)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşı Kureyş başlattı. Batn-ı Nahl'e de kardeşi öldürülen Hadramî oğlu Âmir'in attığı ok, Hz. Ömer'in azatlısı Mihca'a isâbet ederek şehit etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaştan önce, her iki taraftan birer ikişer kişinin ortaya çıkıp çarpışarak tarafları kızıştırması âdetti. Buna "mübâreze" denirdi. Kureyş reislerinden Utbe b. Rabîa, kardeşi Şeybe ile oğlu Velîd; birlikte ilerlediler. Müslümanlardan kendilerine karşı çıkacak er dilediler. Bunlara karşı Hz. Peygamber (s.a.s.)'in emri ile Ubeyde, Hamza ve Ali çıktılar. Hamza Şeybe'yi, Ali de Velîd'i birer hamlede öldürdüler. Sonra yaralı Ubeyde'nin yardımına koşup Utbe'nin de işini bitirdiler.(173)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e) Sonuç: Hakk'ın Bâtıla Zaferi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık savaş kızışmıştı, müşrikler saldırıya geçtiler, mü'minler kahramanca karşı koydular, Allah'ın yardımı ile müşrik ordusunu bozguna uğrattılar.(174) Müşrikler savaş alanında 70 ölü, 70 esir bırakarak kaçtılar. Öldürülenlerden 24'ü Müslümanlara en çok düşmanlık gösteren Kureyş büyükleriydi. Savaşın başkomutanı Ebû Cehil de ölenler arasındaydı.(175/1) Müslümanlardan şehit düşenler ise 6'sı muhâcirlerden, 8'i de ensârdan olmak üzere 14 kişiydi. (175/2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedir Zaferi Medine'de bayram sevinci meydana getirdi. Mekke ise mâteme büründü. Ebû Leheb bir hafta sonra üzüntüsünden öldü. Fakat Kureyşîler, Müslümanlar sevinmesinler diye yas tutmadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaferden sora Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Bedir'de üç gün daha kaldı. Şehitler defnedildi. Meydanda kalan müşrik ölüleri açılan bir çukura gömüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kureyş eşrâfından 24 kişinin cesetleri ise pislik atılan susuz kuyulardan birine atıldı. Rasûlullah (s.a.s.) Bedir'den ayrılacağı sırada bu kuyunun başına varıp, içindeki cesetlerin herbirinin adını söyleyerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey filân oğlu filân, biz Rabb'ımızın bize va'dettiği zaferi gerçek bulduk, siz de rabbınızın size va'dettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslendi. (176) Hz. Ömer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey Allah'ın Rasûlü, ruhları olmayan cesetlerle mi konuşuyorsun? dediğinde, Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Allah'a yemin ederim ki, söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz, buyurdu.(177)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;f) Bedir Esirleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (s.a.s.) yolda Safra denilen yerde, elde edilen ganimetleri gazîlere eşit olarak paylaştırdı. Mâzeretleri sebebiyle ordudan ayrılmış olan 8 kişiye de pay ayırdı. Esirlerle ilgili henüz bir hüküm inmemişti. Medine'ye gelince Rasûlullah (s.a.s.) bu konuyu ashâbıyla istişâre etti. Hz Ebû Bekir, fidye (kurtuluş bedeli) karşılığında serbest bırakılmalarını; Hz. Ömer ise hepsinin boyunları vurularak öldürülmelerini istedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) ve ashâbın çoğunluğu Hz. Ebû Bekir'in teklifini uygun buldular.(178) Esirlerden fidyelerini ödeyenler, hemen serbest bırakıldı, ödeyemeyenler ise, her biri Medine'li 10 çocuğa okuyup yazma öğretme karşılığında hürriyetini kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olay, dinimizin ilme ve okuyup yazmağa ne kadar çok önem verdiğini; Rasûlullah (s.a.s.)'in, Müslümanların düşmanı olan müşriklere bile öğretmenlik yaptırmakta sakınca görmediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- BENÎ KAYNUKA YAHÛDÎLERİNİN MEDİNE'DEN ÇIKARILMASI (Şevval 2 H./Nisan 624 M.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine'de Yahûdîlerle anlaşmalar yapmış, onlarla barış içinde olmak istemişti. Fakat Yahûdiler dâima düşmanca bir davranış içinde oldular. Her fırsatta Evs ve Hazrec Kabîleleri arasındaki eski düşmanlıkları hatırlatıp, Müslümanları birbirine düşürmeğe çalıştılar. Kendileri ehl-i kitâb ve tek Allah inancında oldukları halde, "müşrikler, mü'minlerden daha doğru yolda" (179) dediler. Sabahleyin Müslüman olmuş görünüp, akşam dönerek(180), Müslümanlarla alay ettiler. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanlar aleyhine şiirler yazdılar. Oysa, ellerinde bulunan Tevrat'taki bilgilerden Hz. Muhammed (s.a.s.)'in hak peygamber olduğunu da biliyorlar(181), buna rağmen düşmanlık ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlarla Medine'deki Yahûdî kabîleleri arasında yapılan vatandaşlık anlaşmasını ilk bozan Kaynukaoğulları oldu. (182)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlardan bir kadın, Kaynuka yahûdilerinden bir kuyumcunun dükkanında alış- veriş ederken, bir Yahûdî, kadın duymadan örtüsünün eteğini arkasına bağlamış, kadın kalkıp gitmek isteyince her tarafı açılıvermişti. Kadının feryâdı üzerine yetişen bir Müslüman bu Yahûdîyi öldürmüş, orada bulunan Yahûdîler de bu Müslümanı öldürmüşlerdi. Bu olay yüzünden Kaynukaoğulları ile Müslümanların arası açıldı.(183) Rasûlullah (s.a.s.) Beni Kaynuka'ya muâhedeyi yenilemeyi teklif etti, onlar buna yanaşmadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Sen bizi, savaş bilmeyen Mekkeliler mi sanıyorsun? Biz savaşa hazırız...." dediler.(184) Rasûlullah (s.a.s.) Ebû Lübâbe'yi Medine'de vekil bırakarak Şevval ayı ortalarında ordusu ile Benî Kaynuka'yı muhasara etti. Kuşatma 15 gün sürdü. Kaynukaoğulları diğer Yahûdî kabîleleri ve münâfıklardan bekledikleri yardımı göremeyince, teslim olmağa mecbûr oldular. Muâhedeyi bozdukları, vatana ihânet ettikleri için öldürülmeleri gerekiyordu. Kaynukaoğulları daha önce Hazrec kabîlesinin himâyesindeydi. Hazrec kabîlesi eşrâfından, münâfıkların başı Ubeyy oğlu Abdullah, bunu bahâne ederek bunların öldürülmemeleri için ısrar ettiğinden, Rasûlullah (s.a.s.) Medine'den çıkarılmalarını emretti. Böylece, 700 kişiden ibâret Kaynuka Yahûdîleri, Medine'den Şam tarafına sürüldüler.(185) Ele geçen ganimet mallarının beşte biri Beytü'l-mâle (Devlet hazinesine) ayrıldı.(186) Geri kalanı gazilere paylaştırıldı. Toprakları da, topraksız Müslümanlara verildi. Böylece Müslümanlar, Yahûdîlerin en cesûru sayılan Kaynukaoğullarının kötülüklerinden kurtulmuş oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-SEVİK GAZASI (Zilhicce 2 H./Mayıs 624 M.2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedir Savaşında Mekkelilerin ileri gelenleri ölmüş, Kureyşin başına Ebû Süfyan geçmişti. Ebû Süfyan, Müslümanlarla savaşıp, Bedir yenilgisinin öcünü almadıkça kadınlarına yaklaşmayacağına, yıkanmayacağına ve koku sürmeyeceğine yemin etmişti. 200 atlı ile Mekke'den çıkarak Medine'ye bir saatlik mesâfede Urayz Köyü'ne gelmiş, çift sürmekte olan ensârdan Sa'd b. Âmir ile hizmetçisini şehit edip bir kaç ev ve hurma ağacını ateşe verdikten sonra, "yeminim yerine geldi", diyerek dönüp kaçmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (s.a.s.) bu durumu duyunca 80 süvâri, 120 yaya ile hemen tâkibe çıkmış ise de Ebû süfyân sür'atle kaçtığı için yetişememiştir. Mekkelilerin erzak olarak getirip, kaçarken ağırlık olmasın diye bıraktıkları çuvallar dolusu, kavrulmuş un (sevik) Müslümanların eline geçtiğinden bu gazveye Sevik (kavrulmuş un, kavut) Gazası denilmiştir.(187)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- HİCRETİN İKİNCİ YILINDA DİĞER OLAYLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medine Devri'nin 2'nci yılında, Bedir Savaşı'ndan önce Şaban ayında Ramazan orucu farz kılındı. Zekât da hicretin 2'inci yılında farz kılınmıştır. Bazı İslâm bilginleri, zekâtın Mekke devride farz kılındığı, Medine Devrinde ise, zekâtın verileceği yerlerin belirlendiği görüşündedir.(188) Gene bu yılda Ramazan ve Kurban bayramları namazları ile fıtır sadakası ve kurban kesmek meşrû kılınmıştır.(189)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)'in kızı Hz. Osman'ın zevcesi Rukiyye Bedir zaferi esnâsında Medine'de vefât etmiştir. Eşinin hastalığı sebebiyle Hz. Osman Bedir Savaşı'na katılamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)'e ilk vahyin geldiği yıl doğmuş olan en küçük kızı Hz. Fâtıma ile Hz.Ali bu yılda evlenmişlerdir. Evleninceye kadar Hz. Ali Rasûlullah (s.a.s.)'in yanında kalmış ve O'nun elinde yetişmişti. Evliliğinden sonra ayrı bir eve çıktılar. Rasûlullah (s.a.s.)'in en sevgili kızı Fâtıma'ya çeyiz olarak verdiği eşya, bir yatak, bir şilte, (minder), bir su tulumu, bir el değirmeni, iki su ibriği ve bir su kabından ibârettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedir esirleri arasında Hz. Paygamber (s.a.s.)'in damadı, Zeyneb'in eşi Ebu'l-As da bulunuyordu. Zeyneb, eşinin fidyesi (kurtuluş bedeli) için kendisine annesi Hz. Hatice'nin düğün hediyesi olarak verdiği gerdanlığı da göndermişti. Bu durumdan çok hislenen Rasûlullah (s.a.s.) ve ashâbı, Ebu'l-Âs'ı fidye almadan serbest bırakmışlar, Zeyneb'in gerdanlığını da geri göndermişlerdir. Ancak Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Ebu'l-Âs'dan müşrik olduğu için Zeyneb'in kendisine helâl olmadığını, bu yüzden hemen Medine'ye göndermesini istedi. Ebu'l-Âs sözünü yerine getirdi. Böylece Rasûlullah (s.a.s.)'in en büyük kızı Zeyneb de bu yıl içinde Medine'ye hicret etmiştir.(190)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Muhammed, Hz. Muhammet, Hz. Muhammet'in hayatı, Peygamberimizin hayatı yaşamı, islamın doğuşu yayılışı, islamiyetin doğması yayılması, Bedir Savaşı Uhud Hendek Savaşları, islami akınlar, Medine'ye Hicret, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-2313828122226079538?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/2313828122226079538/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=2313828122226079538' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/2313828122226079538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/2313828122226079538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-11.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 11'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-7136961807097076650</id><published>2008-05-07T07:36:00.008+03:00</published><updated>2009-06-01T01:40:58.770+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kâbe'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 10</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEDİNE DEVRİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Doğrusu inanıp hicret edenler Allah Yolunda mallarıyla, canlarıyla cihâd edenler ve muhâcirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte bunlar birbirlerinin dostudurlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(el-Enfâl Sûresi, 72)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I- HİCRETİN İLK YILI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- MEDİNE'DE GENEL DURUM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medine, Mekke'nin kuzeyinde, üç tarafı dağlarla çevrili, güneyi ise ovalık bir şehirdir. Havası güzel, toprağı zirâate elverişli, hurmalıkları boldur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)'in hicreti esnâsında, Medine'de Evs ve Hazrec adlı iki Arap kâbilesi ile, Kaynuka, Nadîr ve Kurayzaoğulları adlı üç Yahûdi kabîlesi vardı. Arap kabileleri buraya "Seylü'l-arim" denilen sel felâketinden sonra Yemen'den; Yahûdîler ise, Romalıların Kudüs'ü işgal ve tahriplerinden sonra Kudüs'ten gelip yerleşmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçta, bir müddet Araplarla Yahûdîler iyi geçinmişlerse de, Yahûdîlerin çıkarcı davranışları yüzünden zamanla araları açılmış, Arablar Yahûdîleri yenerek Medine'de hâkim duruma gelmişlerdi. Fakat çok geçmeden Yahûdîlerin entrikaları ile birbirlerine düştüler ve iki kardeş kabîle uzun yıllar birbirleriyle savaştılar. Bu savaşların en sonuncusu Buâs Harbi'dir. Hicretten yaklaşık 5 yıl önce sona eren ve bazı fâsılalarla tam 120 yıl süren bu savaşta her iki taraf da büyük kayıp vererek zayıf düşmüşlerdir. Bu yüzden, Hicret esnâsında Yahûdîler, özellikle iktisâdî yönden Medine'de hâkim durumda bulunuyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evs ve Hazrec kabîleleri, aralarındaki bu düşmanlığın ancak Rasûlullah (s.a.s.)'in hakemliği, İslâm'ın getirdiği adâlet, sevgi ve kaynaşma ile ortadan kalkabileceğini anlayarak Müslümanlığa sımsıkı bağlandılar. Gerçekten Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medîne'ye gelmesiyle, bu iki kardeş kabile arasında asırlarca sürmüş olan kin ve düşmanlıktan eser kalmamıştır.(144)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- MESCİD-İ NEBÎ'NİN İNŞÂSI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicret esnâsında Medîne'de câmi yoktu. Rasûlullah (s.a.s.) namaz vaktinde nerede bulunursa namazı orada kıldırırdı. İlk mescid, hicretin ilk günlerinde Kuba'da yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicret sırasında, Rasûlullah (s.a.s.)'in devesinin çöktüğü, Halid b. Zeyd'in evinin karşısındaki boş arsaya mescid yapılacaktı. Neccâroğullarından iki yetim çocuğa âit olan bu arsayı, Neccâroğulları hibe etmek istedilerse de Peygamber (s.a.s.) Efendimiz kabûl etmedi. Bedeli olan 10 miskal (40.9 gr) altını Hz. Ebû Bekir ödedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arsada müşrik kabirleri, yabâni hurmalar ve engebeler vardı. Kabirler başka yere nakledildi. Hurma ağaçları kesildi, çukurlar düzlendi. Mescid'in yapımında bizzât Rasûlullah (s.a.s.)'de bir işçi gibi çalıştı. Temeli taştan, duvarları kerpiçten, direkleri hurma ağaçlarından yapıldı. Üzeri de hurma dallarıyla örtüldü; zemini ise topraktı. Kıblesi Kudüs'e doğru olan bu mescid'in, biri mihrab'ın karşısındaki ana kapı, biri Rasûlullah (s.a.s.)'in evine açılan kapı, diğeri de "Bab-ı Rahmet" denilen kapı olmak üzere üç kapısı vardı. Kıble'nin değişmesinden sonra, ana kapı ile mihrap yer değiştirdiler.(145/1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- HÂNE-İ SAÂDET'İN İNŞÂSI ve RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN HZ. ÂİŞE İLE EVLENMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnşâsı 7 ay süren Mescid'in bir tarafına Rasûlullah (s.a.s.) ve âilesinin ikameti için odalar (hücreler) yapıldı. Bu odaların sayısı daha sonra dokuza çıkmıştır. Odalardan her birinin genişliği 3-3,5 arşın, uzunluğu 5 arşın, yüksekliği ise bir adam boyu kadardı. Hz. Aişe, Safiyye ve Sevde'nin odaları Mescid'in güneyinde; Ümmü Seleme, Ümmü Habibe, Meymûne, Cüveyriye, Zeyneb bt. Cahş ve Zeyneb bt. Huzeyme'nin odaları ise Mescidin kuzeyinde bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.s.)'in hâlen "Kabr-i Saâdet"inin bulunduğu yer, Hz. Âişe'ye tahsis edilen oda idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mescid ve hücrelerin yapımı tamamlanınca, Hz. Peygamber (s.a.s.) misâfir kaldığı Halid b. Zeyd'in evinden buraya taşındı. Evlâtlığı Zeyd b. Hârise ve Ebû Râfi'i Mekke'ye gönderip kendi âilesi ile Ebû Bekir'in âilesini de Medine'ye getirtti. Kendi âilesi, Hz. Hatice'nin vefâtından sonra evlendiği Zem'a kızı Hz. Sevde ile kızları Ümmü Gülsüm ve Fâtıma idi. Kızlarından Rukiyye daha önce eşi Hz. Osman'la birlikte hicret etmişti. Diğer kızı Zeyneb, kocası henüz müşrik olduğu için gelemedi.(145/2) (Zeyneb, Bedir savaşından sonra hicret edebildi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Bekir'in âilesi ise, karısı Ümmü Rumân ile çocukları Abdullah, Esmâ ve Âişe'den ibâretti. Bunlarla berâber Zeyd b. Hârise'nin eşi Ümmü Eymen ile oğlu Üsâme de Medine'ye geldiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ebû Bekir'in kızı Âişe ile Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) hicretten önce Mekke'de iken nişanlanmışlardı. Hicretten 8 ay sonra, Şevval ayında Medine'de evlendiler. Böylece, Rasûlullah (s.a.s.) ile Hz. Ebû Bekir arasındaki mânevi bağ, akrabalık bağı ile daha da kuvvetlenmiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Âişe son derece zeki, bilgili ve kültürlü bir hanımdı. Dinî hükümlerin, Müslüman kadınlara öğretilmesinde büyük gayreti yanında, özellikle Rasûlullah (s.a.s.)'in ev ve âile hayatıyla ilgili bilgileri Müslümanlar O'ndan öğrenmişlerdir. Kendisinden 2210 hadis rivâyet edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- SUFFE ASHÂBI (ASHÂB-I SUFFE)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mescid'in bir tarafına da, etrâfı açık, üstü hurma dallarıyla örtülü bir gölgelik, (çardak, suffe) yapıldı. Evi ve âilesi olmayan fakir Müslümanlar burada kaldıkları için onlara "Ashâb-ı Suffe" denilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suffe ashâbı son derece fakirdi. İş buldukları zaman çalışırlar, diğer zamanlarda Mescidde ilim ve ibâdetle meşgul olurlardı. Burası İslâm Târihinde ilk yatılı öğretmen okulu durumundaydı. Bu okulun dershanesi mescid, yatakhanesi suffe, öğrencileri suffe ashâbı, öğretmenleri de bizzat Rasûlullah (s.a.s.) idi. Medine'nin dışında yeni Müslüman olan topluluklara İslâm'ı öğretmek üzere bir öğretmen göndermek gerektiğinde, bunlar arasından gönderiliyordu. Sayıları 70 ile 400 arasında değişen Suffe ashâbının ihtiyaçları, ashâbın zenginleri tarafından karşılanıyordu. Rasûlullah (s.a.s.) her akşam bunlardan bir kısmını kendi sofrasına alır, bir kısmını da ashâb arasına dağıtırdı. Getirilen sadakaları tamamen bunlara gönderir, kendisine gelen hediyelerden de suffe ashâbı için hisse ayırırdı.(146/1) Rasûlullah (s.a.s.)'den en çok hadis rivâyet etmiş olan Ebû Hüreyre de suffe ashâbındandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- FARZ NAMAZLARIN DÖRT REKAT OLMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mirâctan önce Müslümanlar akşam ve sabah olmak üzere iki vakit namaz kılıyorlardı. Beş vakit namaz mirâcta farz kılındı. Ancak, Hicretten önce, akşam namazının farzı üç rekât, diğer vakitlerin hepsi de ikişer rekâttı, Hicretten sonra, öğle, ikindi ve yatsı namazlarının farzları dört rekâta çıkarıldı. Sefer zamanlarında ise ilk farz kılındığı sayıda bırakıldı.(146/2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- EZÂN'IN MEŞRÛİYETİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mescid-i Nebi'nin inşâsı bittikten sonra, namaz vakitlerinin Müslümanlara duyurulmasına ihtiyaç duyuldu. Çünkü, namaza erken gelenler vaktin girmesini bekleyip işlerinden kalıyorlar; geç gelenler ise cemâate yetişemedikleri için üzülüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) vahiy gelmeyen konularda ashâbı ile istişâre ederdi.(147) Bu konuda yapılan istişâre esnâsında, namaz vakitlerinin "çan veya boru çalınarak, ateş yakılarak, yüksek bir yere bayrak çekilerek duyurulması" teklifleri yapıldı. Rasûlullah (s.a.s.), "çan çalmak Hristiyanların, boru çalmak Yahûdîlerin, ateş yakmak Mecûsîlerin âdetidir." diyerek kabûl etmedi. Bayrak çekme teklifi de beğenilmedi. İstişâre sonunda hiç bir şeye karar verilemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ensârdan Zeyd oğlu Abdullah, rüyâsında elinde nâkûs (çan) bulunan birini görmüş, namaz vakitlerini duyurmak için bu nâkûsu satın almak istemiş, Rüyâsında gördüğü bu zât ona:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Ben sana daha güzelini öğreteyim" diyerek ezân lafızlarını söylemiş. Abdullah uyanınca, Rasûlullah (s.a.s.)'e gelerek rüyasında gördüklerini haber verdi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"İnşâllah hak rüyâdır. Bilâl'in sesi seninkinden gür. Gördüğünü ona öğret. Namaz vaktinde ezânı o okusun", buyurdu. Bilâlin okuduğu ezân, Medine'nin her tarafından duyuldu. Aynı rüyâyı Hz. Ömer de görmüş, fakat Abdullah daha önce haber vermişti.(148) Daha sonra Bilâl, sabah ezânlarına "es-salâtü hayrun minen-nevm" (namaz uykudan hayırlıdır.) cümlesini de eklemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezân, şeâir-i İslâmiye'dendir. Vâcib derecesinde kuvvetli bir sünnetdir. Yalnız rüyâ ile değil, Rasûlullah (s.a.s.)'in sünneti ve daha sonra inen âyetlerle de sâbittir.(149)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- ENSÂR İLE MUHÂCİRLER ARASINDA KARDEŞLİK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekke'li Müslümanlar, dinleri uğrunda bütün servet ve varlıklarını Mekke'de bırakmışlar, Medine'ye hicret ederek muhâcir olmuşlardı. Medineli Müslümanlar, onları kendi nefislerine bile tercih ederek, her türlü yardımı yapmışlar, onların bütün ihtiyâçlarını karşılamışlardı.(150) Fakat muhâcirler, ensâr'a yük oluyoruz, kendi kazancımız yok, diye üzülüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) muhâcirlerin bu üzüntüsünü gidermek, aradaki sevgi ve samimiyeti güçlendirmek, herhangi ayrılık belirtisini önlemek için Hicretin 7'inci ayında muhâcirlerle ensârı, Mâlik oğlu Enes'in evinde topladı.(151) Burada, bir muhâciri, bir ensârla kardeş yaparak 90 (veya 360 kişi asarında kardeşlik bağı kurdu.(152) Ensâr, muhâcir kardeşlerini alıp evlerine götürdüler Mallarına ortak ettiler. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'e başvurarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ya Rasûlallah, hurmalıklarımızı, muhâcir kardeşlerimizle aramızda paylaştır... dediler. Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayır, mülkiyet size âit. Muhâcir kardeşlerinizle birlikte çalışacak, mahsûlü paylaşacaksınız... buyurdu.(153/1) İki taraf buna râzı oldular. Kardeşler birbirlerine o derece bağlandılar ki, başlangıçta, zev'il-erhâmdan önce birbirlerine mirâsçı bile oldular.(153/2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ensâr'dan Reb'i oğlu Sa'd, muhâcir Avf oğlu Abdurrahman'a:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ben malca ensârın en zenginiyim. Rasûlullah (s.a.s.) ikimizi kardeş yaptı. Malımın yarısı senindir. İki zevcem var, dilediğini boşayacağım. Onu da nikâhlarsın... dedi. Abdurrahman:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Allah malını da, zevceni de sana mübârek kılsın. Benim bunlara ihtiyâcım yok. Sen bana çarşıyı göster... dedi.(154)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdurrahman ticârete başladı, kısa zamanda zengin oldu. Muhâcirlerin büyük kısmı ticâretle hayatlarını kazandılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ensâr ve muhâcirlerden belirli kimseler arasında Hz. Peygamber tarafından yapılan kardeşlik, daha sonra "Mü'minler ancak kardeştirler"(el-Hucurât Sûresi, 10) âyet-i celîlesiyle genişledi. Fakat bu kardeşliğin, mirâsla ilgili hükmü, Bedir Savaşı'ndan sonra "...Akraba olanlar (mîrâs hususunda) Allah'ın Kitabında mü'minlerden ve muhâcirlerden daha yakındır.." (el-Ahzâb Sûresi, 6) ve "Allah'ın Kitâbında (mirâs hususunda) hısımlar birbirlerine daha yakındır." (el-Enfâl Sûresi, 75) ayet-i kerimeleri ile kaldırıldı.(155/1) Çünkü muhâcirler, çalışıp ticâret yaparak ilk sıkıntılı günlerinden kurtuldular. Bedir Savaşı ganimetlerinden de yararlandıktan sonra, artık ensârın yardımına ihtiyaçları kalmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- MÜSLÜMANLARLA YAHÛDÎLER ARASINDA VATANDAŞLIK ANLAŞMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) Mekkeli muhâcirlerle, Medineli ensârı kardeş yaparak birbirlerine bağladıktan sonra, Medine'yi dış düşmanlara karşı müştereken savunmak üzere muhâcirler, ensâr ve Medine'deki Yahûdîler arasında yazılı bir "vatandaşlık anlaşması" yaptı. Bu anlaşmaya göre:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Diyet ve fidyelere ait kurallar, eskiden olduğu şekilde devam edecek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Yahûdîler kendi dinlerinde serbest olacaklar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Müslümanlarla Yahûdîler, barış içinde yaşayacaklar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) İki taraftan biri, üçünçü bir tarafla savaşırsa, diğer taraf yardımcı olacak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e) Taraflardan biri Kureyşle dostluk kurmayacak ve onları himâyesine almayacak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;f) Dışardan bir tecâvüz olursa, Medine müştereken savunulacak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;g) İki taraftan biri, üçüncü bir tarafla sulh yaparsa, diğer taraf bu sulhü tanıyacak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;h) Müslümanlarla Yahûdîler arasında çıkacak her türlü anlaşmazlıkta Hz. Peygamber (s.a.s.) hakem kabûl edilecekti. (155/2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- MEDİNE'DE MÜSLÜMANLARIN DURUMU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar Medineye göç etmekle rahata kavuşmuş olmadılar. Bir bakıma tehlike ve düşmanları daha da çoğaldı. Hicretten önce karşılarında düşman olarak yalnızca Mekke müşrikleri vardı. Hicretten sonra puta tapıcı müşrikler, münâfıklar ve Yahûdîler olmak üzere üç sınıf düşmanla karşı karşıya geldiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Puta tapıcı müşrik Arablar: Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde Kâbe'yi ve putlarını ziyârete gelen Arab kabîleleri sâyesinde bol kazanç elde eden Mekkeliler, maddî çıkarlarını putperestliğin yaşamasında gördükleri için, Müslümanlığa düşman olmuşlar, Müslümanları yok etmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı. Müslümanlığın, Şam ticâret yolu üzerinde bulunan Medine'de yayılması da onların işine gelmedi. Bu sebeple hicretten sonra, Müslümanların peşini bırakmadılar. Müslümanlığı henüz kuvvetlenmeden yok edebilmek için her tedbire başvurdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Yahûdîler: Evs ve Hazrec kabîleleri arasındaki anlaşmazlığı körükleyerek onları zayıf düşürüp, Medine'de ekonomik yönden hâkim duruma gelen Yahûdîlerin de, Müslümanlık menfaatlerine uygun gelmemişti. Hz. peygember (s.a.s.) Efendimiz bunlardan gelecek tehlikeleri önlemek için Yahûdî kabîlelerinin her biriyle ayrı ayrı anlaşmalar yapmıştı. Fakat, bunlar anlaşmalara sâdık kalmıyorlar, Kureyş kabîlesi ve Müslümanlara düşman olan diğer unsurlarla işbirliği yapıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Münâfıklar: Hicretten önce Hazrec kabîlesinin ileri gelenlerinden Übeyy oğlu Abdullah'ın (Abdullah b. Übeyy b. Selûl) Hazrec kabîlesine reis olması kararlaştırılmıştı. Taraftarları ona süslü bir taç bile hazırlamışlardı. Müslümanlığın Medine'de süratle yayılması ve Rasûlullah (s.a.s.)'in hicret etmesi, Abdullah'ın reisliğine engel oldu. Bu yüzden Abdullah ve taraftarları Müslümanlığa düşman oldular. Fakat mücâdele ve bozgunculuklarını daha etkili yapabilmek için, imân etmedikleri halde Müslüman göründüler. Böylece bir de "Münafıklar zümresi" meydana geldi. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bunları bilyor, fakat ayıplarını yüzlerine vurmuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekkeli müşrikler, Medine'deki Yahûdîlerle münâfıkları, Müslümanlara karşı el altından devâmlı teşvik ve tahrik ediyorlar, Medine etrafındaki müşrik Arab kabîleleriyle anlaşmalar yaparak Medine'ye baskın yapmağa hazırlanıyorlardı. Münâfıkların reisi Übeyy oğlu Abdullah'a bir mektup yazarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Siz Muhammed (s.a.s.)'in yurdunuzda barınmasına izin verdiniz. O'nu ya öldürmez veya bize teslim etmez, yahut da Medine'den çıkarmazsanız hepinizi öldürmek, esir etmek ve kadınlarınıza tecâvüzde bulunmak üzere Medine'yi basacağız" (156/1) diye münâfıkları bile tehdit etmişlerdi. Medine'lilerin gözlerini korkutmak ve Müslümanlara yardımcı olmaktan vazgeçirmek için bir defa da Câbir oğlu Kürz komutasındaki bir çete ile Medine'lilerin mer'ada otlamakta olan hayvanlarını sürüp götürmüşlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere Müslümanlar, Medine'ye hicretten sonra da güven içinde olmadılar. Bu yüzden Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Medine'nin savunmasıyla ilgili bütün tedbirleri aldı. Medine'deki Yahûdîler ve Medine etrâfındaki müşrik Arab kabîleleri ile saldırmazlık anlaşmaları yaptı. Etrafa seriyyeler (küçük askeri birlikler) göndererek, düşmanın hareketlerini kontrol altına aldı. Mekkelilerin Şam ticâret yolunu kapattı. Müşriklerin gece baskını ihtimâline karşı geceleri Medine sokaklarında ashâb nöbet tuttu. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bile ancak kapısında nöbet beklendiği zamanlarda endişesiz uyuyabiliyordu.(156/2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- İLK NÜFUS SAYIMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savunma ile ilgili alınan tedbirler arasında, Müslümanların sayısını bilmeğe de lüzûm görüldüğünden, Rasûlullah (s.a.s.) "Bana Müslüman olduklarını söyleyenlerin isimlerini yazınız," buyurmuştur. Sayım sonunda Medine'de 1500 müslüman bulunduğu anlaşılmıştır.(157)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11- İLK SERİYYELER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) düşmanın hareketini kontrol altında tutmak, Medine'yi muhtemel bir tecâvüzden korumak için, civârdaki bazı bölgelere "keşif kolları" (seriyye) göndermiş, fakat kendilerine silahlı tecavüz olmadıkça çarpışma izni vermemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicretin ilk yılında üç seriyye gönderilmiştir. İlk seriyye, Hz Peygamber (s.a.s.)'in amcası. Hz. Hamza komutasındaki 30 kişilik seriyyedir. İslâm'da ilk sancak bu seriyyeye verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2'inci seriyye, Rasûlullah (s.a.s.)'in amcalarından Hâris'in oğlu Ubeyde komutasında; 3'üncüsü ise Sa'd b. Ebî Vakkas komutasında gönderilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar Kureyş kervanlarını takip için gönderilmişlerdi. İlk iki seriyyede karşılaşma olduğu halde çarpışma olmamıştır. Sadece Sa'd b. Ebî Vakkas, ikinci seriyye'de bir ok atmıştır ki İslâm'da Allah yolunda atılan ilk ok budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seriyyeler, hicretin 7-8 ve 9' uncu (Ramazan, Şevval ve Zilkade) aylarında gönderilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seriyye: Rasûlullah (s.a.s.)'in kendisinin bulunmadığı küçük harp müfrezesi demektir. Rasûlullah (s.a.s.)'in katıldığı ve bizzât idare ettiği askeri harekâta ise "Gazve" denir. Seriyyeler, genellikle gece çıkarılan ve sayıları 5-400 arasında değişen askeri birliklerdir. Gazvelerin sayısı 19'dur. Seriyyelerin sayısı daha çoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Muhammed, Hz. Muhammet, Hz. Muhammet'in hayatı, Peygamberimizin hayatı yaşamı, islamın doğuşu yayılışı, islamiyetin doğması yayılması, Ezan, Namaz, Medine'ye Hicret, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-7136961807097076650?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/7136961807097076650/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=7136961807097076650' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/7136961807097076650'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/7136961807097076650'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-10.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 10'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-2637196673880578384</id><published>2008-05-07T06:36:00.008+03:00</published><updated>2009-06-01T01:41:44.759+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kur&apos;an-ı Kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 9</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;&lt;strong&gt;VI- MEDİNEYE HİCRET&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="1"&gt;"Rabb'ım, beni şerefli bir girişle (Medineye) koy, sâlim bir çıkışla da (Mekke'den) çıkar".&lt;br /&gt;(el-İsrâ Sûresi, 80)&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000" size="4"&gt;1- MÜSLÜMANLARIN MEDİNE'YE HİCRETLERİ&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hicret&lt;/strong&gt; bir yerden başka bir yere &lt;strong&gt;göç etme&lt;/strong&gt; demektir. Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke'de Müslümanlar barınamaz hâle gelmişlerdi. Bu sebeple 2'inci Akabe Bîatında Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanların Medine'ye hicretleri de kararlaştırılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) "&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Sizin hicret edeceğiniz yerin iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi...&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt; "(120) diyerek Müslümanların Medine'ye hicretlerine izin verdi. 2'inci Akabe Bîatı, Peygamberliğin 12'nci yılının son ayı olan Zilhicce'de yapılmıştı. 13'üncü yılın ilk ayı Muharrem'de (Temmuz 622) Medine'ye hicret başladı. Mekke'den Medine'ye ilk hicret eden, Beni Mahzûm'dan Abdülesed oğlu &lt;strong&gt;Ebû Seleme&lt;/strong&gt;(121), en son hicret eden ise Rasûlullah (s.a.s.)'in amcası &lt;strong&gt;Abbâs&lt;/strong&gt;'tır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekke'nin fethine kadar geçen süre içinde, dini uğruna, evini-barkını, malını-mülkünü, âilesini, kabîlesini, akrabasını, bütün varlığını Mekke'de bırakarak Rasûlullah (s.a.s.)'in müsâdesiyle Medine'ye göç eden Mekke'li Müslümanlara "&lt;strong&gt;Muhâcirûn&lt;/strong&gt;" adı verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medine'de muhâcirleri misâfir eden, onlara bütün imkânları ile yardımcı olan Medine'li Müslümanlara da "&lt;strong&gt;Ensâr&lt;/strong&gt;" denilmiştir. Muhâcirûn ve Ensâr, Kur'ân-ı Kerîm'de bir çok vesîlelerle övülmüşlerdir.(122)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muharrem ve safer aylarında Müslümanlar, âileleri ile birlikte hicret ettiler. Birer, ikişer, gizlice Mekke'den ayrılıp Medine'ye gittiler. Ensâr tarafından Medine civârındaki "Avâlî" denilen köylere yerleştirildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ömer Mekke'den gizli ayrılmadı. Kılıcını kuşandı, Kâbe'yi tavâf etti. Bütün müşriklere meydan okuyarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ben Medine'ye gidiyorum. Analarını ağlatmak, karılarını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler peşime düşsün... dedi. Ömer'in hicreti Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hicretinden 15 gün kadar önce olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa zamanda, Mekke'li Müslümanların hemen hepsi Medine'ye göç etti. Yalnızca &lt;strong&gt;Hz. EbûBekir&lt;/strong&gt; ile &lt;strong&gt;Hz. Ali&lt;/strong&gt;'yi Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'de alıkoymuştu.(123) Ebû Bekir hicret için izin istediğinde, Rasûlullah (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Acele etme, Allah sana hayırlı bir arkadaş verecek...&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" diyerek hicretini geciktirmiştir(124). Mekke'de müslümanlıkları yüzünden âileleri tarafından hapsedilmiş olanlar ile köle ve câriyelerden başka Müslüman kalmamıştı. Rasûlullah (s.a.s.) düşmanları arasında, en büyük tehlike karşısında yapayalnız bulunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN HİCRETİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Dâru'n-Nedve'nin Korkunç Kararı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akabe görüşmeleri ile Müslümanlık Medine'de yayılmağa başlamış, müşrikler korktuklarına uğramışlardı. Üstelik Mekke'deki Müslümanlar da Medine'ye göç etmişlerdi. Şimdi Hz. Muhammed (s.a.s.)'de Medine'ye gider, Müslümanların başına geçerse, Mekke'lilerin Şam ticâret yolu kapanabilirdi. Mekke müşrikleri Müslümanlara son derece kötü davranmışlar, târihte eşine ender rastlanan işkence ve hakarette bulunmuşlardı. Bunlar Medine'lilerle birleşip, kuvvetlendikten sonra kendilerinden öç alabilirlerdi. Esâsen Mekke'lilerle Medine'liler arasında, öteden beri geçimsizlik vardı. Çünkü Mekke'liler Adnânîlerden; Medine'liler ise Kâhtânîlerdendi. Durumun ciddiliğini anlayan Kureyş müşrikleri, Mekke'de yapayalnız kalan Peygamber Efendimize ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak üzere Dâru'n-nedve'de toplandılar. Toplantıda Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Ebu'l-Bahterî, Utbe b. Rabîa, Cübeyr b. Mut'im, Nadr b.Hâris, Ümeyye b.Halef, Hakim b.Hızâm...... gibi Mekke ileri gelenlerinin hemen hepsi vardı. Müslümanlık tehlikesinin önlenmesiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürdüler. İçlerinden Ebûl Bahteri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Muhammed (s.a.s.)'i bağlayıp her tarafı kapalı bir yerde ölünceye kadar hapsedelim, dedi. Amr oğlu Hişâm:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O'nu bir deveye bindirip Mekke'den çıkaralım, uzak yerlere sürelim, dedi. Ebû Cehil ise:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kureyş'in bütün kollarından birer temsilci seçelim. Bunlar aynı anda hücûm edip Muhammed (s.a.s.)'i bir hamlede öldürsünler. Kimin vurduğu, kimin darbesiyle öldüğü belli olmasın. Böylece kanı bütün Kureyş kabîlesine dağılsın, Hâşimîler bütün Kureyş kollarına karşı çıkamayacaklarından kan davasına kalkışamazlar. Çâresiz diyete (kan bedeline) râzı olurlar. Bu iş böylece kapanır... dedi. Ebû Cehil'in teklifi ittifakla kabûl edildi. Diğer teklifler beğenilmedi. Hemen Kureyş kollarında 40 yeminli kişi seçip toplantıyı bitirdiler.(125)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşriklerin Dâru'n-Nedve'deki bu konuşma ve plânları el-Enfâl Sûresi'nin 30'uncu âyetinde şöyle özetlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ya Muhammed, hatırla şu zamanı ki, inkâr edenler (Mekke müşrikleri) seni bir yere kapatmak veya (hepsi birden) öldürmek yahut da (Mekke'den) çıkarmak için sana tuzak hazırlıyorlardı. Onlar sana tuzak kurarken, Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Allah tuzakların en iyisini kurar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Rasûlullah (s.a.s.)'in Evinin Müşrikler tarafından Kuşatılması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşriklerin bu korkunç plânını Cebrâil (a.s.) Peygamber Efendimize haber verdi. "Bu gece, her zaman yatmakta olduğun yatağında yatmayacaksın, evini terkedeceksin..." dedi. Böylece Rasûlullah (s.a.s.)'e de hicret için izin verildi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Hz. Ali'yi çağırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben Medine'ye gidiyorum. Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Sabahleyin şu emânetleri sâhiplerine ver.(126) Ondan sonra sen de hemen gel" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalık kararınca, Kureyş'in seçme cânileri evin etrâfını sardılar.(127) Sabahleyin evinden çıkarken hep birden saldırıp öldüreceklerdi. Hz. Ali, Rasûlullah (s.a.s.)'in yatağına yattı. Hz. Peygamber (s.a.s.) eline bir avuç kum alıp, evini çeviren müşriklerin üzerine saçtı. Saçılan kum taneleri cânilerden herbirine isâbet etmiş, hepsi de derin bir uykuya dalmışlardı. Rasûlullah (s.a.s.) "Yâ-Sîn Sûresi"nin başından:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Biz onların önlerine ve arkalarına birer sed çektik, böylece gözlerini perdeledik. Onlar artık elbette görmezler" anlamındaki 9'uncu âyetine kadar olan kısmı okuyarak, aralarından geçip gitti.(128) Müşrikler Hz. Muhammed (s.a.s.)'in yatağında yattığını sanıyorlardı. Sabahleyin, yatakta yatanın Ali olduğunu görünce, donakaldılar, ne yapacaklarını şaşırdılar; hiddetlerinden çıldıracak hâle geldiler. Hemen her tarafı aramağa koyuldular. Mekke'yi alt üst ettiler. Fakat Hz. Peygamber yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhammed (s.a.s.)'i bulana 100 deve verilecek, diye ilân ettiler. Bu haber duyulunca, ne kadar mâceracı, cânî, katil varsa, hepsi etrâfa yayıldı. Mekke'de ve Mekke dışında, harıl harıl Hz. Peygamber (s.a.s.)'i arıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.), gece evinden ayrıldıktan sonra Kâbe'yi tavâf etti. "Ey Mekke, sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve bana en sevimli yerisin; eğer çıkmak zorunda bırakılmasaydım, senden ayrılmazdım", dedi.(129) Ertesi gün öğle sıcağında Hz. Ebû Bekir'in evine vardı. Allah'ın emri ile, berâber hicret edeceklerini bildirdi. Hz. Ebû Bekir, sevinç göz yaşları ile, 4 aydır dışarıya bırakmayıp, ağaç yaprakları ile beslemekte olduğu iki cins devesini işâret ederek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilediğini seç, Yâ Rasûlallah, dedi. Rasûlullah (s.a.s.) bedelini ödeyerek devenin birini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) ve Ebû Bekir için hazırlanan yol azığı bir dağarcığa konuldu. Ebû Bekir'in kızı Esmâ, belindeki bez kemeri ikiye ayırıp bir parçası ile bu dağarcığın ağzını bağladığı için Esma'ya "Zâtü'n-nitâkayn" (iki kemerli) ünvânı verild.(130/1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Mağarada Gizlenmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece olunca, her ikisi evin arka penceresinden çıktılar. Ayakkabılarını çıkarıp, ayaklarının uçlarına basarak ıssız yollardan Mekke'nin güneyine doğru ilerlediler. 1.5 saat (3 mil) mesafede Sevr Dağı'nın tepesindeki mağaraya vardılar. Kureyşin araması bitinceye kadar, (perşembeyi cumaya bağlayan geceden pazar gününe kadar) üç gün bu mağarada gizlendiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Bekir'in oğlu Abdullah, geceleri mağaraya gelip Mekke'de olup biteni anlatıyor, ortalık ağarmadan gene Mekke'ye dönüyordu. Kölesi Âmr b. Füheyre de koyunlarını otlatırken akşamları Sevr dağına götürüp onlara süt veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimizi ve Ebû Bekir'i arayanlar, iz sürerek, nihâyet Sevr'deki mağaranın ağzına kadar geldiler. Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden duyuluyordu. Hz. Ebû Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını görmüş ve heyecanla:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Yâ Rasûlallah, eğilip baksalar, bizi görecekler, demişti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Korkma, Allah'ın yardımı bizimledir.(130/2) İki yoldaş ki, üçüncüsü Allah'tır, hiç endişe edilir mi?" buyurdu.(131)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tâkipçiler Sevr dağı'na henüz çıkmadan, bir örümcek mağaranın ağzına ağ örmüş, bir çift beyaz güvercin yuva yapıp yumurtlamıştı. Bu durumda Kureyşliler mağaranın içine bakmanın ahmaklık olacağını düşünerek bırakıp gittiler.(132)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kureyşlilerin aramaları üç gün sürdü. Peygamber Efendimiz ile Ebû Bekir Mekke'de iken Abdullah b. Uraykıt adında henüz müslüman olmamış, fakat son derece emîn bir şahsı kılavuz olarak kiralayıp develeri de ona teslim etmişlerdi.(133) Kılavuz Abdullah, üç gün sonra, dördüncü günün (Pazar) sabahı develeri mağaraya getirdi. Devenin birine Rasûlullah (s.a.s.) ile Ebû Bekir diğerine ise kılavuz Abdullah ile Ebû Bekir'in kölesi Âmir b. Füheyre bindiler. Sâhili takibederek Medine'ye doğru 24 saat hiç dinlenmeden yol aldılar Deve yürüyüşü ile 13 günlük olan Medine yolunu 8 günde katederek 12 Rabiulevvel/23 Eylül 622 pazartesi günü Kuba'ya ulaştılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)ilk vahiy Hîra (Nûr) dağı'ndaki mağarada gelmişti. Hira'daki mağara ile Sevr'deki mağara arasında geçen müddet, Rasûlullah (s.a.s.) 'in Peygamberlik hayatının Mekke Devri'ni teşkil etmişti. Sevr dağı'ndaki mağaradan başlayan hicret ise, Mekke Devri'nin sonu, Medine Devri'nin başı olmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Rasûlullah (s.a.s.)'i Tâkibedenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicret yolculuğunda Peygamber Efendimiz iki önemli takiple karşılaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müdliçoğullarından Sürâka, Kureyş'in ilân ettiği mükâfâtı ele geçirmek hevesiyle, kendi bölgelerinden geçmiş olan hicret kafilesini tâkibe koyuldu. Atını dört nala sürerek Rasûlullah (s.a.s.) ve arkadaşlarına yaklaştığı sırada, atı sürçüp kapaklandı. Kendisi de yere yuvarlandı. Yeniden atına binip koşturdu. Tam yaklaştığı sırada, atının ön ayakları kuma saplandığı için, yine düştü. Atını zorlukla kurtardı. Sürâka'nın morali iyice bozulmuştu. Rasûlullah (s.a.s.)'den özür diledi. Yazılı bir emânnâme alarak geri döndü; diğer tâkipçileri de "ben aradım, boşuna yorulmayın, bu tarafta yok..." diyerek geri çevirdi.(134)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eslemoğullarından Büreyde de, Kureyşin ilân ettiği mükâfâtı alabilmek için Rasûlullah'ı tâkibe başlamıştı. Fakat ilk görüşte, yanındakilerle beraber Müslüman oldu. Daha sonra başındaki beyaz sarığı çözerek mızrağının ucuna bağladı. "Sizin gibi şanlı bir kafile bayraksız gitmez. İzin verirseniz ilk alemdârınız olayım" diyerek ta Kuba Köyü'ne kadar Rasûlullah (s.a.s.)'e bayraktarlık yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra, Şam'dan Mekke'ye dönmekte olan bir ticâret kafilesine rastladılar. Kafilede bulunan, ilk 8 Müslümandan Avvâm oğlu Zübeyr, Rasûlullah (s.a.s.) ve Ebû Bekir'e beyaz elbiseler giydirdi.(135) Ve Medine'lilerin kendilerini sabırsızlıkla beklediklerini haber verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)'ın yola çıktığı Medine'de duyulmuştu. Bu yüzden Medineliler, Rasûlullah (s.a.s.)'i karşılamak üzere her sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı. 12 Rabiulevvel /23 Eylül 622 Pazartesi günü yine öğleye kadar beklemişler, sıcak bastırınca ümitlerini kesip dönmüşlerdi. Bu esnâda bir iş için evinin yüksek kulesinden etrafı seyreden bir Yahûdî, beyazlar giyinmiş bir kafilenin uzaktan gelmekte olduğunu gördü ve yüksek sesle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte günlerdir yolunu beklediğiniz devletli geliyor, diye haykırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- MEDİNE'YE VARIŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Hz. Peygamber (s.a.s.) Kuba'da&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medineliler derhal silahlanarak, bir bayram sevinci içinde yollara döküldüler. Rasûlullah (s.a.s.)'i Medine'ye bir saat uzaklıkta Kuba Köyünde karşıladılar. Rasûlullah (s.a.s.) burada Amr b. Avf Oğulları'nda 14 gece misâfir kaldı.(136) Bu esnâda Kur'ân-ı Kerîm'de "takvâ üzere yapıldığı" bildirilen Kuba Mescidi'ni binâ etti ve burada namaz kıldı.(137)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.)'den 3 gün sonra tek başına yola çıkmış olan Hz. Ali de, gündüzleri gizlenip, geceleri yürüyerek, Kuba'da iken kafileye yetişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) İlk Cuma Namazı ve İlk Hutbe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 gün sonra, bir cuma günü Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz devesine bindi. Karşılamağa gelenlerle muhteşem bir alay içinde Medine'ye hareket etti. Yolda "Sâlim b. Avf oğulları"na âit "Rânûnâ Vâdisi"nde öğle vakti oldu. Rasûlullah (s.a.s.) burada arka arkaya iki hutbe okuyarak ilk Cuma Namazını kıldırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hutbede Allah'a hamd ve senâ ettikten sonra:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey nâs, ölmeden önce Allah'a tevbe ediniz, fırsat elde iken iyi işlere koşunuz. Allah'ı çok anmak, gizli ve âşikâr çok sadaka vermek sûretiyle O'nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz. Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görürsünüz, kaçırdıklarınızı tekrâr elde edersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliniz ki, Cenab-ı Hakk, içinde bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum yerde Cuma namazını kıyâmete kadar, üzerinize farz kıldı. Hayâtımda veya benden sonra, -âdil veya zâlim- bir imamı olduğu halde, önemsiz gördüğü veya inkâr ettiği için kim bu namazı terkederse, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve hiç bir işine hayır vermesin. Biliniz ki, böylesinin, tevbe etmedikçe, ne namazı, ne zekâtı, ne haccı, ne orucu, ne de herhangi bir iyiliği Allah katında bir değer taşır. Ancak, kim tevbe ederse Allah tevbesini kabûl eder.(138)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Nâs, kendinize âhiret için azık hazırlayıp önceden gönderin. Hepiniz ölecek ve sürünüzü çobansız bırakacaksınız. Sonra Rabbınız, -arada tercümân veya perdedâr olmaksızın- bizzat:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sana benim peygamberim gelip haber vermedi mi? Ben sana mal vermiş, ihsânda bulunmuştum. Sen bunlardan âhiretin için ne gönderdin? diye soracaktır. O kimse sağına, soluna bakacak, hiç bir şey göremeyecek. Sonra önüne bakacak, orada Cehennem'i görecek. Öyleyse yarım hurma ile de olsa, kendini ateşten korumağa gücü yeten, bunu yapsın. Buna gücü yetmeyen, bâri güzel sözle kendini kurtarsın. Çünkü bir iyiliğe 10'dan 700 katına kadar sevap verilir. Allah'ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun.(139)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.s.) birinci hutbeyi böylece bitirdikten sonra ikinci hutbede de şunları söylemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder. O'ndan yardım dileriz. Nefislerimizin şerlerinden ve kötü işlerimizden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidâyet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola koyamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim. O birdir, eşi , ortağı ve benzeri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerin en güzeli, Allah Kitabı (Kur'ân-ı Kerîm) dir. Allah'ın kalbini Kur'ân ile süslediği, küfürden sonra İslâm'a soktuğu, Kur'ân'ı diğer sözlere tercîh eden kimse felâh bulup kurtulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ın sevdiğini seviniz. Allah'ı bütün kalbinizle (can ve gönülden) seviniz. Allah Kelâmı Kur'an'dan ve zikrinden usanmayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ın Kelâmına karşı kalbiniz katılaşmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız Allah'a kulluk edip ibâdetinizde O'na hiç bir şeyi ortak yapmayınız. O'ndan hakkıyla sakınınız. Yaptığınız iyi şeyleri dilinizle doğrulayınız. Aranızda Allah'ın rahmet ve merhametiyle sevişiniz. Allah'ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun.(140)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medine'de Karşılanışı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuma namazından sonra Rasûlullah (s.a.s.) Medine'ye hareket etti.(141) Medine, târihinin en önemli gününü yaşıyordu. Halk bayram sevinci içinde, Kuba'dan itibâren yolu iki taraflı doldurmuştu. Kadınlar şiirler söylüyor, çocuklar "Rasûlullah geldi, Rasûlullah geldi" diye bağrışıyor, küçük kızlar def çalarak şenlik yapıyorlardı. Medine halkı, Rasûlullah (s.a.s.)'in gelişinden duyduğu sevinci, hiç bir şeyden duymamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes Peygamber Efendimizi kendi evinde misâfir etmek istiyor, "Ey Allah'ın Rasûlü, bize buyurunuz... "diyerek deveyi durdurmak istiyorlardı. Rasûlullah (s.a.s.) ise, kimseyi gücendirmemek için devesini serbest bırakmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Siz deveyi kendi hâline bırakınız. O memurdur, emrolunduğu yere gider," diyerek dâvet edenlerden izin istiyordu. Nihâyet deve, hâlen "Mescidü'n-Nebi"nin bulunduğu boş arsada çöktü, Rasûlullah (s.a.s.) inmedi. Deve kalkarak bir kaç adım gittikten sonra geri dönüp ilk çöktüğü yere yeniden çöktü, bir daha kalkmadı. Rasûlullah (s.a.s.) üzerinden inerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Akrabamızdan en yakın kimin evi?" diyerek etrâfındakilere sordu. Zeyd oğlu Hâlid.(142)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İşte evim, işte kapısı, buyurunuz Yâ Rasûlallâh... diyerek Rasûlullah (s.a.s.)'i dâvet etti. Peygamber Efendimiz böylece Hz. Hâlid'in misâfiri oldu. Bu misâfirlik "Mescidü'n-Nebî"nin inşâatı tamamlanıncaya kadar 7 ay devam etti.(143)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Muhammed, Hz. Muhammet, Hz. Muhammet'in hayatı, Peygamberimizin hayatı yaşamı, islamın doğuşu yayılışı, islamiyetin doğması yayılması, Bedir Savaşı Hendek Savaşları, Medine'ye Hicret, Dini videolar, dinsel islami resimler, hac umre filmleri, Kâbe Hac Yolculuğu, ilahiler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-2637196673880578384?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/2637196673880578384/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=2637196673880578384' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/2637196673880578384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/2637196673880578384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-9.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 9'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-3965882726768357305</id><published>2008-05-07T02:46:00.008+03:00</published><updated>2009-06-01T01:42:28.548+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 4</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font color="#000099" size="5"&gt;HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN PEYGAMBERLİK DEVRİ (610-632)&lt;/font&gt; &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (s.a.s.) 40 yaşında &lt;strong&gt;Peygamber&lt;/strong&gt; oldu. 23 yıllık Peygamberlik döneminin 13 yılı Mekke'de, 10 yılı Medine'de geçti. Bu itibârla Peygamberlik devresinin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;a)&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt; Nübüvvet'den Hicret'e kadar devâm eden 13 yıllık süresine "&lt;strong&gt;Mekke Devri&lt;/strong&gt;" (610- 622);&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;b)&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt; Hicretten vefâtına kadar olan 10 yıllık süresine de "&lt;strong&gt;Medine Devri&lt;/strong&gt;" (622-632) denir.&lt;br /&gt;(Nübüvvet= Peygamberliğin başlaması)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------------------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#000099" size="5"&gt;MEKKE DEVRİ&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;I- HZ.MUHAMMED (S.A.S.)'İN PEYGAMBER OLUŞU&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;1- HİRA'DA İNZİVÂ&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;Eskiden beri Mekke'deki hanîf ve zâhitler, &lt;strong&gt;Recep&lt;/strong&gt; ayında inzivâya çekilirlerdi. Her biri, Mekke'nin 3 mil (bir saat) kuzeyinde &lt;strong&gt;Hira (Nûr) dağında&lt;/strong&gt; bir köşeye çekilir, &lt;strong&gt;tefekküre&lt;/strong&gt; dalardı. (49)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40 yaşlarına doğru &lt;strong&gt;Hz. Peygamber&lt;/strong&gt; (s.a.s.)'in kalbinde de bir yalnızlık sevgisi belirdi. O da &lt;strong&gt;Hira&lt;/strong&gt; (Nûr) Dağında bir mağaraya çekilip, günlerce orada kalıyor, &lt;strong&gt;Cenâb-ı Hakk&lt;/strong&gt;'ın sonsuz kudret ve azametini düşünerek O'na ibâdet ediyordu. Giderken azığını da berâberinde götürüyor, bitince evine dönüyor, sonra tekrar gidiyordu. Böylece Cenâb-ı Hakk, O'nu büyük vazifesine hazırlıyordu. Zaman zaman "&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Sen Allah elçisisin..."&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt; diye kulağına sesler geliyor, fakat etrafta hiç bir şey göremiyordu.(50)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ilâhî vahyin başlangıcı, sâdık rüyâlar şeklinde oldu. Gördüğü her rüya, olduğu gibi çıkıyordu. (51) Bu hâl, altı ay kadar devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;font color="#cc0000"&gt;2-İLK VAHY&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;610 yılı Ramazan ayının(52) Kadir Gecesinde,(53) ridâsına bürünüp Hira'daki mağarada düşünmeye dalmış olduğu bir sırada, bir sesin kendisini ismi ile çağırmakta olduğunu duydu. Başını kaldırıp etrafına baktı; kimseyi göremedi. Bu sırada her tarafı ansızın bir nûr kaplamıştı; dayanamayıp bayıldı. Kendisine geldiğinde karşısında vahiy meleği &lt;strong&gt;Cebrâil&lt;/strong&gt;'i gördü. Melek O'na: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Oku&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" Dedi. Hz. Muhammed (s.a.s.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Ben okuma bilmem&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;", diye cevap verdi. Melek, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i kucaklayıp, güçsüz bırakıncaya kadar sıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Oku&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" diye emrini tekrarladı. Hz. Muhammed (s.a.s.) yine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Ben okuma bilmem..."&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt; cevâbını verdi. Melek emrini tekrarlayıp üçüncü defa Hz. Peygamber (s.a.s.)'i sıktıktan sonra "&lt;strong&gt;el-Alak&lt;/strong&gt;" Sûresi'nin ilk beş âyetini okudu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;font color="#006600"&gt;&lt;strong&gt;Yaratan Rabb'ının adiyle oku. O, insanı alak'tan (aşılanmış yumurtadan) yarattı. Oku, kalemle (yazmayı) öğreten, insana bilmediğini belleten Rabb'ın sonsuz kerem sahibidir.&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;font color="#000000"&gt;" &lt;/font&gt;(El-Alak Sûresi, 1-5).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meleğin arkasından Hz. Peygamber (s.a.s.)'de bu âyetleri tekrarladı. Heyecanla mağaradan çıkarak evine geldi. Yolda ilerlerken gök yüzünden bir sesin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Ya Muhammed... Sen Allah'ın elçisisin, Ben de Cibril'im&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" dediğini duydu. Başını kaldırdığı zaman, Cebrâil'i gördü.(54) Korku içinde evine vardı. Eşi Hz. Hatice'ye:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;Beni örtünüz, çabuk beni örtünüz&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;" dedi. Bir müddet dinlenip heyecânı geçtikten sonra, gördüklerini Hz. Hatice'ye anlattı, “&lt;strong&gt;&lt;font color="#006600"&gt;kendimden korkuyorum&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;”, dedi. Hz. Hatice, O'nu şu ölmez sözlerle teselli etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Öyle deme. Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen , akrabanı gözetirsin. İşini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, Fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misâfiri ağırlarsın. Hak yolunda zuhûr eden olaylarda halka yardım edersin..." (55)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#cc0000" size="4"&gt;3- VARAKA'NIN SÖZLERİ&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatice daha sonra Hz. Peygamber (s.a.s.)'i amcazâdesi Nevfel oğlu &lt;strong&gt;Varaka&lt;/strong&gt;'ya götürdü. Varaka hanîflerdendi. Tevrât ve İncil'i okumuş, İbrânî dilini ve eski dinleri bilen bir ihtiyardı. Varaka Peygamberimiz (s.a.s.)i dinledikten sonra:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Müjde sana yâ Muhammed, Allah'a yemin ederim ki sen Hz. İsâ'nın haber verdiği son Peygambersin. Gördüğün melek, senden önce Cenâb-ı Hakk'ın Musâ'ya göndermiş olduğu Cibril'dir. Keşke genç olsaydım da, kavminin seni yurdundan çıkaracağı günlerde sana yardımcı olabilseydim... Hiç bir Peygamber yoktur ki, kavmi tarafından düşmanlığa uğramasın, eziyet görmesin..." (56) dedi. Aradan çok geçmeden Varaka öldü.&lt;br /&gt;(http://peygambertarihi.blogspot.com/)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;Vahiy, ilk vahiyler, peygamberlik kavramı, &lt;br /&gt;-------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-3965882726768357305?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/3965882726768357305/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=3965882726768357305' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/3965882726768357305'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/3965882726768357305'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-4_07.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 4'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-4447867568512341538</id><published>2008-05-07T02:32:00.007+03:00</published><updated>2009-06-01T01:44:09.841+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekke Medine Hicaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Peygamberin Hayatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kâbe'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 3</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;III- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)´İN EVLİLİK DÖNEMİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;1- TİCÂRET HAYÂTI&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün Mekke'liler gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasıyle birlikte ticâret yapıyordu. Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı. Sözünde durmadığı, yalan söylediği, başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu, bir kimseyi incittiği, asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere destan olmuştu. Bu yüzden Mekke'liler O'na "&lt;strong&gt;el-Emîn&lt;/strong&gt;" (her konuda güvenilir kişi) diyorlardı. O'nun bu yüksek ahlâkını öğrenen Kureyş'in zengin kadınlarından &lt;strong&gt;Hatice&lt;/strong&gt;, kendisine sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti. Böylece Peygamber (s.a.s.) ile Hatice arasında ticâret ortaklığı başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;2- HZ. HATİCE İLE EVLENMESİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kureyşin Esed oğulları kolundan Huveylid kızı Hatice zeki, dirâyetli, şeref ve asâlet sâhibi, 39-40 yaşlarında zengin ve güzel bir hanımdı. Daha önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı. Kureyş'in ileri gelenlerinden pek çok isteyenler olmuş, fakat hiç biri ile evlenmemişti. Güvendiği kimselere sermâye vererek ticâret ortaklığı yapıyor, böylece servetini artırıyordu. Yüksek ahlâk ve âli-cenâblığı sebebiyle, kendisine Müslümanlıktan önce "&lt;strong&gt;Tâhire&lt;/strong&gt;" denildiği gibi, müslümanlıktan sonra da "&lt;strong&gt;Haticetü'l-Kübra&lt;/strong&gt;" denilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Hatice bir ticâret kafilesiyle Peygamberimiz (s.a.s.)'i Şam'a gönderdi. Kölesi Meysere'yi de hizmetine verdi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.) Şam'a kadar gitmedi; malları Busra'da satarak geri döndü. Çünkü Bahîra'nın ölümünden sonra yerine geçen Râhip Nestûra da, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Şam'a gitmesini uygun bulmamıştı.(40)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç ay kadar sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü. Hz. Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu. Daha sonra araya vasıtalar girdi; evlenmeleri kararlaştırıldı. Bu esnâda Hz.Muhammed (s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40 yaşlarındaydı.(41)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nikâh, Hatice'nin amcazâdesi, Varaka oğlu Nevfel tarafından Hz. Hatice'nin evinde kıyıldı. Ebû Tâlib ile Varaka birer hitâbede bulunarak, her iki âilenin üstünlük ve meziyetlerini dile getirdiler.(42) Esâsen, Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Hz. Hatice'nin nesebleri Kusayy'da birleşir. Hz. Hatice'ye 20 dişi deve mehir verildi.(43) Nikâhtan sonra develer kesilerek dâvetlilere ziyâfet çekildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlenmelerinden sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.), Hz. Hatice'nin evine geçti. Örnek ve mutlu bir âile yuvası kurdular. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e derin bir saygı ve sevgi ile bağlıydı. Peygamberliğinden önce olduğu gibi, Peygamberlik devrinde de en büyük yardımcısı oldu. Yüksek ve eşsiz ruhlu bir hanım olduğunu gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz (s.a.s.)'de ondan son derece memnundu. O devirde çok evlilik âdet olduğu ve bir çok teklifler aldığı ve aralarında yaş farkı da bulunduğu halde, Hatice'nin ölümüne kadar, onun üzerine evlenmedi; ölümünden sonra da onu hep hayırla andı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;3- HZ. PEYGAMBER (S.A.S)'İN ÇOCUKLARI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz (s.a.s.)'in &lt;strong&gt;Hz. Hatice&lt;/strong&gt;'den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla, Kaasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah adlarında altı çocuğu oldu. Araplarda ilk çocuğun adı ile künyelendirme âdet olduğundan, Hz.Peygamber (s.a.s.)'e de "&lt;strong&gt;Ebü'l-Kaasım&lt;/strong&gt;" denildi. Kaasım ile Abdullah küçük yaşta öldüler. Kızları büyüdüler. Fakat Fâtıma'dan başka hepsi de babalarından önce vefât ettiler. Yalnız Fâtıma, Peygamber (s.a.s.)'in vefâtından sonra altı ay daha yaşadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Rasûl-i Ekrem&lt;/strong&gt; (s.a.s), kızlarının en büyüğü &lt;strong&gt;Zeyneb&lt;/strong&gt;'i Ebu'l-Âs ile evlendirdi. Ebü'l Âs, Müslüman olmadığı için, Zeyneb'in hicretine izin vermemişti. Bedir Savaşında esir düştü. Zeyneb'i Medine'ye göndermek şartı ile serbest bırakıldı. Daha sonra Müslüman olarak Medine'ye geldi. Zeyneb'i tekrar aldı.(44)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rukiyye ile Ümmü Gülsüm'ü, amcası &lt;strong&gt;Ebû Leheb&lt;/strong&gt;'in oğullarından Utbe ve Uteybe ile evlendirmişti. İslâmiyetten sonra Ebû Leheb, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e olan düşmanlığı sebebiyle oğullarına eşlerini boşamaları için baskı yaptı. Onlar boşadıktan sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Rukiyye'yi Hz. Osman'la evlendirdi. Rukiyye'nin ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm'ü nikâhladı. Bu yüzden, Peygamberin iki kızıyla evlenmiş olan Hz. Osman'a "iki nûr sâhibi" anlamına "&lt;strong&gt;Zi'n-nûreyn&lt;/strong&gt;" denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En küçük kızı Fâtıma'yı ise &lt;strong&gt;Hz. Ali&lt;/strong&gt; ile evlendirdi. &lt;strong&gt;Hasan ve Hüseyin&lt;/strong&gt;, Hz. Fâtıma'nın çocuklarıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in nesli, Hz. Fâtıma ile devâm etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz (s.a.s.)'in Mısırlı eşi &lt;strong&gt;Mâriye&lt;/strong&gt;'den de İbrâhim adlı bir oğlu olmuş, fakat Hicretin 10'uncu yılında henüz iki yaşına girmeden ölmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;4- KÂBE'NİN TÂMİRİNDE HAKEMLİĞİ (605 M.)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. İbrâhim&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Hz. İsmâil&lt;/strong&gt; tarafından yapılmış olan &lt;strong&gt;Kâbe&lt;/strong&gt;, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel suları ile harabolmuş, tâmir edilmesi gerekmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kureyşliler, Kâbe binasını yıkarak, yeniden yapmaya karar verdiler. Yardımlar toplandı, gerekli malzeme temin edildi. Hz. İbrâhim'in yaptığı temele kadar yıkarak, duvarları yeniden örmeğe başladılar. Ancak; "&lt;strong&gt;Hacer-i Esved&lt;/strong&gt;"i (ya da &lt;strong&gt;Hacer-ül Esved&lt;/strong&gt;) yerine koyma sırası gelince anlaşamadılar. Kureyş'in bütün büyük aileleri, bu şerefin kendilerine âit olmasını istiyordu. Anlaşmazlık dört gün sürdü, kan dökülmek üzereydi ki,(45) Kureyş'in en ihtiyarı &lt;strong&gt;Ebû Ümeyye&lt;/strong&gt; veya Huzeyfe b. Muğîre "Harem kapısından ilk girecek zâtın hakem yapılarak, onun vereceği karara uyulmasını" teklif etti.(46) Bu teklif kabul edildi. Az sonra kapıdan Hz. Muhammed (s.a.s) girmişti. Buna o kadar sevindiler ki, "el-Emîn, el-Emîn, O'nun hakemliğine râzıyız..." diye bağrıştılar.Yanlarına gelince, durumu anlattılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine Hacer-i Esved-i koyduğu yaygının uçlarını Kureyşin ulularına tutturdu; hep berâber, konulacağı yere kadar taşıdılar. Hz. Peygamber (s.a.s.)'de taşı alıp yerine yerleştirdi. Anlaşmazlığın bu şekilde çözümlenmesi herkesi memnûn etti. Böylece büyük bir felâket önlenmiş oldu.(47)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olay, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in zekâ ve dirâyeti yanında, O'nun Mekkeliler arasındaki sonsuz itibâr ve güvenini de göstermektedir. Bu esnâda &lt;strong&gt;Rasûl-i Ekrem&lt;/strong&gt; (s.a.s.) 35 yaşında idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâbe'nin tâmirinde &lt;strong&gt;Hz. Peygamber&lt;/strong&gt; (s.a.s.) de bizzât çalışmış, taş taşımış, hatta bu yüzden omuzları yara olmuştu. Bir defasında, amcası Abbâs'ın sözüne uyarak, taş acıtmasın diye elbisesini incinen omuzuna topladığında, vücûdu açılıverince baygın halde yere düşmüştü. Rasûlullah (s.a.s.) o andan sonra hiç üryân görülmemiştir.(48)(http://peygambertarihi.blogspot.com/)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;-------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;Evlenmek, islamda evlilik, aile kurumu, eş zevce koca, medeni nikah, dinî nikâh, imam nikahı, eş seçmek, doğru eşi bulmak, kutsal aile müessesesi&lt;br /&gt;-------------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-4447867568512341538?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/4447867568512341538/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=4447867568512341538' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/4447867568512341538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/4447867568512341538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-3_07.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed - 3'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-8455938479805250762</id><published>2008-05-07T01:05:00.012+03:00</published><updated>2009-06-01T01:45:23.121+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kâbe'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed Öncesi</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;İSLÂMİYETTEN ÖNCE ARABİSTAN&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197906727814221330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8tUBTTkJ1Pk/SCKsoRb6zhI/AAAAAAAAANA/qjKT51hsnZU/s400/islamiyetin-dogusu-sirasinda-arabistan-cevresi.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;1— ARAPLARIN DURUMU&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz &lt;strong&gt;Hz. Muhammed&lt;/strong&gt; (s.a.s.) Arap yarımadasının &lt;strong&gt;Hicaz&lt;/strong&gt; bölgesinde, &lt;strong&gt;Mekke&lt;/strong&gt; şehrinde doğdu. O'nun hayâtını ve insanlık târihinde yaptığı büyük inkılâbı kavrayabilmek için, yaşadığı asırda &lt;strong&gt;Arabistan&lt;/strong&gt;'ın genel durumunun ve Arapların yaşayışlarının, ana hatları ile de olsa, bilinmesinde fayda vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâmiyet'ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yaşıyorlardı. Her kabîle, diğerlerinden ayrı bir devlet gibiydi. &lt;strong&gt;Kabîle&lt;/strong&gt; başkanına "&lt;strong&gt;Şeyh&lt;/strong&gt;" deniyordu. Hicaz ve &lt;strong&gt;Yemen&lt;/strong&gt; bölgelerinde bazı şehirler kurulmuşsa da, genellikle çöllerde çadır ve göçebe hayâtı geçiriyorlardı. Hicaz bölgesinde üç önemli şehir, Mekke, Yesrib (&lt;strong&gt;Medine&lt;/strong&gt;) ve &lt;strong&gt;Tâif&lt;/strong&gt;'ti. Mekke'de &lt;strong&gt;Kureyş&lt;/strong&gt; Kabîlesi, Tâifte &lt;strong&gt;Sakîf&lt;/strong&gt; Kabîlesi, Yesrib (Medine) de &lt;strong&gt;Evs&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Hazreç&lt;/strong&gt; adlı Arap kabîleleri ile Kaynukaoğulları, Nadîroğulları ve Kurayzaoğulları olmak üzere üç yahûdi kabîlesi bulunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer kabîleler genellikle göçebe idiler. Kabîleler arasında kan davası ve sınır anlaşmazlıkları gibi sebepler yüzünden savaş eksik olmazdı. Yalnızca yılın dört ayında (Muharrem, Recep, Zilka'de ve Zilhicce aylarında) harbetmezlerdi. Bu aylara "&lt;strong&gt;eşhür-i hurum&lt;/strong&gt;"(1) (savaşılması, kan dökülmesi haram olan hürmetli aylar) denir. Bu esnâda, bütün kabîleler güvenlik içinde seyâhat edebildikleri için, genellikle büyük panayırlar bu aylarda kurulurdu. Mekke'nin hâkimi, &lt;strong&gt;Kâbe&lt;/strong&gt; ve civârındaki putların koruyucusu oldukları için Kureyş kabîlesi, diğer bütün kabîlelerden saygı görürdü. Bu sebeple Kureyşliler, senenin her mevsiminde diledikleri yere seyâhat edebiliyorlardı.(2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicaz bölgesindeki panayırların en önemlileri, Mekke civârında kurulmakta olan Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz panayırlarıydı. Bu panayırlara ülkenin dört bir yanından akın akın gelenler arasında satıcılar, iffetsiz kadınlar, şâirler, hatipler, kâhinler ve çeşitli dinlere mensup kimseler de bulunuyordu. Tâif'le Nahle arasında kurulmakta olan Ukaz panayırında, şiir yarışmaları yapılır; beğenilip derece alan şiirler, Kâbe'nin duvarlarına asılırdı. Bu şekilde Kâbe duvarında asılmış olan yedi ünlü kasideye "&lt;strong&gt;el-Muallekatü's-seb'a&lt;/strong&gt;" (Yedi Askı) denilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlıktan önce, Arapların çoğunluğu &lt;strong&gt;putperest&lt;/strong&gt;ti. Yapmış oldukları bir takım heykellere ilâh diye tapıyorlardı. En önemli putlar, Hubel, Lât, Menât, Uzzâ, Vedd, Suva', Yeğûs, Yeûk ve Nesr adlarını taşıyanlardı. Mekke'de Kâbe ve civârına 360 kadar put yerleştirilmişti. Her kâbîlenin ayrı bir putu, her putun özel bir ziyâret günü vardı. Böylece yılın her gününde putlarını ziyârete gelenlerle dolup taşan Mekke, bir ticâret merkezi olduğu kadar, putperestliğin de merkezi hâline gelmiş bulunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arabistan'da putperestlerden başka, Mûsevî, Hıristiyan, Mecusî (ateşe tapan) ve Sâbiî dinlerine mensup kimseler de vardı. Bunlardan başka, çok az sayıda, Hz. İbrahim'in tebliğinden o devre ulaşan dinî esasları benimsemiş tek Tanrı inancında olan "&lt;strong&gt;Hanîf&lt;/strong&gt;"ler vardı. Nevfel oğlu Varaka, Cahş oğlu Abdullah, Huveyris oğlu Osman ve Sâide oğlu Kuss bunlardandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâmiyetten önce Arap Yarımadasının kuzeyinde (Sûriye'de) "Nebtî", güneyinde (Yemen'de) "Himyerî", Irak'ta ise "Süryânî" yazıları kullanılıyordu. Hicaz Arapları Sûriye ve Irak'a ticâret için yaptıkları seyâhatlarda Arapça'yı Nebtî ve Süryânî yazıları ile yazmayı öğrendiler. Daha sonraki asırlarda, Nebtî yazısından "Nesih"; Süryânî yazısından da "Kûfî" denilen yazı sitilleri doğmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, Araplar arasında okuyup yazma bilenlerin sayısı son derece azdı. Cömertlik, konukseverlik, sözde durma, düşmanları bile olsa kendilerine sığınanları himâye, cesâret.. gibi bazı iyi hasletleri yanında, soygunculuk, faizcilik, zenginleri üstün, fakirleri hor görme, içki ve kumar düşkünlüğü, kabilecilik gayreti ile kan dökme gibi son derece çirkin âdetleri de vardı. Hele köle ve kadınlara insan değeri vermezlerdi. Kadınlar, ölen kocasından, babasından ve diğer yakınlarından mirâs alamadıkları gibi, kendileri mirâs malları arasında, mirâscılara kalırdı. Erkekler istedikleri kadar kadınla evlenebilirlerdi. Fuhuş âdeta meslek hâline gelmişti. Bu yüzden bazı kimseler kız çocuklarını diri diri kumlara gömecek derecede vahşet göstermişlerdi.(3)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İslâmiyetin doğuşu&lt;/strong&gt; sırasında yalnız Araplar ve Arabistan değil, bütün dünya, zulüm, sefâhet ve cehâletin karanlığı içindeydi. Maddî ve rûhî sıkıntılar içinde bunalmış olan insanlık, bir mürşit, bir kurtarıcı beklemekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'ân-ı Kerîm "&lt;strong&gt;Câhiliyet Devri&lt;/strong&gt;" (ya da &lt;strong&gt;Cahiliyye Devri&lt;/strong&gt;) denilen bu karanlık dönemi, "İnsanların kendi elleriyle işledikleri kötülükler yüzünden, fesat (her tarafı kapladı) karada ve denizde yayıldı."(4) ifâdesiyle en vecîz bir şekilde anlatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;2—MEKKE VE KÂBE&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeryüzünde Allah'a ibâdet için yapılan ilk binâ, bütün namazlarda &lt;strong&gt;kıblegâh&lt;/strong&gt; olarak yönelmekte olduğumuz &lt;strong&gt;Kâbe&lt;/strong&gt;'dir.(5) Allah'ın emriyle Hz. İbrâhim ve oğlu Hz. İsmâil tarafından(6) Milattan 2000 yıl kadar önce Mekke'de yapılmıştır.(7) Tavâfa başlama yerinin işâreti olmak üzere, Kâbe'nin güney-doğu köşesi (Rükn-i Hacer-i Esved) nde bulunan "&lt;strong&gt;Hacer-i Esved&lt;/strong&gt;" denilen siyah taşı Hz. İbrâhim, Ebu Kubeys dağından getirerek hâlen bulunduğu köşeye koymuştur. İnşaatın tamamlanmasından sonra Hz. İbrâhim ilk tavâfı oğlu Hz. İsmâil'le beraber yapmış, bütün insanları &lt;strong&gt;hacca&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;Kâbe'yi ziyârete&lt;/strong&gt; dâvet etmiştir.(8)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekke şehri, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in büyük dedelerinden Kusayy tarafından, Kâbe'nin inşâsından çok sonra kurulmuştur. Allah'a ibadet için yapılmış olan Kâbe, zamanla "Tevhid İnancı"nın unutulmasıyla, putlarla doldurulmuş; Mekke puperestliğin merkezi hâline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;a) Mekke ve Kâbe ile İlgili Özel Vazifeler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekke şehrini kuran Kusayy, şehrin idâresi, Kâbe'nin bakımı ve Kâbe'yi ziyârete gelenlere hizmetle ilgili bazı görevler ihdâs etti. Bu hizmetler Hz. İsmâil'in neslinden olan kimseler tarafından yerine getiriliyordu. Bu hizmet ve görevlerden bir kısmı şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;1- Hicâbe:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Kâbe'nin perdedarlığı ve anahtarlarını taşıma görevidir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;&lt;strong&gt;2- Sikâye:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Kâbeyi ziyârete gelenlerin suyunu temin etme ve Zemzem kuyusuna bakma görevidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;3- Rifâde:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Kâbeyi ziyâret için Mekke'ye gelenleri ağırlama, barındırma ve muhtaçlara yardımcı olma hizmetidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;4- Nedve:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Kusayy tarafından yapılan "Dâru'n-Nedve" adlı istişâre meclisi binâsında yapılan toplantılara başkanlık etme görevidir. Savaş, sulh ve memleketin diğer bütün önemli işlerinin kararı, burada yapılan toplantılarda verilirdi. Kırk yaşından küçük olanlar, bu meclise alınmazlardı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;5- Livâ:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Savaş zamanında ve askerin toplanmasında sancağı taşıma görevidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;6- Kıyâde:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Savaşta askere komuta etme görevidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;7- Sefâre:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Aynı toplum içindeki fertler veya kabîleler arasında meydana gelen çekişmelerde hakem olarak arabulma hizmetidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;8- Hazine-i emvâl:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Savaş için hazırlanan silâh, mal ve âletleri muhâfaza etme görevidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;9- Ezlâm:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Oklar ile fal bakma işidir. Kâbe'nin üzerine konulmuş olan Hubel adlı putun yanında üç fal oku vardı. Birinde: "emeranî rabbî" (Rabbım bana emretti); diğerinde "nehânî rabbî" (Rabbım bana yasak kıldı), yazılıydı. Üçünçüsü ise boştu. Yapacağı iş konusunda karar veremeyen kişi, ezlâm işiyle görevli kimse aracılığı ile bu oklardan birini çekerdi. Birinci ok çıkarsa, tasarladığı işi yapar, ikincisi çıkarsa o işten vazgeçerdi. Üçüncüsü çıkarsa, o işi bir yıl erteler, ertesi sene falı yenilerdi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;10- Nezâre:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Bir yerden başka bir yere nakledilecek eşyayı kontrol ve muâyene ettikten sonra "taşıma ruhsatı" verme görevidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araplar arasında her biri büyük bir şeref sayılan bu hizmet ve görevlerin hepsi Kusayy'ın elinde toplanmışken daha sonra Kureyş arasında dağılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;b) Zemzem Suyu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. İbrâhim, Milâttan yaklaşık 2000 yıl kadar önce, Irak'ta Sümer şehirlerinden "Ur" sitesinde dünyaya geldi. Peygamber olduktan sonra, halkı tek Allah'a imâna dâvet ettiği için, &lt;strong&gt;Bâbil&lt;/strong&gt; Hükümdârı &lt;strong&gt;Nemrut&lt;/strong&gt; tarafından ateşe atıldı. Fakat &lt;strong&gt;Allah&lt;/strong&gt;'ın emri ile ateş onu yakmadı.(9) Kendisine imân eden İbrâni'lerle Filistin'e göçtü. Bir ara &lt;strong&gt;Mısır&lt;/strong&gt;'a gitti, orada da kendisine imân eden kimse bulamadığı için, tekrar &lt;strong&gt;Filistin&lt;/strong&gt;'e döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. İbrâhim, karısı Hâcer ile henüz annesini emmekte olan oğlu Hz. İsmâil'i Allah'ın emri ile Filistin'den alıp, Mekke'ye, Kâbe'nin bulunduğu yere götürdü. Onlara bir dağarcık hurma ve bir kırba su bırakarak yanlarından ayrılıp Filistin'e döndü. O esnâda, henüz Kâbe yapılmamış, Mekke şehri kurulmamıştı. Etrâfta ne insan, ne su, ne de hayat işâreti vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. İbrâhim, eşi ve çocuğundan ayrılıp onları göremeyecek kadar uzaklaştıktan sonra, Kâbe'nin bulunduğu yere yönelerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Rabbımız, zürriyetimden bir kısmını senin kutsal evinin yanında, ekin bitmez (çorak), bir vâdi içinde yerleştirdim. Rabbımız, (beyt'inde) namaz kılmaları için, insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları meyvelerle rızıklandır..."(10) diye duâ etti ve uzaklaşıp gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlarındaki hurma ve su bittikten sonra, Hâcer çocuğunu olduğu yerde bırakıp, bir can yoldaşı görebilmek ve birkaç yudum su bulabilmek ümidiyle &lt;strong&gt;Safâ&lt;/strong&gt; ile &lt;strong&gt;Merve&lt;/strong&gt; tepeleri arasında gidip geldiği esnâda bir melek, ökçesiyle &lt;strong&gt;Zemzem&lt;/strong&gt; suyunu ortaya çıkarmıştı. Hâcer bu sudan kana kana içti, çocuğunu emzirdi ve Allah'a hamdetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;c) Mekke Şehrinin Kurulması&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. İsmâil, daha sonra bu bölgeye yerleşen "Cürhümîler" den bir kızla evlendi. Kendisi İbrânî, Cürhümîler Yemenli Âribe (halis) Araplarındandı. Bu sebeple İsmâiloğullarına "müsta'rabe (arablaşmış) arabları" denilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemen'de "&lt;strong&gt;Seylü'l-arim&lt;/strong&gt;"(11) denilen sel felâketinden sonra bu bölgeye gelen Huzâa Kabîlesi, &lt;strong&gt;İsmâiloğulları&lt;/strong&gt;nın da yardımı ile, Cürhümîleri Mekke'den sürüp çıkardılar. Cürhümîler, Kâbe'ye hediye edilmiş olan altın geyik heykelleri ile diğer kıymetli eşyayı Zemzem kuyusuna atıp, üzerini toprakla doldurduktan sonra, kuyuyu belirsiz hâle getirerek Mekke'den kaçtılar. Bu yüzden Zemzem kuyusu uzun müddet kapalı kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekke bölgesinin hâkimiyeti ve Kâbe muhafızlığı üç asır kadar Huzâalılarda kaldıktan sonra Kilâb (Hâkim)' in oğlu Kusayy, milâdî 5 inci asırda Kâbe muhafızlığını ele geçirdi. Kureyş'in başına geçerek, Huzâalıları bu bölgeden çıkardı. &lt;strong&gt;Kâbe'nin etrâfında bugünkü Mekke şehrini kurdu.&lt;/strong&gt; Ölümünden sonra kabîle başkanlığı ve Kâbe muhâfızlığı oğlu Abdimenâfa, ondan da oğlu &lt;strong&gt;Hâşim&lt;/strong&gt;'e kaldı. Haşim ticâret için gittiği Şam seferinde Gazze'de ölünce, rifâde (ziyâretçileri ağırlama ve barındırma) ve sikaye (ziyâretçilere su temin etme) vazifelerini küçük kardeşi &lt;strong&gt;Muttalib&lt;/strong&gt; (Hz. Muhammed'in büyük dedesi) üzerine aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;d) Şeybe'nin adı Abdülmuttalib kaldı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâşim, Medine'de Hazrec kabîlesinin Neccâr oğulları kolundan Amr kızı Selmâ ile evlenmiş, "&lt;strong&gt;Şeybe&lt;/strong&gt;" adında bir oğlu olmuştu (Hz. Muhammed'in dedesi). Selmâ Medine'den ayrılmadığından, Şeybe de Medine'de dayılarının yanında büyümüştü. Hâşim'in vefâtından sonra, amcası Muttalib O'nu Mekke'ye getirdi. Mekkeliler Muttalibin yanında tanımadıkları bir çocuk görünce, Şeybeyi Muttalib'in kölesi sanarak, Ona "&lt;strong&gt;Abdülmuttalib&lt;/strong&gt;" dediler. Bu yüzden Şeybe, Abdülmuttalib adıyla anıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;e) İki Kurbanlığın Oğlu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülmuttalib, 10 oğlu olduğu takdirde, bunlardan birini Allah için kurban etmeyi adamıştı.(12) Bu eski âdet, bize Hz. İbrâhim'in gördüğü bir rüyâ üzerine oğlu Hz. İsmâil'i kurban etmek istemesini(13) hatırlatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülmuttalib, çeşitli zevcelerinden 10 oğlu olunca aralarında kur'a çekerek adağını yerine getirmek istedi. Kur'a sonucuna göre, ileride &lt;strong&gt;Rasûlullah&lt;/strong&gt; (s.a.s.)'in babası olacak olan &lt;strong&gt;Abdullah'ın&lt;/strong&gt; kurban edilmesi gerekiyordu. Bir arrafe (kadın kâhin)nin tavsiyesine uyularak, belirli sayıda deve ile Abdullah arasında kur'a çekildi. Kur'a Abdullah'a düştükçe, develerin sayısı onar onar arttırılarak, yeniden çekildi. 10 deve ile başlayan kur'a çekimi, develerin sayısı 100 olunca nihâyet develere isâbet etti.(14) Böylece Abdullah'ın yerine 100 deve kurban edildi. Bu olaya ve neslinden geldiği Hz. İsmail'in kurban edilmesi teşebbüsüne işâretle Rasûlulllah (s.a.s.) Efendimizin:&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Ben iki kurbanlığın oğluyum&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;" (15) buyurduğu nakledilmiştir. O zamana kadar 10 deve olan diyet (öldürülen bir kimsenin kan bedeli) de, bu olaydan sonra, 100 deveye yükselmiştir.(16) İslâm Hukuku'nda kan bedelinin 100 deve olması, zamanla örf hâline gelen bu olaya dayanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;f) Zemzem Kuyusunun Temizlenmesi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muttalib'in ölümünden sonra, kabîle başkanlığı ile Rifâde ve Sikâye hizmetleri Abdülmuttalib'e verilmişti. Abdülmuttalib, Zemzem'in yerini bulup yeniden kazdırdı. Cürhümîlerin Mekke'den kaçarken kuyuya attıkları altın geyik heykelleri, kılıç ve zırhlar çıkarılarak kuyu temizlendi. Zemzem kuyusunun idâresi, Abdülmüttaliboğullarında kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;3- FİL VAK'ASI (Ebrehe'nin Kâbe'ye Saldırması) (571 M.)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habeşistan Krallığı'nın Yemen Vâlisi &lt;strong&gt;Ebrehe&lt;/strong&gt;, Hıristiyanlığı Arabistan'da yaymak ve Arapları Kâbe ziyâretinden vazgeçirmek için, San'a'da muhteşem bir kilise yaptırmıştı. Fakat, Araplardan bu kiliseye ilgi gösteren olmadı. Üstelik, Kinâne Kabîlesi'nden bir Arap, bir gece gizlice kilise içine pisledi. Ebrehe bunu bahâne ederek büyük bir ordu ile ve misilleme olarak &lt;strong&gt;Kâbe'yi yıkmak&lt;/strong&gt; üzere Mekke üzerine yürüdü. Arapların bu orduya karşı koyabilecek güçleri yoktu. Mekkeliler şehri boşaltarak etraftaki dağlara çekildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebrehe, Mekke yakınlarında karargâhını kurdu. Kureyş Kabîlesinin reisi olan Abdülmuttalib'e elçi göndererek, kan dökmek üzere değil, sâdece Kâbe'yi yıkmak için geldiğini bildirdi. Bu esnâda Ebrehe'nin öncü kuvvetleri Mekkelilerin sürülerini yağmalayıp ordugâha götürmüşlerdi. Bunlar arasında Abdülmuttalib'in de yüz devesi vardı. Abdülmuttalib, Ebrehe'ye giderek yağmalanan sürülerin geri verilmesini istedi. Ebrehe:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Ben, Kâbe'yi yıkmamam için ricâya geldiğini sanmıştım. Görüyorum ki sen, develerinin derdindesin, bunu sana yakıştıramadım..." deyince, Abdülmuttalib büyük bir vakarla:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-" Ben, develerin sâhibiyim, onları istiyorum. Kâbe'nin de sâhibi var. O'nu sâhibi koruyacaktır"&lt;/strong&gt; diye cevap vermişti. Bu cevap karşısında Ebrehe, Abdülmuttalib'in develerini ve Mekkelilerin yağmalanan bütün mallarını geri verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kur'an-ı Kerîm&lt;/strong&gt;'de de açıklandığı üzere, Ebrehe amacına ulaşamadı. Kâbe'yi yıkmak üzere hücûma geçileceği sırada, Ebrehe'nin her seferinde berâberinde bulundurduğu Mamut adlı büyük fil ile diğer filler her türlü çabaya rağmen, diz çöküp oldukları yerde kaldılar; Kâbe yönüne yürümediler. Bu esnâda gök yüzünde beliren sürü sürü kuşlar, ağızlarında ve pençelerinde taşıdıkları küçük taşları Kâbe'ye hücûma hazırlanan askerlerin üzerine bıraktılar. Ebrehe'nin büyük ordusu bir anda perişan oldu.(17) Büyük bir kısmı orada telef oldu. Kaçıp kurtulabilen askerlerin bir kısmı ile Ebrehe San'a'ya döndü ise de, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak çok geçmeden öldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ebâbil&lt;/strong&gt;, Arapça'da "bölükler, sürü, sürüler" demektir. Kelime, Kur'ân-ı Kerim'de &lt;strong&gt;Fil Sûresi&lt;/strong&gt;'nin üçüncü âyetinde geçmektedir. Fil sûresinde olay şöyle anlatılmaktadır: "&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Görmedin mi Rabbin fil sahiplerine ne yaptı? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üstlerine sürü sürü kuşlar gönderdi. Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı. Nihâyet onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;" (el-Fil, 105/1-5).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebrehe'nin askerlerine taş yağdıran bu kuşlara, "&lt;strong&gt;Ebabil Kuşları&lt;/strong&gt;" denmiştir. Ordu'nun önünde yürüyen filler sebebiyle, tarihte bu hâdiseye "&lt;strong&gt;Fil Vak'ası&lt;/strong&gt;", bu olayın meydana geldiği seneye de "&lt;strong&gt;Fil Yılı&lt;/strong&gt;" denilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu &lt;strong&gt;Fil Olayı&lt;/strong&gt;, gerçekleştiği sırada, Hz. Muhammed'in doğumuna 50 (veya 52) gün kalmıştır.&lt;br /&gt;(&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;http://peygambertarihi.blogspot.com/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------------------------------------------------------------------------------------&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Peygamberler Tarihi, Enbiya, Nebi, islamiyet öncesi, Cahilliye, Cahiliye Devri, Kuran, Kur'an-ı Kerim&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;PEYGAMBERLER TARİHİ, ENBİYA, NEBİ, İSLAMİYET ÖNCESİ, CAHİLİYE, FİL VAKASI, EBABİL KUŞU&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;------------------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;a href="http://www.success4woman.com" target="_blank"&gt;Success for Woman&lt;/a&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7058138982621063855-8455938479805250762?l=peygambertarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/feeds/8455938479805250762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7058138982621063855&amp;postID=8455938479805250762' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/8455938479805250762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7058138982621063855/posts/default/8455938479805250762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://peygambertarihi.blogspot.com/2008/05/hz-muhammed-ncesi.html' title='Peygamberler-Tarihi--Hz. Muhammed Öncesi'/><author><name>Necdet Başar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8tUBTTkJ1Pk/SCKsoRb6zhI/AAAAAAAAANA/qjKT51hsnZU/s72-c/islamiyetin-dogusu-sirasinda-arabistan-cevresi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7058138982621063855.post-487353715984995885</id><published>2008-05-07T00:27:00.030+03:00</published><updated>2009-06-01T01:51:08.363+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kur&apos;an-ı Kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peygamberler Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Namaz Oruç Hac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kâbe'/><title type='text'>Peygamberler-Tarihi--Dipnotları</title><content type='html'>Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--Peygamberler-Tarihi--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8tUBTTkJ1Pk/SCFa-fceSMI/AAAAAAAAAMo/8EOJTwdgCyw/s1600-h/Peygamberimizin-Hayati.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197535474601576642" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8tUBTTkJ1Pk/SCFa-fceSMI/AAAAAAAAAMo/8EOJTwdgCyw/s400/Peygamberimizin-Hayati.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hz. Muhammed'in Hayatı Metninde Geçen&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;D İ P N O T L A R I :&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonraki bölümlerde, metin içinde geçen "&lt;strong&gt;dip notu&lt;/strong&gt;" numaralarının açıklamalı karşılıklarını burada bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Genellikle kitabın sonuna veya her bölümün son kısmına konan bu açıklamaları, metnin rahat okunmasını sağlamak için ayrı bölüm halinde düzenledik ve dikkatinizden kaçmasını önlemek için, bu &lt;strong&gt;giriş&lt;/strong&gt; bölümüne yerleştirdik. Peygamberimizin hayatını okumaya başlamadan önce, bu bölümü “ayrı bir sayfada” açarak, metin içinde yeri geldikçe, buraya bakabilirsiniz. Böylece hem daha rahat bir okuma, hem de tam bilgilenme sağlamış olacaksınız. İyi okumalar dileriz.(&lt;a href="http://peygambertarihi.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;http://peygambertarihi.blogspot.com/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;------------------------------------------------------------------------------------------&lt;/p&gt;&lt;p&gt;///////////////////////////////////////////////////////////////////////////////&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;(1) "Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah' a göre ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü hürmetli aylardır. (et-Tevbe Sûresi,36)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(2) "Kureyş kabîlesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır. Öyleyse, kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren şu Beyt'in (Kâbe'nin ) Rabbine kulluk etsinler." (Kureyş Sûresi, 1-4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(3) Bkz. Sünenü'd-Dârimî, 1/3, Beyrut, ts. "Aralarında birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman, içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenmeye çalışır. Şimdi onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hüküm veriyorlar." (en-Nahl Sûresi, 58-59. Ayrıca bkz. ez-Zuhruf Sûresi, 17; et-Tekvîr Sûresi,8-9)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(4) Bkz. er-Rum Sûresi, 41&lt;br /&gt;(5) Bkz.Âl–i İmrân Sûresi, 96&lt;br /&gt;(6) Bkz. el-Bakara Sûresi, 127&lt;br /&gt;(7) Kâbe, Hicretten, yaklaşık 2793 yıl önce yapılmıştır. (Mahmut Esad, Tarih-i Din-i İslâm,2/7)&lt;br /&gt;(8) Bkz. el-Hacc Sûresi, 27-29&lt;br /&gt;(9) Bkz. el-Enbiyâ Sûresi, 69-70&lt;br /&gt;(10) Bkz. İbrâhim Sûresi, 37&lt;br /&gt;(11) Bkz. es-Sebe' Sûresi,16&lt;br /&gt;(12) İbn Hişâm, 1/160; İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, 2/5; İbn Sa'd, et-Tabakat, 1/88&lt;br /&gt;(13) Bkz. Saffât Sûresi, 102-110&lt;br /&gt;(14) İbn Hişâm, 1/160-164; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2 /6-7&lt;br /&gt;(15) el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafa, 1/199 (Hadis No.606), Beyrut 1351&lt;br /&gt;(16) İbn Hişâm, 1/163&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;(17) "Kâbe'yi yıkmağa gelen fil sâhiplerine, Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların kötü plânlarını (hile ve düzenlerini) boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine sert taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Sonunda onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yapıverdi". (Fil Sûresi, 1-5) Rasûlllah (s.a.s.) Efendimiz, Fil Vak'ası'ndan 52 gün kadar sonra dünyaya geldiği için bu olayı görmemişti. Fakat bu Sûre indiği esnâda bu olay o kadar iyi biliniyordu ki, hayatta olanlardan, olayı görmemiş olanlar da sanki görenler kadar olaydan haberdardı. Bu sebeple Hz. Muhammed (s.a.s.) olay sırasında henüz dünyaya gelmemiş olduğu halde "görmedin mi?" buyrulmaktadır. Burada görmek , "bilmek ve duymak" anlamında kullanılmıştır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;(18) Siyer ve İslâm Târihi müellifleri, Rasûlüllah (s.a.s.)'in doğumunun Rebiülevvel ayında bir pazartesi günü sabaha karşı olduğunda genellikle ittifak etmişlerse de, ayın kaçıncı günü olduğu konusunda birleşememişlerdir. Rasûlüllah (s.a.s.) 1 Rebiülevvel 11 H./27 Mayıs 632 M. târihine rastlayan Pazartesi günü öğleden sonra vefât etmiştir. (Bkz. Tecrid Tercemesi,9/298 ve 11/5-6) Sahih hadislerde, Peygamber (s.a.s.) Efendimiz'in 63 yaşında vefât ettiği belirtilmiştir (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/298, Hadis No. 1442 ve 11/33, Hadis No.1671) Rasûlüllah (s.a.s.)'in, Hz. Mâriye'den olan oğlu İbrâhim'in vefât ettiği gün, güneş tutulmuştu. (Bkz. Buhârî, 2/29-30; Tecrid Tercemesi, 3/428, Hadis No. 547) Mısır'lı Muhammed Felekî Paşa, yaptığı hesaplama ve araştırma sonucu, bu tutulma olayının, Milâdi 632 yılının 7 Ocak günü saat 8.30'a rastladığını tesbit etmiştir. Rasûlüllah (s.a.s.)'in vefâtı, 1 Rebiülevvel 11 H/27 Mayıs 632 M. Pazartesi günü olduğuna göre, Muhammed Felekî Paşa bu tarihten 63 kameri yıl geri giderek, Rasûlüllah (s.a.s.)'in doğumunun 9 Rebiülevvel/20 Nisan 571 veya 2 Rebiülevvel/13 Nisan 571 pazartesi olması gerektiği sonucuna varmıştır. (Bkz. Asr-ı Saadet 1/191). &lt;/p&gt;&lt;p&gt;(19) Peygamberimizin en meşhûr ve Kur'an-ı Kerim'de geçen isimleri; "Muhammed" ve "Ahmed"dir. Muhammed (s.a.s.) ismi Kur'ân-ı Kerîm'de 4 yerde (Âl-i İmrân Sûresi 144, Ahzâb Sûresi 40, Muhammed Sûresi 2 ve Fetih Sûresi 19); Ahmed ismi ise 1 yerde (Saf Sûresi, 6) geçmektedir. Fetih Sûresinde bu ism–i şerif, ayrıca "Rasûlüllah" olarak vasıflanmıştır. Saf Sûresinin 6. âyetinde ise: "Meryem oğlu İsâ: Ey İsrâiloğulları! Doğrusu ben, benden önce indirilen Tevrât'ı tasdik edici, benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygemberi de müjdeleyici olarak, Allah'ın size gönderilmiş bir peygemberiyim demişti..." buyrulmuştur. Bu ayet-i celilede Hz. İsâ'nın, kendinden sonra "Ahmed" adında bir peygamberin geleceğini müjdelediği bildirilmektedir. Bugün elimizde, Hz. İsâ'ya indirilen İncil'in orjinal nüshası bulunmayıp, ondan çok sonraki târihlerde kaleme alınmış muharref nüshalar bulunduğundan Hz. İsâ tarafından verilen bu müjdenin aslını bugünkü İncillerde aynen bulmak mümkün olmamaktadır. Ancak Yunanca'dan Türkçe'ye çevrilen Yuhanna İncili'nin 14. babı'nın 26 âyeti şöyledir: "Baba'dan size göndereceğim "Tesellici", "Babadan çıkan hakikat Ruhu geldiği zaman benim için o şehâdet edecektir." Burada geçen "Tesellici" kelimesi, İncilin Yunancasında "Faraklit" dir. İncil'in eski Arapça tercemelerinde bu kelime "Hammâd" veya "Hâmid" olarak terceme edilmiştir. Nitekim bir kısım Hıristiyan bilginleri de bu kelimeyi "Hammâd, yani çok hamd eden kimse olarak açıklamışlardır ki aşağı yukarı "Ahmed" anlamındadır. İncil'deki "Faraklit" kelimesini "Tesellici" diye terceme etmiş de olsalar, Hz. İsâ ile Hz. Muhammed (s.a.s.) arasında bilinen bir peygamber bulunmadığına ve günümüze kadar da zuhûr etmediğine göre, Hz. İsâ'nın gönderileceğini bildirdiği "Tesellici" veya "Faraklit" Rasûlüllah (s.a.s.) den başka kim olabilir? (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-293, Hadis No: 1439 ve izâhı.) Buhârî'nin Cübeyr b. Mut'ım'den rivâyetine göre, Hz. Peygamber (s.a.s)'in eski kutsal kitaplarda, eski ümmetlerce bilinen üç adı daha vardır: Mâhi, Hâşir, Âkıb. Bu konuda şöyle buyurmuştur: "Bana âit beş yüce isim vardır. Ben Muhammed ve Ahmed'im. Ben Mâhi'yim, ki Allah benim (nübüvvetim)le küfrü izâle edecektir. Ben Hâşir'im ki (kıyamet gününde) insanlar benim ardımdan haşrolunacaklardır. Ben Âkib'im, Çünkü peygamberlerin sonuyum. (Buhârî 4/11;Tecrid Tercemesi, 9/291, Hadis No: 1439; Müslim, 4/1827, Hadis No: 2354. Rasûlüllah (s.a.s.)'in diğer isimleri için bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-294 ve 10/43) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;(20) Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Adnân'a kadar kesintisiz bilinen nesebi sırasıyla şöyledir: Abdullah, Abdülmuttalib, Hâşim, Abdümenâf, Kusayy, Kilâb, Mürre, Kâab, Lüey, Galib, Fihr (Kureyş), Mâlik, en-Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike, İlyâs, Mudar, Nizâr, Meadd, Adnân, 
